
Daha esas çekimler başlamadı (ya da yeni başladı) ama bir yıldan fazla bir süredir sürekli Mahsun Kırmızıgül'ün 'New York'ta Beş Minare' filmiyle ilgili haberler okuyoruz... Mahsun'un, Sinan Çetin'den senaryosunu geri alması, öyküsü, oyuncu kadrosu, Hollywood yıldızları vs... 'New York'ta Beş Minare' her şeyiyle haber konusu... Asıl ilginç olan ise bütün magazin eklerinin Mahsun'un haberlerini hep büyük görmeleri... Evet, Mahsun kimseye silah zoruyla haber yaptırmıyor ama PR'cılık zekası ile editörler üzerinde "Bu Mahsun haberi. Diğer ekler de bu haberi büyük görür" refleksi oluşturmayı çok iyi başarıyor. Tabii bunda deneyimli PR'cı Filiz Öcal'ın ilginç haberler ortaya çıkarması, bunları aynı anda basına geçmesi ve Mahsun'un hep ses getirecek projelerin peşinde olmasının da etkisi var. Her neyse gelelim asıl soruya... Mahsun'un 'New York'ta Beş Minare'de ne anlatacağına... "Bu da soru mu? 11 Eylül'ü Türkiye'den yorumlayacak" demeyin. Basında çıkan haberler ve fragmanın satır aralarında çok enteresan mevzular var.
OBAMA BİLE VAR
Fragman ABD Başkanı Obama'nın "Ben Ankara'da, Amerika'nın İslam'la savaşmadığını ve hiçbir zaman da savaşmayacağını açık bir şekilde ifade ettim" açıklamasıyla başlıyor. Sonra da dinledikçe güldüğüm, Haluk Bilginer'in abartılı İngilizce aksanıyla "Dünyada bütün problemlerin üç temel sebebi var. Ayrımcılık, fakirlik ve cehalet" sözleri yankılanıyor. Bilginer, izleyen herkesin Fethullah Gülen'e benzettiği 'Hoca Efendi' görüntüsüyle, Manhattan'daki gökdelenlerin gölgesinde gençlere vaaz veriyor. Derken, 'Kurtlar Vadisi'nin Baron'u Zafer Ergin, Bilginer'in gözaltında çekilmiş fotoğrafını perdeye yansıtıp "İşte yıllardır peşinde olduğumuz adam, Deccal" diye haykırıyor. Sonra Salih Kalyon sazı alıyor eline ve Deccal'ın açılımını yapıyor: "Kıyamet öncesi yeryüzüne inip her şeyi yok edecek kişinin adı"... Mahsun ve Mustafa Sandal da "Vay anasını" der gibi kafalarını sallıyor. Herhalde bu arkadaşlar, Deccal'ı yakalamaları için Türkiye'den ABD'ye yollanan özel bir ekip. FBI ile işbirliği içerisindeler. Öykü yavaş yavaş 'Da Vinci Şifresi' tadı vermeye başladı değil mi? Hadi hayırlısı! Daha sonra Mustafa Sandal, "Cehennemin içine girse de bulacağız onu. Hoca efendi bize vız gelir (ikinci ipucu)" diyor ve derken Mahsun'un sesi yankılanıyor perdede: "Bu adam laik devletin düşmanı, bu adam terörist..." Sonra ilahiler eşliğinde Özgürlük Heykeli ağlıyor ve Türkiye üzerinde oynanan oyunları deşifre etmeye sevdalı her yerli filmde olduğu gibi, bir zikir sahnesi klişesi perdeye yansıyor. Arada Musti'nin "Vatanlarını inkar edip 'Amerikalıyız' diyorlar. Bu mudur vatanseverlik" sözleri duyuluyor. Ülkücüler; kasvetli, gotik bir salonda Kur'an ve silahın üzerine el basarak yemin ediyorlar. Filmi duyan gelmiş yani! Bir ara Mahsun ve Musti 'San Francisco Sokakları' dizisi tadında New York sokaklarında koşturuyorlar. Arada uçakların gökdelenlere çarptığı 11 Eylül görüntüleri perdeye yansıyor falan filan... Gelelim benim yorumuma... Bir fragmandan yola çıkarak nasıl sağlıklı bir yorum olacak ben de bilmiyorum ama madem Mahsun bu kadar çok haber servis ediyor ve bir şeylerin tartışılmasını istiyor; ben de bari eldeki verilerden yola çıkarak düşüncelerimi paylaşayım...
FİNALİ AÇIKLIYORUM
Sıkı durun finali açıklıyorum: Bilginer'in canlandırdığı kişi ne Fethullah Gülen de ne de Deccal... (Tabii Mahsun bu kişinin Gülen olarak algılanmasını ve tartışılmasını çok istiyor. Bu da başta bahsettiğim PR zekasının gösteriyor) Ama CIA, Türkiye'deki derin devlet vs... onu kötülük timsali olarak yansıtıyor. Aslında o, sadece iyilik ve güzelliğin peşinde koşan bir hoca. Fragmandaki cübbeli, sakallı Mahsun da büyük ihtimalle bu hoca ile tanıştıktan sonra doğru yolu bulmasını sembolize ediyor... Yani Mahsun filmde büyük bir değişim yaşayacak ve gerçek oyunu çözecek. Evet, aslında her şey bir oyun. 11 Eylül saldırısı da bir oyun! Amaç medeniyetler savaşı çıkarıp...