Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Muhalefet etmek için CHP'nin planı ve projesi olmalıymış. Vardı yahu, vardı! Seçimden önce yok muydu? Orta Anadolu'ya, Ankara'yla Yozgat arasına mı yoksa Nevşehir- Kırşehir taraflarına mı, sır gibi saklı tutulan biryerlere (çünkü kendileri de bilmiyorlardı!) paketleme sanayii kuracaklardı (oysa altmışlı yıllarda "montaj sanayii" diye dalga geçerlerdi...) Ecevit'in Köykent'i gibi yapay bir "paketkent", Kemalingrad!
Burada 25 bin yurt dışından doktoralı genç çalışacak (ülkemizde yurt dışında doktora yapmış insan sayısı 517'den ibaretti), Çin'den getirtecekleri malları paketleyip paketleyip Azerbaycan'a satacaklardı. Paketlemeyi niçin Çinliler'in kendilerinin yapmadığı, Şanghay-Baku yolunun niçin Yozgat'tan geçtiği belli değildi... Demek ki adamlarda "pilan ve puroce" yok değilmiş. "Puropağanda" da var işte, kan dökecekler! Şimdi bir CHP amigosu bir soru atmış ortaya: "Cumhurbaşkanı CHP'li olsa, AKP başkanlık ister mi?" diyor. AKP adına konuşamam çünkü AKP'li değilim. Kendi adıma şunu söylüyorum: İsterim. Kılıçdaroğlu'nun hiçbir ama hiçbir şekilde, ne halkın oyuyla ne de eskisi gibi meclis oylamasıyla cumhurbaşkanı seçilme imkan ve ihtimali yoktur ve olmayacaktır ama avukat ağzıyla "bir an için farzedelim", diyelim ki oldu...
Başkanlık sistemini gene de isterim. Çünkü sistemi tartışıyoruz, şahısları değil. Kim kazanırsa kazansın, yeter ki güçlü yönetim olsun. Fena mı, Kılıçdaroğlu devlet başkanı olsa belki pat diye iki kararname üç emirle "paket sanayii" projesini hayata geçirme imkânını bulur! Gürsel Tekin'i de içişleri bakanı yapar, Gestapo kapımıza dayanır, gazetemize el konur, biz de "Konulduk" diye kitap yazarız, kahraman oluruz. En azından "gelsin herşeyi batırsın da kalibresi iyice ortaya çıksın" diye isterim yahu! Ecevit'in iki kere, hem 1979'da hem 2001'de memleketi batırması aslında ne kadar hayırlı olmuş, acılar çekilmiş ama ilkinde Turgut Özal, ikincisinde Tayyip Erdoğan unsuru ortaya çıkmıştı. Ya da Meral Hanım kazansın da Viyana'yı alalım, istemez miyim? Peki, ben de bu CHP amigosuna bir soru sorayım:
"Eğer başkanlık sisteminde Kılıçdaroğlu'nun ya da bir başkasının, yani öyle ya da böyle 'sizin' adamınızın en küçük bir kazanma ihtimali olsaydı, o sisteme gene de bu kadar şiddetle karşı çıkar mıydınız?" Numara yapma, doğru konuş.

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

İZMİR'DEN BAŞBAKAN ÇIKARMA VAADİNİ DE AK PARTİ GERÇEKLEŞTİRDİ

AK Parti, 'Binali Yıldırım' adıyla dün sadece üçüncü genel başkanını değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin 65., AK Parti hükümetlerinin 4. başbakanını da belirledi. Prosedür pazar günü yapılacak kongre, gelecek hafta içinde de kabinenin açıklanması ve güvenoyu ile tamamlanacak. Yıldırım, 'İzmir Milletvekili' olarak başbakanlığı Merhum Menderes'ten sonra yeniden Ege'ye taşıyacak. Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun İzmir'de açtığı Başbakanlık Çalışma Ofisi de 'işlevsel' olacak. CHP'nin Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nu aday yaparak vaat ettiği "İzmir'den başbakan çıkarma"yı da AK Parti gerçekleştirdi!

'Yıldırım dönemi'nin nasıl olacağına dair temel verilerden birini, bizzat Yıldırım'ın 2002'den bu yana çizdiği Ulaştırma Bakanlığı profili oluşturuyor; hem icraatçılık hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan'la ilişkisi yönünden. Bu süreç ülkenin yatırımlar anlamında 'inşaası'nda etkili olmuştu, şimdi bunun üzerine siyasi sistem inşaası anlamında da etkili olmasını bekleyebiliriz.

Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik'in 'Yıldırım' ismini açıklarken yaptığı konuşmada ve Yıldırım'ın teşekkür konuşmasında yeni döneme ilişkin işaretler vardı.

Çelik, konuşmasında AK Parti'den bir 'dava' ve 'hareket' olarak söz etti; "Kurucu genel başkanımız ve liderimiz" vurgusuyla bu davanın liderinin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunun defalarca altını çizdi; ardından da "Sayın Cumhurbaşkanımız'la AK Parti kadroları arasında bir milim bile mesafe yoktur; dün olmamıştır bundan sonra da olmayacaktır" diyerek fiili bir partili cumhurbaşkanlığı tarifi yaptı.

Çelik, Başbakan Davutoğlu'nu da başarılı bir dönem yaşattığını vurgulayarak teşekkürle andı. Yıldırım da Davutoğlu'na özellikle teşekkür etti. Geçmişe bir kırgınlık bırakmamak, Türkiye'nin önündeki hayati sorunlarla mücadelenin aynı kararlılıkla sürdürülmesi açısından önemli.

Mustafa Kartoğlu/Star

  • 3
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Yeni Başbakan'ın kim olacağı doğal olarak siyasetçileri, devlet bürokrasisini ve devletle iş yapan girişimcileri doğrudan ilgilendiriyor. Geniş halk kitleleri içinse, yeni Başbakan'ınTürkiye'nin önündeki sorunların üstesinden gelmeye ehil bir kişi olması önemlidir... Yakın geçmişte yaşadıklarımıza bakarak, yeni Başbakan'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile aynı titreşim katsayısına sahip olmasının önemini anlamış olmamız gerekiyor. Tabii ki her insanın olduğu gibi her siyasetçinin de kendine özgü bir üslubu vardır. Ancak Türkiye'nin önündeki sorunların yoğunluğunu göz önüne aldığımızda, Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında üslup farklılıklarının değil "Kararlılık" öğesinin ön planda ele alınması gerektiğini görürüz.;
Terörle mücadelede, Gülen Örgütü'nden devlet mekanizmasının arındırılmasında ve yeni bir anayasal yapının oluşturulması konusunda Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında tam uyum, başarının ilk şartıdır. Bu gibi konularda rehavet ya da işleri savsaklamakbaşarısızlığı da beraberinde getirir. Örneğin teröristlerin bombalarının hedef aldığı kentlerde valilerin, emniyet müdürlerinin tayinlerini çeşitli hesaplarla ertelemek gibi durumlar söz konusu olmamalıdır. Bir de devlet adına verilen sözlerin tutulması ve bu konularda hemen icraata geçildiğinin görülmesi, halkta güven duygusun pekişmesini sağlar. Örneğin eğer devlet Diyarbakır'ın Sur'unu harabe halinden çıkarıp mamureye dönüştürme sözü verdiyse, bu konuda hemen somut icraata başlanmalıdır.
Dış siyasette atılması gereken adımlarda da, Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın tam uyumukaçınılmaz bir gerektir. Eğer bir yabancı "Biz Başbakan'la anlaştık, Cumhurbaşkanı'na ne oluyor ki" benzeri açıklamalarla Türkiye'yi hizaya getirmeye kalkışırsa, onun ağzının payıhemen verilmelidir. Başbakan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la yarışır gibi her gün meydanlarda ve televizyonlarda boy göstererek zamanını geçirmek yerine kendini önünde bekleyen sorunları çözmeye adarsa, başarı şansı daha da artacaktır. Türkiye'yi değiştirecek dev projelerin zamanında tamamlanması, ekonominin darboğazlarına zamanında müdahale edilmesi, Başbakan'dan beklenenler listesindedir. Binali Yıldırım'ın bu sıraladığımız koşulları gerçekleştirmesini bekliyor ve ona başarı diliyoruz.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 4
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Binali Yıldırım, tıkandıkları anda büyükşehir belediyelerinin de imdadına yetişen bir isim. Sıkışılan noktalarda metro gibi pek çok projeyi Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tamamladı. Yıldırım'ın bir özelliği de siyaset başarısı. O yüzden AK Parti'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adaylığı için O'nun ismi ön plana çıkmıştı. İzmir'e etkili bir isim olduğu için gönderildi. Başarılı da oldu, partisinin oyunu yükseltti. Bu yönde daha pek çok özelliğini sıralamak mümkün…
Başarılı, fakat mütevazı… Binali Yıldırım bir ekip adamı. Bireysel olarak öne çıkmayı sevmiyor. Altına imza atıp, gerçekleştirdiği projelerle konuşuyor. "Ben" kelimesinden çok "biz" kelimesini kullanıyor. Başbakanlığı döneminde kabinenin bir üyesi olarak Ahmet Davutoğlu ile de uyumlu bir çalışma sergiledi.
Gerginliği ve sertliği sevmiyor. Kavgacı değil, uzlaşmacı. Zaman zaman kendisine yönelen sert eleştirilerden bile espriyle sıyrılmasını biliyor.
En önemlisi de… Türkiye'nin ortak hassasiyetleri olan terör ve paralel yapı ile mücadele konularında çizgisi net. Yerli ve milli bir isim. Tercih isabetli!
AK Parti'nin önündeki ana hedefler belli: Birincisi yeni anayasa ve başkanlık sistemi. Bir diğeri de 2023 hedefleri. Ekonomiyi büyütecek, kentsel ve sosyal kalkınmayı sağlayacak adımlar da elbette önemli. Binali Yıldırım'ın öncelikli hedefleri de bunlar olacak. Yeni Anayasa ve Başkanlık Sistemi hedefinde başarıya ulaşılırsa, kendisi de "Türkiye Cumhuriyeti'nin Son Başbakanı" unvanını alacak. Çünkü AK Parti'nin Anayasa Değişikliği Teklifi'nde Başbakanlık diye bir makam yok. Binali Yıldırım da bunu biliyor ve bu hedefi gerçekleştirmek için uğraşacak. Cumhurbaşkanlığı Külleyesi ile daha uyumlu çalışılacak… Daha hızlı kararlar alınacak… Daha çabuk hedefe ulaşmak için çaba gösterilecek.

Hızlandık, Başkanlık Sistemi'ne doğru yol alıyoruz. Tabii önümüzde ciddi engeller var. En önemsisi de terör belası. Bu beladan kurtulamazsak, Türkiye'nin ileri doğru adımlar atması ve hedefe ulaşması zor. Binali Yıldırım, işte bu yüzden "Milletim rahat olsun, bu terör belasını gündemden çıkaracağız" dedi. İlk mesajını terör konusunda vererek, bir kararlılık vurgusu yaptı.

Emin Pazarcı/Akşam

  • 5
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

AK Parti'nin yeni Genel Başkanı ve Türkiye'nin yeni Başbakanı Binali Yıldırım'ın yolu açık olsun. Başka her parti için çok zor geçecek bir süreci böyle yumuşak biçimde atlatabilen her siyasi teşkilata şapka çıkartılır. Oysa küçük çocuklar bile biliyor artık.
İktidara gelişinden bu yana çok badire atlattı AK Parti. Hiçbir partinin başına gelmeyecek şeyler yaşadı. Çekinmeden adını koyalım; hem dışardan, hem içerden darbe girişimlerine maruz kaldı. Eski Türkiye'nin vesayet rejimiyle savaşırken "paralel örgüt"ün vesayeti altına girme tehlikesini büyük güçlüklerle atlatmıştı ki... Bu kez de benim "büyük paralel" dediğim küresel tezgâhçılara yakın kesimlerin partiyikurcalamaya başladıklarına şahit olduk. Peki AK Parti nasıl oluyor da, bu zorlukları (bazen tavır almakta geç kalarak da olsa!) hırpalanmadan atlatabiliyor?

Bu sorunun iki cevabı var. Birincisi, Ömer Çelik'in dünkü açıklamasında yatıyor. Malum, Binali Yıldırım'ın adını açıklarken parti sözcüsü Çelik şöyle dedi: "AK Partikadroları ile Cumhurbaşkanımız arasında bir milim mesafe yoktur." Fakat parti teşkilatında canla başla çalışan herkes eminim içinden şunu geçirecektir: Keşke bu ifadenin kastettiği kesinliği ve manayı geçtiğimiz 20 ay boyunca da yaşayıp hissedebilseydik! Sorunun diğer cevabı da şu: AK Parti 20. yüzyıl tipi bir "kadro partisi" veya basitçe "delege örgütü" değil. Çünkü hâlâ milletin, seçmenin, demokratik iradenin siyasal ifadesi niteliğini sürdürüyor. Seçmen ile lider Erdoğan hâlâ AK Parti üzerinden el tutuşuyor!

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 6
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

AK Parti'nin 14 Ağustos 2001'de kurulmasından kısa bir süre evvel "Yenilikçi Hareket" içinde yer alan, ancak partinin isminin ve programının belli olmasına birkaç gün kala oradan ayrılan DYP'nin eski bakanı Meral Akşener; aradan on beş yıl geçtikten sonra "MHP'ye genel başkan" yapılmak isteniyor! 24 Temmuz 2001 tarihinde Trabzon'da "Ülkücüydüm, demokrat oldum" diye konuşan Akşener; 23 Nisan 2016'da Bursa'da "Başbakan ülkücü olacak, bu ülkeyi yönetecek!" diyordu!
Akşener, "MHP'nin başına geçmesi durumunda yüzde 25 oy alacağını" iddia ediyor. Varsayalım, söyledikleri gerçekleşse ve Meral Hanım'ın liderliğindeki MHP yüzde 25 oy alsa bile bu 'tek başına iktidar' için asla yeterli değil… Öyleyse? Akşener'e sufle edilen "siyasi tasarım" ilk genel seçimde sandıktan çıkmasını temenni ettikleri "Muhtemel bir MHP-CHP Koalisyonu"nda kendisinin Başbakan olmasıdır! İşte bu siyaset mühendisliğinin arka planında, İstanbul'un Derin Baronları ile Paralel Yapı var. MHP'deki aday adaylarından Koray Aydın dahi "Meral Hanım'ın Paralel Yapı tarafından desteklendiğini" dile getirdi.
Mehmet Moğultay, Adalet Bakanı olduğu dönemde "Beş bin kişilik kadroyu örgütlerime vermeseydim de, MHP'ye mi verseydim?" diye konuşmuştu. 1994-1995 döneminde Adalet Bakanlığı yapan Mehmet Moğultay'ın bu sözleri vaktiyle çok tartışılmıştı. Ortadoğu gazetesi yazarı Yıldıray Çiçek "MHP'ye kayyım atayan Ankara 12.Sulh Mahkemesi hâkimi Ümran Kaptan'ın Moğultay döneminde göreve başlayanlardan" olduğuna dikkat çekiyor! Paralel "Kâinat İmamı!" 18 Haziran 1999'da yayınlanan, 1995 yılına ait bir sohbetinin video görüntülerinde aynen şöyle diyordu: "İcabında mahkemenin altını üstüne getireceksiniz, avucunuza alacaksınız. Avukat da kiralayacaksınız, hâkim de!"
Aradan geçen yıllar zarfında, Paralel Yargı inşa edildi…
Yargı kararları, "Pensilvanya'nın iki dudağı" arasındaydı! 17 Aralık 2013'ten sonra Paralel Yargı'nın üzerine gidilse de, hala daha Yargı'da Paralel tesir belli ölçüde etkisini devam ettiriyor… "Görev alanında olmadığı; yetkisi bulunmadığı halde" Gemerek Mahkemesi'nin tedbir kararını kaldırmaya çabalayıp 15 Mayıs'ta MHP Kurultayı yapılabilmesi için sahneye çıkan şu Ankara İkinci İcra Hukuk Mahkemesi hâkimi de, Paralel Yapı'ya mensuptur!
Paralel'in Mister Locaefendi'si, dönemin Başbakanı Tansu Çiller'e "iki kadın milletvekilini bakan yapması için" Nurettin Veren ile haber yollamıştı: O isimler, Işılay Saygın ile Meral Akşener'dir! Akşener, 8 Kasım 1997'de İçişleri Bakanlığı'na getirilmişti.

Tamer Korkmaz/Yeni Şafak

BİZE ULAŞIN