
"Terleyen elimdeki 375 H&H Steyr tüfeğim neredeyse kayıp gidecek... Tam oradan geçerken atsam? Atabilsem... Tam geçerken de orda durmaz ki namussuz! Tetiği çektim, sol omuz başına isabet...
Bufalo traktör gibi geliyor üzerime. Bu kez tam göğsünün ortasına atıyorum. Tam isabet. Hâlâ geliyor. Mekanizmayı kurup bir tane daha atıyorum.
Bu da tam hedefte. Kalbi, ciğerleri; mutlaka! Son kurşunumu da kalbine yapıştırıyorum. Ama bufalo artık kanla değil adrenalinle koşuyor.
Çoktan düşmesi gerekirdi çalışan kalbinin kalmadığına eminim. Beynine mi nişan alsam..."
ANLATIM SÜRÜKLEYİCİ
Cem Boyner'in CeoLife dergisi için kaleme aldığı bir avcılık anısından küçük bir alıntı okudunuz...
Devamı da gelecek! 17 yaşından bu yana ava çıkan ünlü işadamı avcılık anılarını bir kitapta toplayacak.
Boyner'in kalemi iyi, olup biteni aksiyon filmi gibi sürükleyici bir dilde anlatmış. Hatta öykü yer yer epik anlatıma göz kırpıyor.
Önce kişisel görüşümü açıklayayım: Günümüz teknolojisiyle bir vahşi hayvanı kıstırmak artık çok kolay. Hele bir de gözü kapalı attığınızı vuracak teknoloji harikası bir silaha sahipseniz... Ortada hiç de adil olmayan bir mücadele var demektir.
ÜZÜLENLER OLABİLİR
Sıra geldi eleştirime...
Cem Boyner gibi Türkiye'ye yön veren en önemli işadamlarından biri için çok kanlı bir öykü olmuş. Keşke bu öyküler arkadaşlar arasında kalsa. Çünkü avcılığı spor kabul etmeyenlerin sayısı çok fazla.
Bu tür kanlı bir macerayı, Boyner gibi örnek bir şahsiyetten duymak birçok insanı üzdü bence.
Bufaloya ne mi oldu?
Öldü tabii ki! Ama beş kurşun yemesine, kalbi parçalanmasına rağmen durmamış, koşmuş son ana kadar. Boyner'in rehberi ayağından vurunca yere yığılmış.
