Herkes Hülya Avşar'ın fotoşoplu tenis fotoğraflarına bakarak çok güldü, çok eğlendi ama o fotoğraflara bakarken ben üzüldüm doğrusu.
Yılların güzelliğe hiç acıması yok!
Zaman geçtikçe hem yer çekimi, hem de metabolizmanın yavaşlaması; siz ne yaparsanız yapın vücudu deforme ediyor, insanın şakülü fena kayıyor. Estetik cerrahiye itibar etmediğiniz sürece tabii.
Hele üzerine bir de kilolar eklenmişse; insan sık sık eski, güzel ve genç göründüğü günleri anıyor.
Ya da işte böyle teknolojik imkanları kullanıp kendisini hâlâ 20'li yaşlarda göstermeye kalkışıyor.
HÜZÜNLÜ BİR ÇABA
Hülya Avşar'ınki de gerçekten hüzünlü bir çaba...
Bir yandan da anlaşılabilir ama...
Sonuçta tüm meslek hayatını sadece Allah vergisi güzelliğinin üstüne kurmuş biri, tabii ki gazetelerde lömbür lömbür sarkmış bacaklarının fotoğraflarının yayınlanmasını istemez.
Hiç birbirimizi kandırmayalım çünkü; hem şişman, hem seksi olunmaz.
İster kadın olsun, ister erkek, gerçekçi olalım; şişman insandan erotizm fışkırmaz.
Kimse kimseyi kandırmasın.
"Sevgi, aşk, güzellik ve cinsellik, kiloyla ilgili değildir" diyenlere kısmen itirazım var.
İşin sevgi, saygı, aşk kısmına bir itirazım yok da; vücudun üzerinde dalgalanan yağların, atılan her adımda fışkıran terin, kesilen soluğun seksapel katili olduğunu da kabul edelim artık.
MASKARA OLMAYALIM
Hormonlu gıdaların ve fast food yemek tarzının burnumuza dayatıldığı bu zamanda yelkenleri suya indirmemek lazım.
Tutacağız şu Agop'un kör kazı gibi doymak bilmeyen boğazımızı.
Üç lira, beş lira fazla verip organik gıdalarla besleneceğiz, hayatımıza 'yürüyerek ulaşma' diye bir kavramı sokacağız mesela.
Tüm bunları yapmamıza rağmen kolumuz, bacağımız hâlâ yumur yumursa, o zaman da hiç olmazsa böyle fotoşoplarla falan komik duruma düşüp el âlemin maskarası olmayacağız.
Yani, olmamalıyız.
Traji-komik durumlar bunlar...