Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Mars'a gidiş üç yıl, geliş de üç yıl sürüyor, NASA henüz becerip de hiçbir insanı gönderebilmiş değildir. Görünür bir gelecekte gönderecek de değildir. Fakat daha şimdiden mavi yolculuk düzenler gibi Mars'a "yolcu bileti kesen" uyanıklar türedi. Yüz ila iki yüz yolcu kapasiteli uçak, pardon roket kaldıracaklarmış. Yolculuk 80 gün sürecekmiş. Fakat 130 günü de bulabilirmiş, Amaç bunu 30 güne indirmekmiş. Roketin çapı 12 metre, boyu 122 metre. İçinde "restoranlar" ve "oyun alanları" var, AVM gibi mübarek. 49 adet de motoru varmış. Metan ve oksijen yakıyor. Bu yolculuk da alt tarafı on yıl sonra. "Ciddilikte" burnundan kıl aldırmayan postalcı gazeteye sorarsanız da hemen 2018 yılında!
Yalnız yolculuk etmekle kalmayacaklar, Mars'ta şehir de kuracaklarmış. 2060 yılına kadar Mars'ta "1 milyon insanın yaşayacağı" bir şehir oluşacakmış. Kılıçdaroğlu'nun yirmi beş bin yurt dışından doktoralı gencimizle Orta Anadolu'da kuracağı megakent gibi maşallah. Mars'ın "ideal nüfusunun" 1 milyar kişi olması gerektiği düşünülüyormuş.
Hesaplamışlar, yüz kişilik roketin böylece gidiş geliş toplam 10 bin sefer yapması gerekiyor. Bu yüzden de uzay aracının "yeniden kullanılabilir olması" hayati önem taşıyormuş.
İlk giden roket Mars'a iner inmez dönüş için gerekli yakıtı üretmek üzere bir "enerji santralı" da kurmak zorundaymış tabii. Biletler şimdilik kişi başına 200 bin dolar, yani 600 bin lira. İleride sürümden kazanacaklar, bilet fiyatı da 100 bin dolara kadar düşecekmiş. Ve bir Allah'ın kulu çıkıp da bu soytarılığa çüş demedi. Ne Amerika'da, ne bizim burada ne de başka bir yerde.
"Parası bol olan enayi versin 200 bin doları" deyip geçecek miyiz? Ortada ciddi bir"dolandırıcılık" suçu var. Parayı koyacak yer bulamayan haramzadeleri kandırmak da suçtur.
Fakat anlı şanlı bir gazetemiz, bir zamanlar amiral gemisi tesmiye edilen bir taka, "çılgınişadamı Mars'ta koloni kurmak hayaline giderek yaklaşıyor" diyerek suça ortak olmakta bir sakınca görmüyor... "Piege a con" derler Fransızlar, "piyej a kon" okunur. Dilimizdeki karşılığı, keriz tuzağı.

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

ABD, Suriye'de bir dizi grubu destekliyor, ancak sadece bir tanesini müttefik olarak tanımlıyor. PYD, ABD müttefiki olarak kendisine verilen DAEŞ'le mücadele görevini yerine getirirken bir yandan da ABD ile gelecek senaryolarını konuşan bir oyuncuya dönüşüyor. Ancak aynı ABD, "terör" örgütü olarak tanımladığı ve El-Kaide'nin Suriye kolu olarak ifade bulan El-Nusra ya da yeni adıyla Şam'ın Fetih Cephesi'ne (ŞFC) silah yardımında buluyor.

PYD ile ŞFC, teorik olarak DAEŞ'in karşısında yer alıyorlar; ama aynı zamanda birbirleriyle de hiç uyumlu değiller. Öte yandan bir de ÖSO var ve bu ordunun oluşturulma sürecinde ABD'nin rolü gayet açık. Yakında ABD'nin Esad ordusuna da silah sattığını duyarsak şaşırmamak gerekecek. Ancak hem PYD hem de ŞFC, ÖSO'yla işbirliğine yanaşmıyor. Öte yandan Esad güçleri de DAEŞ'le mücadele ediyor, bu çerçevede en fazla PYD'ye güveniyor ama ABD ile işbirliğine de açıkça yanaşmıyor, yanaşamıyor.

ABD'de seçimlerin yaklaşıyor olmasından mıdır, yoksa Obama yönetiminin öngörüsüzlüğünden midir bilinmez, sonuç itibarıyla ABD'nin Suriye içindeki gruplarla olan ilişkisi, esasen müttefiki olan devletleri kararsızlığa itiyor.

ABD'nin politikası müttefik ülkeleri şaşkına çevirmekle sınırlı değilse, önceliğinin onları yönlendirme olduğu akla gelebilir. Ancak ABD'nin müttefiklerinin ne yapmasını istediğini anlamak da zor. Zira Suriye krizinin başından beri, ABD daha çok müttefiklerinin ne yapmalarını değil, ne yapmamalarını istediğini söyleyip durdu. Önce Türkiye'nin bu krize taraf olmamasını istedi, sonra taraf olsun ama sadece krizin DAEŞ'li kısmıyla ilgilensin dedi. Bu arada, NATO'nun konuya doğrudan dahil olmasına tamamen karşı çıktı; ancak aynı oranda Suriye konusunun NATO üyelerince kendisine yıkılmasından yakındı.

Anlaşılan ABD'nin endişesi ne Türkiye ne de yerel güçlerle ilgili. ABD, esasen Almanya ve Birleşik Krallık gibi müttefiklerinin Suriye meselesine kendi başlarına girmelerine engel olup onları yanında ama geride tutmayı, dolayısıyla Rusya ile pazarlık yapan tek oyuncu olmayı ummuş. Ama bu arada Rusya'yı da herkesle pazarlık yapabilen bir konuma taşımış.

Eğer durum bu ise ABD'nin pek başarılı olamayacağı söylenmeli. Zira Birleşik Krallık'ın Türkiye ilgisinde ciddi bir artış var. Belki de ABD başkalarının stratejilerine yön vereyim derken Britanya stratejisinin bir parçası olmaya aday hale gelmiştir. Bizim de rehberimiz karga olmasın da...

Beril Dedeoğlu/Star

  • 3
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

"Yenikapı Ruhu" güzeldi. Hâlâ da güzel. Ama nerede güzel? Halkın içinde.
Yani çarşıda, pazarda, mahallede, işyerinde... Zaten bir ruh varsa, halkın içinde var, tepesinde değil. Siyaseten de "Yenikapı ruhu"nu öyle anlamalıyız.
Türkiye'nin geleceğini çarşıda, pazarda, mahallede, şehirde, köyde inşa edecek milli beraberlik duygusu ve dayanışması olarak...
Fakat daha ötesi derin hayal kırıklıklarına yol açabilecek türde bir yanlıştır.
Hele bütün kariyeri "dışarı"ya bağımlı siyasiler, yabancılar tarafından fonlanan kuruluşlar ve kendi ülkesine yabancı kesimlerle bir ortak ruh geliştirmek mümkün değildir.
İktidar partisinin bir bölümünde gözlemlediğim "herkesle kucaklaşalım" tavrı da bu bakımdan problemlidir.
Danışman, müşavir, sofra ve sohbet arkadaşı seçimlerinde bu noktaya da dikkat edilmelidir.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 4
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Başlığa bakıp da milletin mahremiyetine girdiğimi düşünmeyin. Ancak yazının tamamını okuyunca ne kadar ilginç bir olayla karşı karşıya olduğumuzu anlayacaksınız.

Gerek 17-25 Aralık sivil darbe, gerekse 15 Temmuz işgal girişiminin ardından Fetullahçı terör örgütünün kirli yüzünü, hedeflerine ulaşabilmek, kendilerini kamufle etmek ve mazlumu oynamak için neler yapabileceğini tüm açıklığıyla gördük. Öyle ki, örgüt militanlarını kataloglardan seçtikleri kadınlarla evlendirmeye kadar varan her türlü yöntemi denediklerini biliyoruz.

Bu yaşananların da ötesinde ilginç bir olay, geçtiğimiz gün yapılan bir operasyonda karşımıza çıktı. İnanın, ben de öğrenince küçük dilimi yutacaktım. Olay şu;

Kartal Adliyesi'nde FETÖ'cülere yönelik bir operasyon yapılıyor. Adliyede görevli 11 'abla' gözaltına alınıyor. Şimdi sıkı durun!

Gözaltına alınan kadın militanların 11'i de hamile. Bazıları 2, bazıları da 5 aylık. Böyle bir tesadüf olabilir mi?

'kaçış' PLANı mı? Yaşadıklarımızı düşündüğümüzde bunun altında da başka bir plan olduğunu düşünmekten alıkoyamıyorsunuz kendinizi.

Murat Kelkitlioğlu/Akşam

  • 5
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

15 Temmuz'da sütten ağzı yanan vatandaş da panik halinde bu sansasyonel çıkışları bizlere soruyor.
Buradan toplu cevap vermiş olayım.
Nasıl bu kadar iddialı konuşabildiklerine dair hiçbir fikrim yok. Zira bugüne değin sözlerini delillerle destekleyenini görmedim.
Peki, o halde bu çıkışların amacı ne olabilir?
Samimi kaygılarını inandırıcı kılmak için işi abartanları ve "meşhur olmaya" çalışanları bir kenara koyarsak, iddia sahiplerini bir iki kategoride toplamak mümkün.
1- Geçmişte askeri darbeleri destekledikleri için siyasetten tasfiye olan ve şimdilerde yeniden aktör olmaya çalışan marjinaller.
2- Ak Parti geleneğinde "Erdoğan sonrasına" hazırlandıkları açığa çıkan ve yeniden itibar kazanmaya çalışanlar.
3- 16 Temmuz sabahı hezimete uğrayıp kalan tabanı konsolide etmeye çalışanFetullahçıların henüz deşifre olmamış üyeleri.
Her ne kadar ilk iki grupta yer alanların motivasyonu sistem içinde meşruiyet kazanmagibi görünse de son tahlilde Türkiye karşıtı cephenin değirmenine su taşıyorlar.
Zira hem hedef saptırıyorlar hem de FETÖ ile mücadeleye destek veren halkta empatiyorgunluğu yaratıyorlar.
Son günlerde FETÖ'nün stratejik ortağı PKK'ya karşı devletin yanında mücadele edenKürt aşiretlerine yönelik itibar suikastlarını bu çerçevede değerlendirmek mümkün.
Tıpkı geçmişte FETÖ'ye sınırsız destek sunmuş kimi şaibeli isimlerin, sanki Fetullahçıların hedefiymiş gibi lanse edilmesi gibi...
FETÖ ile mücadelede en önde görünüp radikal çözümler önerenlere en az Fetullahçılarkadar dikkat etmemiz şart!

Melih Altınok/Sabah

  • 6
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

17-25 Aralık darbe girişiminden sonra bir mahalli idareler seçimi, iki de genel seçim oldu. 30 Mart 2014 yerel seçimlerinden önce AK Parti neredeyse tüm teşkilatlarını yeniledi. Belediye başkan adayları seçilirken FETÖ ile ilişkileri olup-olmadığına bakıldı. FETÖ ile bir şekilde diyaloğu olan hiç kimsenin Belediye başkan adayı yapılmaması için titiz bir inceleme yapıldı. Daha sonra 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde AK Parti teşkilatları tekrar yenilendi ve teşkilatlarda FETÖ ile bağı bilinen herkes ayıklandı. Hem 7 Haziran 2015 hem de 1 Kasım 2015 Genel Seçimlerinde milletvekili adayları tespit edilirken en önemli kıstas FETÖ ile bağının olup olmadığı konusuydu. Her iki seçimde de, özellikle de 1 Kasım seçimi öncesinde eski vekiller dâhil FETÖ ile irtibatı olduğu değerlendirilen hiç kimse vekil adayı bile yapılmadı. Yani AK Parti teşkilat ve kadrolarında FETÖ temizliği 15 Temmuz darbe girişiminden önce en az üç kez yapıldı. Kendini çok iyi gizleyen kripto FETÖ'cüler hariç FETÖ'cülerin en az olabilecekleri siyasi parti AK Parti'dir. Çünkü bizzat kurucu ve doğal liderin de ısrarlı takibi sayesinde bu temizlik zaten önceden yapıldı. Bugün birilerinin çıkıp "AK Parti içindeki FETÖ'cüler ne zaman temizlenecek" demesi çok iyi niyetli bir değerlendirme değil. AK Parti 17 Aralık 2013'ten bu yana bu temizliği yaptı-yapıyor zaten. FETÖ konusunda en az üç kez inceleme ve değerlendirmeden geçti AK Parti kadroları. Bugün "acaba atladığımız, gizlenen kimse kaldı mı?" diye yine de inceleme ve değerlendirmeler yapılıyor. Ama sanki bunlar hiç yapılmamış gibi AK Parti'nin simge isimleri-bakanları-belediye başkanları ve vekilleri ile ilgili düzmece haberler üretiliyor. Bence bu da FETÖ'cülerin yaptığı bir iş. İşi sulandırmaya-sembol isimleri itibarsızlaştırmaya ve AK Parti içinde tartışma-güvensizlik çıkarmaya çalışıyorlar. Kimse bu maksatlı iddialara itibar etmesin, işine baksın. İddia ediyorum bu konuda en titiz çalışmayı AK Parti yapmıştır, yapıyor. Hedef şaşırtmayın.

FETÖ'cüler her yerde hep bir ağızdan mağduriyet çığlıkları atıyorlar. Toplumda, içeri alınanların ve kamu görevine son verilenlerin büyük bir bölümünün asılsız ihbarlarla alındığı duygusunu yaymaya çalışıyorlar. Mağduriyet duygusu oluşturup toplumu yanlarına çekmeye çalışıyorlar. Aman dikkat. Savcılarımız asılsız ihbarda bulunanlara dava açmalı ve bunları afişe etmelidir. 100 kişiden en fazla 10 kişinin mağdur olma ihtimali var. Bunların da şikâyetleri incelenip, düzeltiliyor. Sakın bu mağduriyet propagandasına kanmayın.

Nuri Elibol/Türkiye

BİZE ULAŞIN