Takıntılı olduğum konulardan biridir bu...
Daha ilişkinin ilk gününden itibaren dillerimize pelesenk olan 'aşkım' şeklindeki hitap şekliyle ilgili daha önce de fikir beyan etmiştim.
İçini boşalttığımız kelimelerden biridir diye.
Aslında benim görüşler sık sık değişir ama bu konuda aynen devam ediyorum.
Hatta artık işi abarttık, arkadaşlar arasında da kimse kimseye adıyla seslenmiyor.
Ve bazı ilişkilere bu pelesenk hiç yakışmıyor; bu da benim gözüme batıyor.
Gerçekten birbirine aşkla bakan, birbirinin gözlerinde eriyen kumrulara sözümüz yok.
Ama ilişkilerinin gidişatı ve temelindeki çürükler gün gibi ortadayken o iki kişinin "Aşkım tuzu uzatsana, aşkım şöyle otursana, aşkım oradan kalksana, aşkım dursana, aşkım baksana" şeklinde her kelimenin önüne bir 'aşkım' sıkıştırması sanki biraz sakil duruyor, üzerlerinde eğreti kalıyor.
TÜRK KADINI ÇOK ŞANSSIZ
Gerçi sürekli birbirimize böyle seslenmemizin herkesin bildiği ama kimsenin pek dillendirmediği bir nedeni daha var.
Başka memleketlerde durum nedir bilemem ama Türkiye'de erkekler, sevgililerinden ayrılır ayrılmaz kendilerine çok kolay teselli imkanı bulabiliyorlar.
Türk kadınıysa bu konuda çok şanssız.
Şimdi kimse kusura bakmasın ama erkeği güzel bir millet olduğumuzu kimse iddia edemez herhalde.
Hadi yakışıklılığı geçtik; temizlik, bakım, karizma konusunda da dünyada ilk 100'e girmeleri biraz zor.
Bu yüzden bu ülkede bu kadar yalnız ve mutsuz kadın var.
Kadınlar yine makyajla, kılık, kıyafetle falan göz boyayabiliyorlar.
İşte yine bu yüzden de bu ülkede hiçbir erkek öyle çok uzun süre ayrılık acısı falan çekmiyor.
Mesela onlardan biri, benim pek muhterem arkadaşım, uzun zamandır beraber olduğu sevgilisinden ayrıldı ve hemen kendisine başka birini buluverdi.
Fakat gel gör ki, kızın adını bir türlü tutturamıyor.
Ona her üç seslenişinin birinde, eski sevgilisinin adını ağzından kaçırıveriyor.
Karşı taraf için fena bir durum tabii...
Arkadaşım da sonunda herkes gibi çareyi ona sürekli 'Aşkım' demekte buldu!
İşin ilginci bu hitap şeklinden sonra ilişkisini ciddiye de almaya başladı.
HAYALLERİNİZİN ÇAKMASI MI?
Ve işte ben de tam bu noktada bazen kendimizi mi kandırıyoruz acaba diye düşünüyorum.
Şu anda bu yazıyı okuyup da bir ilişki yaşayanlar, şöyle bir düşünsün bakalım.
Müneccim olmaya gerek yok, siz de ona 'Aşkım' diye hitap ediyorsunuzdur muhtemelen...
O da size...
Her yerde el ele, dudak dudağasınızdır şimdi siz...
Herkes cayır cayır yalnızlık senfonisinde trampet çalarken siz 10 numara bir sevgiliye sahip olmanın haklı gururunu yaşıyorsunuz!
Peki, hissettikleriniz gerçek mi?
Yoksa istediğinizi, özlediğinizi ve özendiğinizi bir kalıba döktünüz de, kendi yarattığınıza mı 'aşk' diyorsunuz?
Yani o gerçekten herkesi ve kendinizi inandırdığınız gibi şahane bir adam ya da kadın mı, yoksa sizin hayallerinizdeki prens-prensesin çakması mı?
Duymaktan da, söylemekten de yorulduğumuz 'düzgün insan yokluğunda'; bir tane ehveni şer kıstırınca, hemen üzerine atlayıp elinizdeki pabucu o 'sevgilinin' ayağına uydurmaya çalışıyor olmayasınız?
En sevdiğimiz masaldaki gibi... Hıı?