1994 yılında kendi adını taşıyan ilk albümüyle müzik listelerini adeta bir gecede altüst eden Ekdahl, o günden bu yana "İskandinav melankolisi" ile cazın sofistike tınılarını başarıyla harmanlıyor. Henüz kariyerinin başında yakaladığı büyük bir başarı yakalayan sanatçı, kazandığı özgüven ve sadık dinleyici kitlesi sayesinde, bunu sanatsal bir özgürlüğe dönüştürdüğünü belirtiyor.
STOKHOLM'DEN PARİS'E
Kariyerine 19 yaşında Stokholm'ün caz kulüplerinde Peter Nordahl Trio ile başlayan Ekdahl, bu sürecin kendisi için bir okul olduğunu dile getiriyor. Yetenekli müzisyenlerle çalışmanın ona sahne üzerinde hem özgürlüğü hem de yüksek konsantrasyonu öğrettiğini vurgulayan sanatçının vokal estetiği, sık sık Astrud Gilberto ve Blossom Dearie ile kıyaslanıyor ancak Ekdahl, bu naif üslubun bilinçli bir seçim olduğunu ifade ediyor. Kariyeri boyunca risk almaktan çekinmeyen sanatçı, 2001 yılında yayımlanan ve Fransa'da altın sertifikaya ulaşan Lisa Ekdahl Sings Salvadore Poe albümü için Brezilya'nın Rio ve Bahia bölgelerine giderek bossa novayı yerinde özümsedi. 2009 tarihli Give Me That Slow Knowing Smile ise sanatçının New York'ta geçirdiği, "hiç bilmediği topraklarda gezindiği" bir dönemin ürünü olarak kariyerinde bir dönüm noktası oldu. 13 Mayıs Çarşamba akşamı saat 20.30'da İş Kuleleri Salonu'nda gerçekleşecek konserde Ekdahl'a müzik direktörü Mathias Blomdahl ile Daniel Gahrton, Andreas Nordell ve Pontus Gillgren gibi yetkin isimlerden oluşan bir kadro eşlik edecek. Erken dönem caz kökenlerinden bossa novaya ve son dönem eserlerine uzanan geniş bir seçkiyle sahne alacak olan sanatçı, İstanbul performansı için şimdiden çok heyecanlı olduklarını belirtiyor.
30 YILLIK ŞARKILAR
İskandinav cazının divası Ekdahl'in otuz yılı aşkın kariyerinin en sevilen şarkılarını dinlemek isteyenler için bu konser, baharın en unutulmaz etkinliklerinden biri olmaya aday. Konserin biletlerini Biletix ve İş Sanat Ana Gişe'den temin edebilirsiniz.
EFSANELER ARASINDA BİR İSİM
16 stüdyo albümüyle üretkenliğini daima taze tutan Ekdahl, 2023'te yayımladığı Bang Bang i Mitt Hjärta albümünde aşk, özlem ve ihanet gibi temaları "hayatın karşısına cesaretle çıkmak" odağında ele aldı. Bu istikrarlı başarı, 2024 yılında İsveç Müzik Onur Galerisi'ne (Swedish Music Hall of Fame) kabul edilmesiyle resmen taçlandırıldı. Sanatçı, "çoğunlukla sembolik ama asla önemsiz değil" dediği bu payeler hakkında mütevazı bir tutum sergilese de başarısında en büyük payın dinleyicilerine ait olduğunu her zaman dile getiriyor.