Bayramı ailesi ile birlikte Londra'daki evinde kutlayacak, bu sırada da kısa süre önce evlenen torunu Neslişah Alkoçlar'ın kep törenine katılacak olan Hülya Koçyiğit ile bayram öncesi buluştuk. Koçyiğit, "İki bayramı birarada yaşayacağım" derken, projelerinden, hayallerinden, hayal kırıklıklarından ve hayatımızın her alanındaki şiddetten bahsetti...
Eski başbakanlarımızdan Adnan Menderes'in eşi Berin Menderes'in hayatını oynamayı çok istediğinizi biliyoruz. Sizi Berin Menderes'e bu kadar yakınlaştıran ne oldu?
Adnan Menderes'in iadei itibarı yapıldıktan sonra eşi Berin Menderes mezarını ziyarete gitmişti. Yıllar önce bu haberin fotoğrafını gazetede gördüm ve içim buruldu. 'Bu hanımın dramatik yaşam öyküsünü canlandırmak istiyorum' dedim ve 'bu senaryoyu en iyi Sefa Önal yazar' diye düşündüm. Hem o yılları yaşamışlığı var hem de iyi bir senaryo yazarıdır. Berin Menderes, eşinin mezarını ziyaret ettikten kısa bir süre sonra, 1994 yılında vefat etti. Sanki o anı bekliyormuş gibi... O da beni çok etkiledi. Sefa Önal ile birlikte, Aydın Menderes'e ulaştık; bize, annesinin yaşadığı yılları, içinde bulunduğu şartları anlattı. Üç ay kapı kapı dolaştık ve o dönemi bilen herkese anlattırdık. Kitaplar da tarandı. Ciddi bir hazırlıktan sonra bir şeyler değişti bende. Bunun bir TV dizisi olamayacağına karar verdim.
Neden?
Çünkü Türkiye'de bir şeyler olmuş. Tek partili dönemden çok partili döneme geçilmiş. Demokrasi oturtulmak istenirken neredeyse bir diktatorya kurulmuş. Türkiye'de ilk darbe gerçekleşmiş. Bu, Berin Hanım'ın hayat hikayesinden çıktı; Türkiye'nin hayat hikayesine döndü. Böyle bir film yapılmadı Türkiye'de. Böyle bir sinema filmini yapabilecek en iyi kişi olduğunu düşündüğüm için bu kez Halit Refiğ'i ziyaret ettim ve ona "Türkiye'nin tarihini anlatmak istiyorum" dedim. Refiğ dökümanları inceledi ve "Bunu ben yöneteceksem hikayesini de ben yazarım" dedi. Elimizde ne var ne yok kendisine verdik. Sonra o senaryolaştı. Çok çarpıcı ve gerçek bir senaryoydu. Bunun bir sinema filmi olması için o günün şartlarında 2 milyon dolar harcamamız gerekiyordu. Cebimize baktık, böyle bir paramız yoktu!
Sponsor bulamadınız mı?
Sponsorlar belli bir siyasi görüşü temsil ediyordu. Bu hikayenin mümkün olduğu kadar kuşbakışı bir anlatımı olmalıydı. Kültür Bakanlığı gibi resmi bir desteğimiz olsun ki askeriyeden ve cumhurbaşkanlığından da destek alabilelim istedik. İş ciddiye binince, onların da çekincesi oldu ve biz bu işi gerçekleştiremedik. Halit Refiğ'i de kaybettik zaten... Ama bu, benim içimde bir ukde olarak kaldı.
UMUDUMU KAYBETMEDİM
O senaryonun kitabı çıktı ama?
Evet, Halit Abi bunu kitap olarak bastırdı, adı da 'Şeytan Aldatması'.
Bu filmi yapmayacak mısınız?
Umudumu kaybetmedim ama belki de her şeyin bir zamanı var. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal hukuk devletidir. Burada, demokratikleşebilmek için verdiğimiz mücadele anlatılıyor. Bunları genç nesile, bir sinema filmiyle anlatmak boynumun borcu.
Günümüzde de demokratik açılımlar gerçekleşiyor, takip ediyor musunuz?
Çok değil, çünkü sağduyumu kaybetmek istemiyorum.
Ne anlamda?
Çünkü olayların içine girdikçe sağduyunuzu kaybediyorsunuz. Bakın mesela, şiddete bizi ne kadar çok alıştırdılar. Kafam buraya takılmış durumda. Gazetelerde, televizyonda şiddetin de şiddetini detaylarla görüyoruz. Bir süre sonra kanıksıyoruz. Bu kadar şiddet ile iç içe olunca, şiddetin de şiddetini arar hale geldik. Bu beni çok ürpertiyor, üzülüyorum ve korkuyorum. Vur, kır, döv, kaç, tabanca, tüfek gibi sahnelerin olmadığı filmlere de insanlar itibar etmiyor artık, "Heyecan yok" diyorlar. Dünkü filmleri hatırlıyorum da gerçekten saf, masum, kardeşliği, birarada yaşamanın güzelliklerini bize anlatıyordu.
SAĞDUYUYA TOSLADILAR
Öyle yaşıyorduk çünkü...
Evet, şimdi ne oldu da birbirimizi asar keser hale geldik? Sen bizdensin, bizden değilsin noktasındayız... Biz ne ne zaman biz-siz olduk! Vatandaş olarak hepimiz siyasetten payımıza düşenleri alıyoruz. Türkiye'nin üzerinde Sevr'den beri farklı oyunlar oynanıyor. Geçmişte olan bir şeyleri kaşıyarak 'bunları nasıl birbirleriyle kavga ettirebiliriz' diye düşünüyorlar. Defalarca bizi birbirimize düşürmeyi denediler ama biz sağduyu ile hep üstesinden geldik. Sağduyunun içinde hoşgörü var, sabır var, kararlılık var, empati var ve bunu kaybetmek istemiyorum. Bana hep "Nerede o eski bayramlar" diye soruyorlar. Herkes geçmişinin daha güzel olduğunu düşünüyor çünkü bugün her şey zor. Bayram mı seyran mı; şu ortamda tadını çıkaracak durumda değiliz. Sırf siyasi meseleler değil ki, işsizlik, yoksulluk, şiddet... Eskiden bayramlar kelimenin hakkını veriyordu, bir şölendi. Dargınları barıştırmak, imkanı kıt olan insanlara yardım etmek için vesileydi. Bugün bu tadı yaşayamadığımız çok açık.