Atv'de yayınlanan ve reyting rekorları kıran 'Sen Anlat Karadeniz' dizisinin yönetmeni Osman Sınav, GÜNAYDIN'a özel açıklamalarda bulundu.
Kariyeri, 'Sen Anlat Karadeniz' ve yeni projeleri hakkında konuşan Sınav; Türkiye ve dünya gündemi ile 24 Haziran seçimleri hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.

Bugüne kadar 'Kurtlar Vadisi', 'Süper Baba', 'Deli Yürek' ve son olarak da 'Sen Anlat Karadeniz' gibi çok izlenen dizilere imza attınız. Televizyondaki bu başarınızın sırrı nedir?
Allah size yetenek vermiş olabilir ama başarılı olmak için çalışmak gerekiyor.
Çalışarak bu yeteneğinizi geliştirirsiniz.
Süper yetenek diye bir şeye inanmıyorum.
Çalışmazsanız, size verilen yetenek de uçar gider. Örneğin, 'Sen Anlat Karadeniz'de televizyon tarihinde ilk defa bir kahvehanede cuma hutbesi okuttum.
Orada tam da buna değinildi. Hutbede 'Allah size akıl verdi, irade verdi. Bunu iyi kullanın. Günahı da sizin, sevabı da sizin' cümlesi geçiyor. Yani Allah'ın bize verdiği aklı, yeteneği de iyi kullanmak gerekiyor.
Dizilerde başarıyı yakalayabilmek için de yaşadığınız toprakların kültür kodlarını doğru okumak çok önemli.

NO NAME İSİMLERLE DAHA RAHATIM
Siz genelde star isimlerle çalışmayı tercih etmeyen bir yönetmensiniz...
Bilinçli olarak böyle bir tercih yapıyorum çünkü benim yıldızım hikayedir. İyi bir hikaye, iyi bir reji ve doğru seçilmiş oyuncularla da ilgi çeken projeler yapabilirsiniz.
No name isimlerle daha rahat çalışıyorum.
Hem ekonomik açıdan bana daha uygun oluyor, hem de oyuncular daha gayretli ve istekli çalışıyor.

Dizi sürelerinin uzunluğuyla ilgili neler diyeceksiniz?
Bu hepimizin derdi. Günümüzün televizyon koşullarında dizi sürelerini böyle yapmamız gerekiyor. İşin rekabet koşulları, ekonomik boyutları var. Dizi sürelerinin kısaltılması tek başına alınabilecek bir karar değil; yasal düzenleme gerekiyor.

Bir röportajınızda, dünyanın bütün kadim kültürlerinin yaşandığı bu topraklardaki insanların hikayesini anlatmayı onur olarak gördüğünüzü söylemiştiniz...
Bunu biraz açar mısınız?
Bir hikaye anlatıcısı için en büyük zenginlik, yaşadığı kültürün zenginliğidir çünkü oradan beslenirsiniz. Türkiye'deki sinemacılar, bu açıdan çok şanslı. Dünyanın en zengin kültürünün bulunduğu bu coğrafyadaki insanların hikayesini yapıyorsam, bunların derinliğine de inmem gerekiyor. Ben de dizilerimdeki veya filmlerimdeki karakterleri bu bilinçle oluşturuyorum.
Yerli dizileri ilk ihraç eden kişi benim. 'Deli Yürek' hikayemi, dünyanın dört bir yanına sattım. Hikayemi ilk olarak ortak kültür coğrafyasındaki ülkelere sattım.
Bosna'dan Çin sınırına kadar dizimin yayınlandığı her ülkede sokaklar boşalıyordu. Şimdi baktığımızda; yerli dizilerimizde oynayanlar, dizilerin ihraç edildiği yerlerde starlaştı. Mesela Kıvanç Tatlıtuğ, adeta Brad Pitt gibi ilgi görüyor.
Bu bir sonuçtur. Starlık bir sonuçtur, bir başlangıç değildir. Önemli olan bunun sürdürülebilmesi.

NE OLDUKLARINI ANLAMIŞTIM
FETÖ'cüler Türkiye'de birçok alana sirayet etti. Sinema sektörüne de bulaştılar mı sizce?
Medya sektörüne de bulaştılar. FETÖ gibi yapılar, başarılı her insanı devşirmeyi hedefler. Çok şükür ben onlara hiçbir zaman inanmadım, hep uzak durdum.

FETÖ'cüler bana gelip "Dizi, film çekmek için banka kredileriyle neden uğraşıyorsun?
Bizde para var, ne kadar istiyorsan verelim. Ne istiyorsan onu çek. Kanallarımızda yayınlayalım" diye kaç kere teklifte bulundu ama ben asla kabul etmedim.
Ben bunların ne olduğunu yıllar önce anlamıştım. Hatta 'Sakarya Fırat' dizisini çekerken, Süleyman Çobanoğlu, bana MİT dizisi de yapmamız gerektiğini ısrarla tekrarlıyordu. Ama ben ona yapamayacağımızı söyledim hep. "Niye?" diye sorunca da, "Dizide MİT kahramanının savaşacağı karanlık odak noktasını koyamayız" dedim. Çünkü o odak noktasının varacağı yerin Pensilvanya olduğunu söylemiştim.
Sekiz sene önce dizide karanlık odağın Pensilvanya olduğunu gösterseydik, neler olurdu kim bilir? O dönemin koşullarında böyle bir şey yapılamazdı. Bundan dolayı da bu bakış açısıyla yapamadık. Sanatçının sezgilerini özgür bırakmalıyız. Halk zaten onu süzgecinden geçirir. Türk halkı kolay kolay provoke olmaz.
'SEN ANLAT KARADENİZ', UMUT VERDİĞİ İÇİN ÇOK SEVİLDI
Geçmiş dönemlere göre sizce Türk izleyicisinin beğenisi, tercihleri nasıl bir değişim gösterdi?
Her çağın bir ritmi var. Televizyon izleyicisinin de bu ritme uygun olarak tercihleri, beğenileri değişim gösteriyor. Toplumların hayata bakışını ve ilerleyişini gözlemlemek gerekiyor. Dizi yapımcılarının bu ritmi yakalaması çok önemli. Temelde izleyiciye iyi hikaye vermek lazım. İyi hikaye verirseniz, izleyiciden de karşılığını alırsınız. Mesela bana son beş yıldır arkadaşlarım "Artık öyle eskisi gibi yüzde 18-20 reytingler yok televizyonda, rekabet çoğaldı" diyordu. Ben de "Doğru hikayeyi yakaladığımızda o reytingleri alırız" diyordum. 'Sen Anlat Karadeniz' televizyonda yüzde 21 reytinge kadar çıktı. Demek ki iyi hikaye verince izleyiciye, böyle reytingler de alınabiliyormuş.

Dizinin hikayesi sizce neden bu kadar çok sevildi?
Dizinin temel konusu; kadına şiddet. Sekiz yıl boyunca her türlü şiddeti görmüş mazlum bir kadın olan 'Nefes', çocuğunu da alıp eve gelen misafir 'Tahir Kaleli'nin arabasına saklanıp kaçıyor.
Allah bir mazlumu alıp Kaleli Ailesi'nin kapısına bırakıyor. Hikaye böyle başlıyor. Dizide ne kadar zor durumda olursa olsun 'Nefes'in hayata tutunma mücadelesini gösteriyoruz, 'Her zaman bir umut vardır' diyoruz. İzleyiciye umut veriyoruz yani.
Dizinin sevilmesinde bunun etkisi çok diye düşünüyorum. Atv yönetimi ile de çok güzel bir sinerji yakaladık.
HRİSTİYAN DÜNYASI TÜRKLER'İ ORTADOĞU'DAN SÖKÜP ATMAK İSTİYOR
Trump, İran'la nükleer anlaşmadan çekildiğini söyledi. Siz Trump'ın bölgeye yönelik politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Trump, silah tüccarı.
Tarihinin en büyük silah anlaşmasını yaptı Suudi Arabistan'la.
Sonra Katar'la da benzer bir anlaşma yaparak ambargoyu kaldırdı. Trump, Amerikan silah sanayinin temsilcisi, satış görevlisi. Bölgede Amerika'ya karşı dik duran tek ülke Türkiye. İmparatorluk bakiyesi bir ülke Türkiye. Bu bölgede imparatorluk yapmış bir ülke olarak dik durmak zorundayız. Ben yıllar önce Amerikan büyükelçisine "Ortadoğu'ya giriyorsunuz ama Vietnam'dan beter olursunuz, buradan çıkamazsınız. Bölgede çok farklı dengeler var, bunu anlayamazsınız" dedim.

Amerika, 1916'da, 100 yıllığına yapılan Sykes-Picot haritasını yeniden çizmek istiyor. Bunun önündeki tek engel ise Türkiye'dir, Türkler'in Anadolu'daki varlığıdır. O yüzden hem Türkiye'yi, hem de Erdoğan'ı hedef alıyorlar. Tarihsel kırılmalara iyi bakmak gerekiyor.
1071'de Hristiyan dünyasının Kudüs'ü ele geçirmesi, Türkler tarafından engellendi.
Haçlı seferlerini durduran şey; Türkler'in Anadolu'daki varlığı olmuştur. Bugün de Hristiyan dünyası emellerine ulaşmak için Türkler'i bu topraklardan söküp atmak istiyor. Kürt devletini kurarak bölgedeki tüm enerji ağını Akdeniz'e indirmek ve Kudüs'le aramıza duvar örerek temasımızın kesilmesini istediler. Ama Türkiye buna karşı çıktı ve askeri operasyon düzenleyerek bu oyunu bozdu.
DÜŞMANLARA KARŞI BİRLİK İÇİNDE OLMALIYIZ
Türkiye seçime gidiyor. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Umarım sandıktan Türkiye'nin hem dünyada, hem de bölgede dik ve kararlı duruşunun devam etmesini sağlayacak bir sonuç çıkar. Seçime daha rahatlamış ve kararını vermiş bir Türkiye için gidiyoruz.
İnşallah seçimden istikrarlı ve bölgede kararlı duran bir Türkiye'yi sağlayacak bir sonuç çıkar. Türkiye; güveni tazelemiş, halkından desteğini almış bir hükümet ile hem dünyada, hem de bölgede daha dik durur diye düşünüyorum.

Seçimle rahatlamış ve kararını vermiş bir Türkiye bölgede çok daha güçlenecek. İnşallah seçimden çıkan sonuç da buna vesile olur. Millet olarak biz düşmanlara karşı birlik içinde olmalıyız. Nasıl tarihte Melihşah'ın karşısında Hasan Sabbah varsa, şimdi de Türkiye'nin karşısında FETÖ var. Tarihte yaşanan olayları iyi analiz etmeli ve ders çıkarmalıyız. Türk milleti hiçbir zaman bayrağını teslim etmeyen bir millettir.
Bizi kimse yıkamaz. Halk olarak beraberliğimizi koruyarak düşmanlara karşı birlikte mücadele etmeliyiz. Seçime giderken en büyük ihtiyacımız ise birlik ve beraberliğimizi korumamız. 24 Haziran'dan Türkiye'nin dünyaya karşı dik duruşunu devam ettireceğini ilan eden bir sonuç çıkmasını umut ediyorum.
YENİ FİLMİMDE BİR ANTİ KAHRAMANI ANLATACAĞIM
Yeni bir projeniz var mı?
Yeni bir sinema projem var. 2019'da vizyona sokmayı düşünüyorum. Sekiz yıl önce senaryosu yazıldı. 12 Eylül'de 5 yaşında kimsesiz kalmış bir adamın hikayesini işliyorum. Hayatta yapayalnız kalmış, her şeyi tek başına yaşayan ve yapan bir anti-kahramanı anlatacağım filmde. Adı da 'Yalnız Kurt' olacak. Anti-kahraman üzerinden de izleyiciye çok şey anlatacağımı düşünüyorum.