Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Cesur gazeteci görev başında

Polisiye yazan ender kadın yazarlarımızdan Sibel Köklü, genç gazeteci kahramanı Rüya Keskin'in yeni macerası Geçmişe Kapanan Kapılar 'la kitapçı vitrinlerindeki yerini aldı

Giriş Tarihi: 19.6.2010 ABONE OL
İlk kitabı Yalan Dünya ile edebiyat dünyasına adım atan genç kadın yazarlarımızdan Sibel Köklü, İthaki Yayınları'ndan çıkan, romantik macera tadındaki yeni polisiye kitabı Geçmişe Kapanan Kapılar'la okurlarıyla yeniden buluştu. 'Rüya Keskin Polisiye Serisi'nin ikinci kitabı olan Geçmişe Kapanan Kapılar, günümüzde polis, mafya, medya üçlüsünün bir prototipi adeta.
- Rüya Keskin'in ikinci macerasıyla yine raflardasınız. Kadın olmak ve polisiye yazmak hakkında ne söylemek istersiniz? - Polisiye yazmaya devam etmek istiyorum. Çünkü bu ülkede polisiye edebiyatı için malzeme tükenmiyor. Bazen kurgulanan şey, günlük hayatı aşamıyor. Kadın ve polisiye birbirine uzak kavramlar değil. Kadınlar için zor bir alan olarak görülen kan, gözyaşı, şiddet, mafya gibi ilişkiler, Türkiye'de kadınların da öznesi olduğu bir dünya. Mafya denilen şey, kadınların ana meta olduğu bir mecra. Rüya Keskin Türk edebiyatındaki ilk gerçek kadın gazeteci karakteri, sanırım bu kadar sevilmesinin nedeni de bu sahiciliği. Çünkü Rüya Keskin çoğunlukla gerçek hayattan esinlenerek yarattığım bir kadın.
- Aslında Agatha Christie gibi müthiş bir kadın polisiye yazarı varken, kadınların polisiyeyle ilişkilerinin yadırganması da tuhaf değil mi? - Agatha Christie'nin farkı şu: Onun kitaplarında hikâyeler daha çok kapalı mekânda geçer. O mekânın içinde ilişkiler çözülmeye çalışılır. Ben öyle yazmıyorum, belli bir mekâna bağlı değilim. Klasik polisiyeyi sevmeme rağmen, yazarken onun kurallarına çok uyduğum söylenemez. Çünkü klasik polisiyede bir matematik vardır, birtakım ipuçları verilir, onlar toplanır ve bir sonuca varılır. Ben birtakım işaretlerin peşinden gitmiyorum, kahramanıma maceralar yaşatmayı seviyorum daha ziyade.
- Rüya Keskin nasıl bir kadın? - Güçlü, ayaklarının üstünde durabilen, korkmadan olayların üstüne gidebilen ve onları çözmeyi kafasına koyan bir kadın gazeteci. İdealize bir karakter gibi görülebilir. Çünkü Türkiye'de kadınlar zor koşullarda yaşıyor. Bir kadının evinden dışarı çıkması bile zorken, birtakım organize örgütlerin içine girip onların ilişkilerini çözmeye çalışmak her kadının harcı değil. Bu anlamda Rüya'nın biraz daha yerli yerine oturduğunu düşünüyorum.
- Uzun süre gazetecilik yapmanız, Rüya Keskin'in karşılaştığı olaylarda bir esinlenme yaratmış sanırım... - Evet, esinlenmeyi de çok yadırgamıyorum kendi adıma. Birçok yazar romanlarında tamamen kendi kurgusuyla davranabilir, edebiyatı var olanın dışındaki şeyleri yazmak olarak tarif edebilirler ama benim öyle bir kaygım yok. Ben yazdıklarımın gerçek hayatın içinden olmasını seviyorum ve öyle yazıyorum. Oturup fantastik bir şey yazmıyorum.
- Rüya Keskin'in geleneksel gazetecilik yöntemleriyle haberi takip etmesi de şimdiki gazetecilere verilen bir mesaj sanki... - Her şey o kadar değişti ki. 1993'te gazeteciliğe başladığımda cep telefonu yoktu, faks vardı. Haberlerimizi daktiloyla yazardık. Meslekteki ilk günümde daktilonun sert tuşlarına vurmaktan akşam bileklerimi sarmak zorunda kalmıştım. Şimdi gazeteciler haberleri yazıyorlar ve istedikleri yerden gönderiyorlar, gazeteye gitmelerine bile gerek kalmıyor. Teknoloji, gazetecilik yapış tarzını çok etkiledi. Eskiden polis muhabirleri telsiz dinlerdi, şimdi 3G telefonla bir yerden bir yere görüntü gönderilebiliyor, canlı yayın aracına bile gerek kalmıyor. Ben eskiyi seven bir insanım. Klasik gazetecilik yöntemlerini o yüzden kitabımda Rüya Keskin'in çalışma yöntemi olarak öne çıkardım. Ama benim eskiyi ve klasiği sevme tarzım sadece kitapla da sınırlı değil, günlük ilişkilerde de tercihim öyle. Eskiden insanlar aşk yaşarken bir duygu yoğunluğuyla davranırdı, şimdi bakıyorum insanlar birbirlerini MSN'de terk ediyor. Her şey giderek ucuzlaşıyor ve kötüleşiyor.

Etkilenmemek için Ahmet Ümit okumadım
- Rüya'nın tesadüfen tanıştığı bir iyi polis var, Cengiz... - Cengiz'i daha ayrıntılı yazmayı tercih etmedim, çünkü biraz daha kurcalasaydım kötüye dönüşecekti sanki ve ben iyi polislerin de olduğuna inanmak istiyorum. - Mafya babasının neden bir adı yok? - 'Memleketin en ünlü mafya babası', o kendini bilir (gülüyor). Kitapta buna benzer tercihlerim var, 'şehrin en ünlü meydanı' gibi. Herkes Taksim'i bilmek zorunda değil ve bazı şeyleri tanımlayıp, herkesin gözüne sokmaya gerek yok. - Beğendiğiniz polisiyeler var mı? - Dashiell Hammett'in Türk Sokağındaki Ev'ini severim, bence Gülün Adı yazılmış en iyi polisiyedir, Türk yazarlardan Esmahan Aykol'u çok severek okurdum, ama nicedir polisiye yazmayı bıraktı. Ahmet Ümit'in polisiyelerini etki altında kalmamak için okumadım, ama İstanbul Hatırası'nı seveceğimden eminim.

Kitaplarımda aşk da var
- Ne oldu da polisiye yazmaya karar verdiniz? - İlk kitabımı 2003 yılında yazmaya başladım. Yazmak benim için terapi gibiydi. Sıkıntılı bir dönemimdi, büyük bir gazetede çalışıyordum ve akşamları eve gelip kendi dünyamı yaratıyordum. - Niye mesela aşk romanı değil, tarih romanı değil de polisiye roman? - İki polisiye yazdım ama aslında ikisinde de aşk vardı bana kalırsa. Hatta ben ilk kitapta 'Bu ne kardeşim, beyaz dizi mi yazıyorsun?' eleştirisi de bekliyordum ama kimse böyle bir şey söylemedi. Beyaz diziler benim çocukluğumda bütün kadınların fenomeniydi, elden ele gezerdi, herkes hayal ettiği aşkları o kitaplar aracılığıyla yaşardı. Benim kitaplarımda da nahif bir şekilde de olsa aşk var galiba. Hele bu ikinci kitapta daha nahif kalıyor, çünkü gerçekleşmeden yarım kalan bir aşk var. - Neden yarım bir aşk? - Rüya Keskin biraz platonik yaşıyor aşklarını. Günümüz dünyasında artık kimse bunu tercih etmiyor, tam tersi insanlar önce birlikte oluyorlar, ondan sonra 'Bir bakalım olacak mı?' diyorlar. Ben belki de bugünkü hayattan, kirlenmekten korktuğum için, bir şeyler de biraz masum kalsın istedim. - Hepimiz Rüya'nın mutlu olmasını istiyoruz artık ama... - Ben de istiyorum. Hatta kitap bittiğinde Rüya mutsuz olduğu için sonunu değiştirsem mi diye de düşündüm ama bir yandan da bu arabesk tarzı sevdiğime karar verdim. Hatta yayınevine kitabı teslim ettiğimde 'Benim bu kitapla işim bitmiştir, Rüya'nın hesabı mahşere kalsın,' dedim. - Rüya yaşadıklarının hesabını sormayan biri mi? - Rüya'nın bu tavrı pasiflik olarak da görülebilir ama cidden bazı hesapları da sonraya bırakmak gerekir.

ARKADAŞINA GÖNDER
Cesur gazeteci görev başında
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
SON DAKİKA