
" Kadının en güzel yaşı 35'tir. İyi bakarsa o cazibe, 50'ye kadar gider demiştim. Bu fotoğrafa baktım ve çıtayı yükseltiyorum. Kadın 50'sinde de güzel olabilir. Hem de korkutucu derecede güzel olabilir..." Ertuğrul Özkök, Madonna'nın Dolce Gabbana reklamındaki resmini görünce bu yorumu yapmış ve şunu sormuş; "Bir kadını 50 yaşından sonra kim böyle yeniden yaratabilir? Hiç beklemediği, ummadığı bir anda gelen sürpriz bir erkek mi, yoksa Dolce Gabbana mı?"
HİÇ TARZIM DEĞİL
Madonna'nın (yanda) Louis Vuitton çekimleri sırasında fotoşop öncesi ve sonrası resimlerine bakınca; yarım yüzyılın, iki kocanın, uzun ve yorucu bir kariyerin, star olmanın getirdiği baskının ve ağır sahne makyajlarının izlerini silebilenin, fotoşopu yapan grafik artisti olduğu belli... Şaka bir yana... Madonna hiç tarzım bir kadın değildir. Starlığı, alanında en iyisi olması, bol kaslı vücudu için her gün saatlerce spor yapması, kendini sürekli yenilemesi, erkeklerin hakkından gelmesi... Beni etkileyen yönü bunların hiçbiri değil. Onda en etkilendiğim yön; korkusuzluğu... Hakkında ne düşünüldüğünü umursamadan hayatının kontrolünü kendi elinde tutarak yaşayabilmesi...
ZAMAN KADININ DÜŞMANI MI?
50'sine yaklaşan kadınlar genelde zamanın düşman olduğuna inanıyor. Kendilerinden çok şey götürdüğünü ve hatta yok ettiğini düşünüyor. Aslında hayatın mükemmel bir dengesi var ama bizim görüşümüzdeki denge bozuk. 50'sine merdiven dayamış bir kadına toplum tuhaf bakıyor. Bir çeşit, ayağı kırılmış yarış atı gibi davranıyorlar... Ertuğrul Özkök'ün düşündüğü gibi, sanki 50 yaşında güzel görünmek sıra dışı bir olay. Bu yaşta evli değilseniz 'yalnız' damgası yapıştırılıyor. Kendinden genç bir erkeğe ilgi duysan adın 'Cougar'a (Puma) çıkıyor. Bu yüzden çevreme baktığımda neredeyse tanıdığım bütün kadınlar patalojik bir endişeye sahipler: Genç ve güzel kalma endişesi... Bir kere hepsi, kafadan beş kilo fazlaya sahip olduklarını düşünüyor. Zeki, eğitimli, sosyal, yaratıcı, yetenekli ve alımlı kadınlar. Ama yetmiyor, kendilerinden o kadar çok bekliyorlar ki hâlâ daha eksik bir şeyler var hayatlarında. İşte bu noktada o takıntıya engel olamadığınızda estetiklere sararak ördek gibi görünmeye başlıyorsunuz... Eğer bu tarifte kendinizi buluyorsanız şunu sormak istiyorum; hiç 'kimin hayatını yaşıyorum?, 'bunlar kimin değerleri?', 'istediğim gerçekten bu mu?' diye kendinizi sorguluyor musunuz, yoksa bir labirentin içinde kaybolmuş gibi, çıkışı bulabilmek için duvarlara çarpa çarpa her yöne koşturuyor musunuz? İstediğinize ulaşmak için hız ve hırsla yola çıkıp, kaybolduysanız, bir soluk alıp, yön değiştirmeye ihtiyacınız olduğunu hiç düşündünüz mü; yoksa 'orası doğru yol değil, buradan git' diye sizi yönlendirmeye çalışanlara mı gebesiniz? Bir gün için bile olsa, bir başkasının sizden daha güzel olmasına, daha iyi bir anne olmasına, daha başarılı olmasına ve siz hep yanlış erkeği seçerken başkasının mutlu bir evliliği olmasına göz yumabilir misiniz? Bir gün için bile olsa, o hayal kırıklığını kabul edebilir misiniz? Ondan sonra sırtınızda taşıdığınız o ağır yükü bırakıp, bir soluk alıp, başkasının dayattığı değil, kendinize ait bir yön çizebilir misiniz? Belki de yeni yolculuğunuzda karşılaşacağınız sürprizler, size yepyeni bir dünya sunabilir. Ben, kendi adıma şunu söyleyebilirim; zaman bana tam tersi etki yapıyor.
KİM OLDUĞUMU GÖRÜYORUM
Bana göre yaş sadece bir rakam ve hangi yaşta nasıl hissetmem ve görünmem gerektiğini kimsenin bana dayatma hakkı yok. 45 yılın bana kazandırdığı en önemli şey; kim olduğumu, daha da önemlisi olmadığımı biraz daha net görebilmem... Çoğunuzun düşündüğü gibi hayatında her şeyi çözmüş bir kişilik değilim, spiritüel bir guru olmaya çalışan biri hiç değilim. Sadece kalıplaşmış sınırlamalardan ve kendi hapsimden kurtulma yolunda emin adımlarla ilerliyorum...