Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bakınız bazı kişiler zavallılık yarışında nasıl dibe vurdular: Güya Recep Tayyip Erdoğan yüksek tahsilli değilmiş! (Kavram karartmak ve kafa karıştırmak için ısrarla "üniversite" dediler.) Anayasa gayet açık ve nettir: Cumhurbaşkanı olabilmek için, ister meclis seçsin ister halk, "yüksek öğrenim yapmış" olma şartı aranır. Eskiden de böyleydi, şimdi de böyledir (madde 101)... Okul bir üniversiteye "bağlı" olabilir de olmayabilir de. Yaptıkları, örneğin King's College mezunu bir adama "Cambridge mezunu değilmiş ki" ya da Balliol College mezunu bir adama "Oxford mezunu değilmiş ki" demeye benziyor.
Bu ülkede nice "Harbiye" mezunu cumhurbaşkanı geldi geçti. Harbokulu bir üniversite midir?
Galatasaray'ı bitirdiğim zaman girdiğim okulun adı Robert Kolej Yüksek Okulu'ydu. Boğaziçi Üniversitesi'ne dönüştüğü 1971 yılına kadar da binlerce mezun vermişti. Böyle bir dönüşüm olmasaydı bendeniz de "üniversite" değil "yüksek okul" mezunu olacaktım. Ne değişecekti?
İnsanın aklı almıyordu... Bunlar kafayı mı yemişlerdi? Koskoca Yüksek Seçim Kurulu o diplomayı görmeden Erdoğan'ın adaylığını nasıl kabul edebilirdi? Böyle bir şey mümkün müydü?
"Sosyal medya" adı verilen "psikopatların ruh çöplüğünden" yayılan bu zırva, mecliste "dokunulmak üzere bulunan" PKK sözcülerine bile sıçradı. Zavallılık dip yaptı: Birtakım kişiler, Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığının iptali ve yeniden seçim yapılması için YSK'ya başvurdular. Daha önce de cumhurbaşkanını mahkemeye vermeye kalkmışlar, savcıdan sunturlu bir yanıt almışlardı. Bu kadar kafasız heriflerdir.
YSK da bu zırva başvuruyu oybirliğiyle reddetti. "Noter onaylı üniversite diplomasınısunmuştur" dedi geçti. Böyle bir hezimetten sonra, böylesine madara olunca insan ne yapar? Susar, değil mi? Susmuyorlar. Gerçi çamur yıkanıp temizlendi ama biz gene de sıvayalım, belki üç-beş Cihangir salağı yutar, diyorlar. Örneğin, bakınız Fethullah'ın varakparesi ne yapıyor: YSK'nın açıklamasını hiç görmüyor. Buna karşılık, Ünivder diye bir yer varmış, onun "kadük olmuş" iddiasına bütün bir sayfa boyunca yer veriyor: "Polemik konusu yapılan bu durum içinden çıkılmaz bir hal almıştır." İçinden çıkılamayan bir yer var tabii: Düştüğünüz çaresizlik kuyusu.

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Ben bugün buraya birçok İslam ülkesinin devlet ve hükümet başkanının gelmesini çok isterdim. İşte Tayyip Erdoğan farkı burada yine ortaya çıktı. Ezilenler, haksızlığa uğrayanlar, yardıma muhtaç olanlar ve Müslümanlar neden Erdoğan'ı bu kadar çok seviyor sorusunun cevabı işte burada yatıyor.

Dünya Boks Konseyi kendisini 2012'de "boksun kralı" olarak ilan etmişti. O tarihte 70 yaşında olan Muhammed Ali'ye Meksika'da yapılan törende kral tahtına oturtulup taç takıldı. Uzun süredir Parkinson rahatsızlığı bulunan 74 yaşındaki Muhammed Ali solunum yollarındaki rahatsızlık nedeniyle hayatını hafta başında kaybetmişti.

***

Cenaze töreni yerel saatle dün 12:00'deydi. Yazımı saat farkı nedeniyle cenaze töreni öncesinde yazıyorum. Bugün de bir anma programı var. O programa da katıldıktan sonra yurda döneceğiz. Cenaze namazında Cumhurbaşkanımızla birlikte saf tutup Muhammed Ali için dua edeceğiz. Birkaç yıl önce Rusya'dan ABD'ye 15 bin Ahıska Türkü göçmen olarak gelmiş. Bu akşam Ahıska Türklerinden bu bölgede yaşayanlara iftarda misafir olacağız.

Törene, Obama kızının mezuniyeti nedeniyle katılamayacağını bildirmiş. Cenaze töreninde eski ABD Başkanı Bill Clinton ve oyuncu Billy Crystal birer konuşma yapacaklar. Törene binlerce kişinin katılması bekleniyor.

Muhammed Ali, 22 yaşından sonra bir Müslüman gibi yaşadı ve şimdi de bir Müslüman olarak ebediyete uçtu. Bir fani için büyük nimet, büyük nasip. İslam inancının Amerika kıtasında yayılmasında iyi bir rol model oldu kendisi. Allahü teala taksiratını affetsin, mekânı cennet olsun. Allah rahmet eylesin. Nur içinde yat efsane şampiyon...

Nuri Elibol/Türkiye

  • 3
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Baktık ki, artık uçuk Pensilvanya türevleri değil, bütün Batı medyası aynı yazıları kaleme alıyor; o da yetmiyor, koskoca Avrupa Parlamentosu'nun tepe isimleri bile Erdoğan'ı hedef alıyor. O halde nerede yanılmış, yanlış yapmıştık?
Şurada... Doğrudur! "Paralel örgüt" alt tarafı bir manipülasyon aygıtıdır. Batılılar gerekirse ellerinden bu maşayı atarlar. Fakat bir de "paralel yapı" var; Türkiye'yi yeni baştan dizayn etmek isteyen bir yapı. Bu yapının merkezini küresel oligarşi oluşturuyor ama dağılma korkusu içindeki "yeni Avrupa"nın bu yapıyla ilişkisini görmezden gelmemek gerekiyor.

Belki mülteciler konusuna bakarsak, daha iyi anlayabiliriz. Mülteciler, AB için ölüm kalım meselesi. Fakat geçen kış ve bahar aylarını dönüp şöyle bir hatırlayın... Mülteciler üzerinden bizi sıkıştırmaya çalışan Avrupa'ya direnen Cumhurbaşkanlığı ile Avrupa'yı rahatlatmaya çalışan bir yürütme arasındaki mesafeyi izledik gördük.
Sonra ne oldu? Merkel gitti geldi; gitti geldi. Mülteci anlaşması, vize muafiyeti falan derken Almanya tarafından masaya hesapta olmayan ama çok tanıdık bir koz sürülüverdi; 1915 tartışması. Gerçekçi olalım... Almanya bizim en büyük ticaret ortağımız ve şimdi sinirlerin bu kadar gerildiği bir ortamda pirincin taşını ayıklamaya mecbur bırakılıyoruz.

Gelin bu sefer de 2010 yılı Mart ayını hatırlayalım... O tarihte Avrupa Parlamentosu'nda 15 üye ülkeden toplam 47 parlamento üyesi "Türkiye dostları grubu" oluşturmuştu. Umut verici bir gelişmeydi. Peki şimdi ne yapıyorlar? HDP lobisiyle, Can Dündar'la falan işbirliği içinde, kendi kafalarındaki Türkiye'nin dostluğuna geçiş yaptılar. Bu arada "Almanya'daki Türklerin entegre olmayışları"nın Avrupa'nın yeni göçlere kapısını kapatması için apaçık bir örnek olduğu yeniden gündeme getirilmeye başlandı.

Peki ne yapmalı? Birincisi...
Olup bitenler karşısında "zamanla geçer" mantığıyla hareket eden diplomatik yaklaşımı rafa kaldırma zamanı gelmiştir. İkincisi ve asıl önemlisi...Hızla yeni bir Avrupa politikası oluşturmak ve bunu gecikmeden her platformda seslendirmek gerekiyor.

Haşmet Babaoğlu/Star

  • 4
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Kemal Kılıçdaroğlu protesto edildiği için ortalığı ayağa kaldırdı.

Bir kez olsun acaba dönüp kendine sordu mu; "neden hükümete değil de bana tepki?"

Öyle ya normalde bu tür bir öfkenin iki adresi vardır:

1) Terör örgütü

2) Sorumluluk mevkiinde oturanlar..

Peki vatandaş acaba hangi maddede değerlendirdi de Kılıçdaroğlu'na tepki gösterdi dersiniz?

Bak Ey CHP;

- Çakma saha raporlarıyla devleti katliamcı PKK'yı masum gösterirseniz,

- Terör örgütünün meclisteki uzantılarıyla işbirliği yaparsanız,

- Terörist cenazesine giden vekilleriniz hakkında işlem yapmazsanız,

- Teröristler için 'arkadaş' derseniz,

- Her kalkışma girişimine, 'protesto haktır' diye yaklaşırsanız...

Şehit cenazesinde adınıza bile tahammül edilemeyişine şaşırmayacaksınız.

Ersoy Dede/Star

  • 5
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Almanya Dışişleri Bakanlığı arşivlerine girip, binlerce belgeyi tarayan ve araştırmasını 2011'de "Alman-Türk Silah Arkadaşlığı ve Ermeniler" başlığı altında İletişim'den kitap olarak yayımlayan tarihçi Serdar Dinçer önemli noktalara değiniyor.
Dinçer'e göre, Alman kurmay subayların, pek çok yerde Osmanlı askeri birliklerini organize ettiği bir gerçek. 1914'te Osmanlı devletine giden, 800 subay ve 20-25 bin askerden oluşan bir Alman askeri misyonu olduğunu dile getiren Dinçer, bu misyonlardan ikisinin fiillerini belgesiyle gösteriyor. Örneğin Yarbay Eberhard Graf Wolfskeel von Reihenberg'in, Kahramanmaraş'ın Zeytun bölgesinde Ermeni çetelerinin de olduğu bölgeleri topa tutması bunlardan biri. Demiryoluyla asker sevkıyatından sorumlu olan Karl Anton Johann Eduard Boettrich'ın ise demiryolu inşaatında zorla çalıştırılan Ermenilerin tehcir edilmesi emrini imzalaması da bir diğeri.
Bu noktada ekonomik menfaatlerin de etkili olduğu söyleniyor. Örneğin o zamanlar Osmanlı topraklarında Ermenilere yönelik tutumu organize eden politikacı ve askerlerin arkasında Deutsche Bank, Krupp, Erhardt ya da Bağdat Hattı'nda çalışan bazı Alman önde gelenleri var. Bazı Alman şirketlerinin, daha sonra Varlık Vergisi benzeri dönemlere örnek olurcasına, Ermeni ve Rumları zorla çalıştırdığı da belirtiliyor.
Ayrıca Tessa Hoffman ve Wolfgang Gust gibi tarihçilerin yanı sıra Vahakn Dadrian da, 1915 olaylarındaki Alman etkisinin 'icra' noktasında olduğunda hemfikir. Örneğin Dadrian'a göre, Ağustos 1915'te Musa Dağ'a saklanan Ermeni çetelerini kuşatan Osmanlı birliklerine bir Alman subay komuta etmiş. 1915 Olaylarını 'soykırım' olarak tanıyan Alman Meclisi'nden geçen yasada, sanki Almanların etkisi 'göz yummaktan' ibaretmiş gibi anlatıldığı için bunlara değindim. Kaldı ki, tasarının ilk komisyondan geçen sene geçtiği, Türkiye-AB mülteci geri alım anlaşması sebebiyle tasarının yasalaşmasına izin verilmediği ve bu sene anlaşma çöktükten hemen sonra yasalaştırılması da Almanya'nın söz konusu tasarıyı iddia ettikleri gibi 'ahlaki bir zorunluluk'tan değil, basit bir fırsatçılıktan ötürü geçirdiğinin kanıtıdır. Bu minvalde, 1915'i soykırım diye tanımlamayan ama I. Dünya Savaşı tarihindeki toptancı ve acı bir uygulama gören birisi olarak, Almanya'nın tavrını her açıdan gayri ahlaki bulduğumu belirtmem gerekir.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 6
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Önceki gün şehit cenazesinde provokatif olduğunu düşündüğüm saldırılara maruz kalması üzerine yaptığı bir basın toplantısında Kılıçdaroğlu ağzındaki baklayı çıkarıverdi: Kendi güvenliğimizi kendimiz alırız, bakın o zaman ne oluyor!
PKK'nın Vezneciler katliamının şehitleri için Fatih Camii'nde yapılan törene katılan Kemal Kılıçdaroğlu, burada protesto edildi. Cenaze sırasında bir şehit yakını Kemal Kılıçdaroğlu'nun önüne "kurşun" bıraktı, şehit yakını olmadığı ortaya çıkan iki kişi ise Kılıçdaroğlu'nu taciz etti.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun PKK ve HDP'ye verdiği destek ortadayken, kendisinin şehit cenazelerini uğurlamak için gösterdiği gayrete anlam vermek zor fakat anlaşılmaz değil. Şöyle ki Kemal Bey'in, bir süredir olgunlaştırmaya çalıştığı "siyaset dışına çıkma ve sokağı tahrik etme" planlarına bu tür provokatif protestoları fırsat bilerek meşruiyet sağlamaya çalıştığı görülmekte.

Basın toplantısında Kemal Bey'in terör örgütlerinden miras alınmışçasına "Bir kişi ölürüz, bin kişi diriliriz" sloganı atması; "Kendi güvenliğimizi kendimiz alırız" tehdidinde bulunması rastgele söylenmiş sözler değil. Kılıçdaroğlu, partisini ufaktan ufaktan yeni bir döneme hazırlıyor, şehit cenazelerinde karşı karşıya kaldığı protestoları bahane ederek CHP'yi sokağa çıkmaya alıştırıyor.

Kılıçdaroğlu'nun "Kendi önlemimizi kendimiz alırız" sözü ne anlama geliyor? CHP, "Özsavunma birlikleri" mi kuracak? Kaos siyasetini sokağa taşırarak toplumsal kargaşa mı yaratacak? CHP, yeni bir "halk ayaklanması" mı planlıyor?
Kemal Kılıçdaroğlu'nun basın toplantısı sırasında Can Dündar'ın da "Devir özsavunma devri" twetleri atarak CHP'ye yeni bir istikamet vermeye çalıştığını hatırlatalım.

Bu coğrafyada "halk ayaklanması" modeliyle girişilen değişik darbe denemeleri yok değil. Yakın dönemin "Arap Baharı" modelini bir tarafa bırakırsak; 1953'te devrilen İran Başbakanı Musaddık, üzerinde durmaya değer bir darbe modeli. Musaddık'ın, CIA ve MI6'in hazırladığı bir "halk ayaklanması"yla devrildiği ortaya çıkmıştı. CHP Genel Başkanlık koltuğuna "kaset darbesi"yle gelen, Gezi ve 17-25 Aralık darbe girişimlerine ortaklık eden CHP liderinin şimdiden sonra aklında darbenin dışında bir oyun planının bulunduğunu söylemek zor.

Kurtuluş Tayiz/Akşam

BİZE ULAŞIN