MERVE ÇANDAR
Setimiz yeni bitti. Dafne karakterini oynuyorum Kuruluş Orhan'da. Tabii ki zorlukları oldu ama hepsi bizim için tecrübeydi.
Eskiden Muhteşem Yüzyıl izler dönem işinde oynama hayali kurardım. Çok şükür ki dördüncü işimde Kuruluş Orhan gibi iddialı bir dönem işinde yer alarak hayalimi gerçekleştirdim. Oynadığım karakteri çok seviyorum. Prenses olmayı tam yaşayamadım. Dafne ortalıklarda ufak ufak gezen küçük ama tehlikeli bir kız.
Çok şey öğrendim bu diziden. İyi ki binicilik eğitimim vardı, çünkü bir gün önce gelmişti bana iş. Ve hazırlanacak vakit yoktu. Kendimi sette bulmam anlık gerçekleşti.

Kılıç ve ok atmıyordum daha önce. Orada da kısa bir eğitim serüvenim oldu.
Karakteri yaratırken kendimi kopardım; gülüşünü, duruşunu, ritmini çok özenerek ilmek ilmek dokudum. Çok sevdiğim bir karakter oldu. İşleniş bir bebek gibi, Dafne'yi giyinip kuşanmak onu canlandırmak bana kendimi çok iyi hissettirdi.
Normalde ben hemşireyim. Acil serviste çalışıyordum. Bir gece yarısı acile gelen oyuncu koçu vesilesiyle şansım döndü. Ablasını tansiyon yüksekliği sebebiyle getirdiği serviste neden oyuncu olmuyorsun diye sordu bana. Hiç öyle bir şey düşünmemiştim o zamana dek. Eğitimim yok, ajansa girmemişim. Böyle bir sektöre girmek için eğitimin olması şart diye düşünüyorum. Dolayısıyla oyunculuk yolunda yeniyim. Çok severek çalışıyorum. Şan eğitimi de aldım. Tırmanış, tüplü dalış gibi maceracı bir yapım var.
Çanakkale'nin Çan ilçesinden geldim. İstanbul'da yaşamak beni korkutmuştu açıkçası ama ben burada da küçük bir düzende yaşıyorum.

DOĞUKAN MANÇO
BABAMIN EVİNİ ALMAYA ANT İÇTİM
Aranje yapmaya başladım. Babamın şarkılarından birine dokundum. Müzik gurmelerinin bildiği bir şarkı. Sürpriz. Haziran ortası gibi dinleyiciyle buluşacak.
Dijitale fazla yönelmiştim. 2026'da sahnelerde hareketlilik var. Üniversite şenlikleri yeniden başladı. Keyfim yerine geldi. Yaşam kalitemi artırdım. Migren hastalığım vardı, tedavi oldum. Ayda 8 atak geçirirken 1-2'ye düştü. Eskiden ayda 8 günüm giderken şimdi bir iki günüm gidiyor en fazla. O yüzden daha üretken oldum hayata daha bağlandım.
Geçen sene kan testlerim çok kötüydü, sağlığım iyi değildi. Bu sene toparladım. Stres en büyük düşmanımız. Stres yapma diyor bana. Nasıl yapmayayım. Bazen annemin yanına Gökova'ya gidiyorum. 3 gün dinleniyorum. Sonra yeniden şehre dönmek zorunda kalıyorum işveren olduğum için.
Adam Olacak Çocuk boynumun borcu. Çocukların kendilerini ifade etmelerini sağlıyoruz. Çok şükür çocuklarla aram iyi. 12 sene geçti Survivor üzerinden. İnsanlar hâlâ 12 yıl öncesini hatırlıyor. Demek ki arada büyük bir kayıp var.
Taşıdığım ismin hakkını vermeye, bu mirası ailece taşımaya korumaya çalışıyoruz. Bizim hayatımızın büyük kısmı bununla geçiyor. Babamı, onun adını taşıyabilmek için sürekli olarak görüşmeler içindeyim. Sonuçta Barış Manço sadece şarkıcı değildi, bir nesli yetiştirdi. Dolayısıyla Kültür ve Turizm Bakanlığıyla sürekli irtibat halindeyim.
2002'de duygusal anlamda çok hakkaniyetsizce evimden çıkarıldım. Babamın evi elimden alındı. Ben bir gün o evi geri alacağım diye ant içtim. Yıllardır bunun için savaş veriyorum. 2002'de bu ev üç kuruş için haczedilirken hiçbir şeyimiz yoktu. Bankalar bana kredi kartı bile vermiyordu. Çok çalıştım ve o parayı biriktirdim. Ne yapacaksın dersen orayı alıp müze yapacağım. Müze diyorum ama Barış Manço Evi diye geçiyor. Müze sıfatını alamıyor. Çünkü bir yerin müze olması için işletmenin içindeki envanterin ve mülk sahibinin aynı yerde aynı işte olması gerekiyor. Envanter sahibi biziz, işletme belediyede, mülk sahibi ise bir devlet bankasında. Dolayısıyla bunların birleştirilmesi, ölümsüzlük adına bunun müze haline gelmesi lazım. Bu çalışmaları hızlandırmak için çabalıyorum. Bu proje gerçekleşirse babamın daha iyi uyuyacağına inanıyorum.
Çok ciddi araba tutkum var. Pandemiye girince sahneler bitti. Dijitale yöneldim. Youtube'a çekim yapıp üretim yapmaya çalıştım. Kanal tuttu. Önce bisiklet topladım, sonra arabalara başladım. Gerçi ben 12-13 yaşından beri çok meraklısıyım. Hayatım yarışmakla geçti.
BAHA
27 SENEDİR BURADAYSAM SAMİMİYETTEN
Yıllar geçmiş fark etmeden. Tan Taşçı ile beraber düet yaptık. Eskiden beri tanışırız hayat geçti. Mutluyuz enerjimiz yüksek. Ankara'da yetişen müzisyenleriz biz. Sevgili Kutsi, Levent Dörder, Özgün, Tan. Tabii ben onlardan yaşça büyüğüm. İlk albümü ben yaptım o dönemlerde. 1999'da çıkmıştı ilk albümüm. Ankara müzisyenleri daha istikrarlı ve özenlidir. Tan ile bir araya geldiğimiz de biz hep seni örnek aldık dedi. Ben hep işimi doğru yapmaya işimle anılmaya çalıştım. Hiç magazinel bir yanım olmadı. Tan da bu yoldan geldiği için çok güzel etkileşimimiz oldu. O Bodrum'da yaşıyor. Burada malum şehrin yaşam şekli koşturma. Trafik başlı başına sizi yönetiyor. O orada güzel bir yaşam tarzı kurdu. Onu ziyarete gittiğimde keyifle bir araya gelmişken ortaya Unuttum adını verdiğimiz bu güzel şarkı çıktı. Çok güzel bir şarkı yapmış biz de yorumlamaya çalıştık. Herkes özlemiş sanırım bu melodileri.
Hiçbir zaman kopmadım, küsmedim. Kendimce yaşam alanım var. Samimiyete doğallığa inandığım için işimi yapıyorum. 27 sene olmuş. Buradaysam samimiyetten. Bu meslekte sizi gerçekten anlayan birileri varsa güç birliği ve dostluk denen şey böyle doğuyor. Ben şu an çok iyi bir ekiple çalışıyorum.
Mütevazılıktan zarar gelecekse gelsin, ben hep olduğum gibiyim. Paylaşmak, güzel yüz kıymetli. Tevazu güzel bir kavramdır ben hep bunları savundum işime de bunları yansıttım.
Ankara Petrol Ofisi Kulübünde profesyonel futbol oynadım. Galatasaray'a transfer aşamasında 18 yaşındayken müzik bölümünü kazanmıştım. İkisine de devam mecburiyeti vardı. Aileme destek olmak için geceleri sahneye çıkıyordum. Çok ağır bir sarılık geçirdim. Hastalık olunca futbola devam edemedim, müziğe ağırlık verdim. Sonrasında sahne başladı tekrar. Futbol hep içimde kaldı. Mesleğimle ilgili şu an mutluyum.