Alın size tam bir 'İyilik yap denize at, balık bilmezse halik bilir' veya 'Hiçbir iyilik cezasız kalmaz' hikayesi:
Bir gün manyağın birine çatacağım, başıma bir iş gelecek, karakolluk olacağım, işim hukuka kalacak ve ben hakim önüne çıkacağım diye ödüm kopuyor.
Ve bir ülkede hukuk sistemine de güvenin kalmadıysa; git, yaşa insansız bir mağarada...
Zaten benim az kaldı onu da yapmama...
Bırakalım bu "Adalete güvenimiz sonsuz" palavralarını.
Ne iki yüzlüyüz ama?
HAKSIZDAN YANALAR
Türkiye'de hukuk sisteminin, çoğu davada bariz bir şekilde haksızdan, barbardan ve vandaldan yana olduğunu duyduğumuz, gördüğümüz kısaca tanık olduğumuz olayları bizzat yaşıyoruz.
Bu hayattaki en büyük korkularım; haksızlığa uğramak veya istemeden uğratmak.
Hani yolda iki kişi kavga eder ve durup izlediğinizde bariz bir şekilde bir tarafın haklılığı ön plandadır da ama hamsızlık yapan, çıngarı çıkartmış karşı tarafı ezme operasyonundadır ya... İşte ben oradaki üzerine vazife olmayan işe karışan deli kadınım.
Dayanamam, hemen olaya müdahil olurum.
Elimde değil, dayanamıyorum.
Tıpkı dün Milliyet'te Gökçer Tahincioğlu imzalı haberde olduğu gibi...
SONU KARAKOL
Olayı size de anlatayım, ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Ankara'da sokak ortasında bir adam, karısına tekme tokat girişir.
Türkiye için alışıldık sahne!
Ve bu sahneye genelde; etrafta pis bir sırıtışla bu dayağı izleyen, kocaya müdahale etme gereği duymayan insanlar topluluğu eşlik eder.
Malum bizde 'Karı koca arasına polis bile girmez' diye neredeyse bir atasözü vardır.
İşte Ankara'daki o olayda; o sırada yoldan geçen vicdan sahibi iki iyi adam, duruma müdahil olur ve kadını, gözü dönmüş kocanın elinden kurtarırlar.
Vay sen misin buna cesaret eden?
Dayakçı koca ve olaya sonradan katılan kocanın yeğeni, öfkelerini bu kez bu iki iyi adama yönlendiriler ve adamcağızları eşek sudan gelinceye kadar döverler.
Bildiğin, ağızlarını, burunlarını kırarlar. Ve taraflar işin sonunda kendilerini karakolda bulur.
Herkes birbirinden şikayetçi olur, davalar açılır vs...
Ben sadede gelip size sonucu bildireyim.
Dayakçı koca: Karısını dövdüğü için 5 ay, iki iyi adamı dövdüğü için 1.5 yıl hapisle cezalandırılır. Ancak bu suçları 'tahrik' altında ve 'haksız bir eyleme karşı işlediği' ve iyi halli olduğu gerekçesiyle indirim alır. Sonuç olarak; iki davada da aldığı cezalar ertelenir; adam, elini kolunu sallaya sallaya evine döner.
Dayağa dışardan takviye kuvvet olarak katılan yeğen:
İyi adamlardan birinin burnunu kırdığı için önce 1 yıl 2 ay hapis cezası alır. Sonra bu cezada da haksız tahrik ve iyi hal indiriminden önce 5 ay 25 güne düşer sonra da ertelenir. Vurak elli yeğen de güle oynaya evine döner.
Dayak yiyen kadın: Kimse şikayetçi olmamasına rağmen can havliyle amcasının oğlunu arayarak "Burada olay çıktı, yetiş" dediği gerekçesiyle 'azmettirme' suçundan 1 yıl hapse mahkum edilir. Bu ceza ertelenir. Şiddet mağduru kadın da "İkinci saldırı ne zaman, nereden gelecek?" korkusuyla, yusuf yusuf evine döner.
İYİLER CEZAEVİNDE
Ve pişmiş tavuktan hallice iki iyi adam: Hayatlarında hiç görmedikleri, tanımadıkları bir insanı dayak yemekten kurtarmaya çalıştıkları için 'müessir fiil' suçundan 4 ay hapis cezası verilir. İyi halden bu ceza 3 ay 10 güne düşürülür. Öyle 'meşru müdafaa' indirimi falan yapılmaz. Ceza ertelenmez. Temyiz yolu kapatılır.
Ve bu iki iyi adam, iyiliklerinin cezasını çekmek üzere paşa paşa ceza evine gönderilir.
***
Şimdi bunu okuyup da; yarın, öbür gün yolda karısını tepeleyen bir adam gördüğünüzde ne yaparsınız?
"Dur kardeşim, ayıptır" deyip kavgayı ayırmaya mı çalışırsınız, yoksa topuklamak suretiyle olay yerinden hızla uzaklaşır mısınız?
Efendim? Hıı; ben de aynen öyle tahmin etmiştim!