HaberlerTuba Kalçık
Senarist Özen Yula, kimsenin birbirine tahammülü yok toplumda empati eksikliği var
Giriş Tarihi: 20.09.2021
Senarist Özen Yula, kimsenin birbirine tahammülü yok toplumda empati eksikliği var
Atv dizisi ‘İkimizin Sırrı’nın senaristi Özen Yula, sosyal medyada kültürel değerlerimizin unutulduğundan yakındı: “Biz Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre’nin torunlarıyız. Kültürümüz barışı, empatiyi barındırır; insanlara hakaret etmeyi, onları linç etmeyi değil... Artık sosyal medya ölüye bile saygının olmadığı bir yer haline geldi”
Yazar-senarist Özen Yula, GÜNAYDIN'a çok özel açıklamalarda bulundu. Atv dizisi 'İkimizin Sırrı'nın da senaristi olan Yula, "Şu anda bence toplumda genel olarak empati eksikliği var, bu da çatışmayı yükseltiyor. Empati eksikliği yüzünden psikoloji dizileri bu kadar popüler hale geldi" dedi. Öykü, oyun, senaryoyazarlığı kimliğinizin yanısıra yönetmensiniz de. Buüretkenliği neye borçlusunuz?
Çok çalışıyorum. Tabii bunun yanı sıra Türk edebiyatından çok besleniyorum. Edebiyatımızda o kadar değerli yazarlar var ki, onları okuduğunuzda bu topraklarımız, toplumumuz hakkında geniş bilgi sahibi olabiliyorsunuz. Özellikle Safiye Erol ve Refik Halit Karay'ın bende yeri çok ayrı. Edebiyat gibi derin bir kaynaktan besliyorum kendimi. Türk sinemasının gidişatınınasıl görüyorsunuz?
Sinemamızda hikâye sayımız sınırlı kalıyor. Hayatın içinde bir sürü farklı hikâye olmasına rağmen beyazperdeye yansımıyor. Her yerin ve kesimin hikâyesi anlatılamıyor. Edebiyatımız bunu yapıyor ama sinemada bu durum edebiyattaki kadar yok. Aynı olaylar, aynı tonlar, aynı durağanlık...
Bunu aşmak gerekiyor.
Son romanınız 'HerZerre Kara'da İstanbul'uinsan hikâyeleri üzerindenanlattınız. Her kesimdeninsana da yervermişsinizromanda, bu kesimlerarasındaki çatışmaları elealmışsınız. Biz bu çatışmayıgünümüzde en çok sosyalmedyada görüyoruz...
Yanlış okumalardan ve sosyal medyadaki bu kadar karanlık enerjiden canım sıkılıyor. Sosyal medyada sahte hesaplar üzerinden insanlara o kadar bel altı vuruyorlar ki anlamak mümkün değil. Galiba hem birbirimize hem de kendimize tahammülümüz azaldı. Halbuki biz Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli'nin torunlarıyız. Bizim kültürümüz barışı, empatiyi barındırır. İnsanlara hakaret etmeyi, onları linç etmeyi değil. Ne ara unutuldu bizim kültürel değerlerimiz? Artık ölüye bile saygının olmadığı bir ortam var. Toplumumuz ise her şeye rağmen birlikte yaşama bilincini taşıyor. Bu, çok önemli. Bizi birleştiren ortak değerler etrafında birbirinden çok farklı, hatta zıtlık taşıyan kesimler bile birleşiyor. Toplumsal olarak biz koşullar ne olursa olsun empati duygumuzu yitirmemeliyiz. Şu anda bence toplumda genel olarak empati eksikliği var. Bu da çatışmayı yükseltiyor. Empati eksikliği yüzünden psikoloji dizileri bu kadar popüler hale geldi. İnsanlar bu dizileri izleyerek empati duygusunu kendi içinde sağlıyor.
Tam da ihtiyacımız olan şey. 'İkimizin Sırrı'nın izlenmesinin temelinde de bu var. Zor koşullar altında hayat mücadelesi veren ve empati kurabilen insanların hikâyelerini anlatıyoruz. Sanat dünyasında daçatışma yaşanıyor. Cumhurbaşkanlığı'ndanödülalıyor diye linçedilen sanatçılarımızvar. Şener Şengibi...
İnsanları sadece bugünüyle değerlendirmek çok yanlış. Geçmişine de bakmak gerekiyor, yoksa o kişiyi sıfırlarsınız. Şener Şen bu ülkenin çok kıymetli bir sanatçısı. Şener Bey, Türkiye'nin en üst kurumundan ödül aldı. Böyle değerlendirmek gerekiyor. Dün, ödül aldı diye linç edenler, bugün, yaptığı bir eylemden dolayı onu göklere çıkarabiliyor. Çok hatalı ve dengesizce. Hakikatler üzerinden insanları, olayları değerlendirmeliyiz. Ayrıştıran değil, bizi birleştiren değerler üzerinden birbirimize yaklaşmalıyız. Toplumsal değerlerimizi kaybetmeden yaşamalıyız. Eğer bu değerleri kaybedersek etik açıdan çöküş yaşarız.
'İKİMİZİN SIRRI' UMUDUNU KAYBETMEYEN BİR KADININ HİKAYESİ
ATV'nin sevilen dizisi 'İkimizin Sırrı'nın senaristisiniz. Bize biraz diziden bahseder misiniz?
Kore uyarlaması olmasına rağmen dizinin tüm yapısını Türkiye'ye oturttuk. Öncelikle bir kadın hikâyesi anlatıyoruz... Çok iyi bir senaryo, reji ve sanat ekibimiz var. Yapımcımız Süreyya Yaşar Önal ve genel koordinatörümüz Cem Akyoldaş ile birlikte hikâyeyi şekillendiriyoruz. Tüm zorluklara rağmen yaşam mücadelesi veren ama asla umudunu kaybetmeyen bir kadının hikâyesi bu. Özellikle umut kavramının altını çizmeye çalıştım. Koşullar ne olursa olsun, olumsuzluğa yenilmemeliyiz. Kendi adıma hayata hep olumlu tarafından bakan biriyim. İzleyicilere de dizimiz üzerinden bunu vermeye çalışıyoruz.
YENİ NESİL HEMEN ZENGİN OLMAK İSTİYOR
'İkimizinSırrı'nda kendi ayaklarıüzerinde durmaya çalışan bir kadınınhikâyesini anlatıyorsunuz ama özellikleyeni nesilde kısa yoldan zengin olanları rol modelseçenlerin sayısı her geçen gün artıyor...
İyi örnekler rol model olarak sunulmalı. Yeni neslin birkısmı kısa yoldan yükselmek ve zengin olmak istiyor. Dirsekçürütmeden başarının da gelmeyeceğinin bilincinde olanların sayısıçok az maalesef. Bugün işe başlayıp bir hafta sonra müdür olmayıbekliyor yeni nesil. Kısa yoldan para kazananları, köşeyi dönenlerigörünce beklenti içine giriyorlar. İçinde yoksunluk taşıyanlar özelliklebu beklentiye giriyor. Rol modellerini doğru sunmak önemli.
TARİHİMİZE SAHİP ÇIKMALIDERSLER ÇIKARMALIYIZ
Mevlana'nın hikâyesini tiyatroyataşıyan da bir isimsiniz...
Ben bu toprağın insanıyım,çok güçlü bir bağım var ülkemle.Her yerin bir izi var hayatımda. Bucoğrafyanın kültürünü görerek,onunla yoğrularak büyüdüm. Busevgimi de bize ait olanın hikâyelerinianlatarak gösteriyorum.Yıllar önce Mevlana'nın hikâyesinianlatmıştım. Şems'in ölümündensonraki dönemini tiyatroya taşıdım.Ağır ve zor oyun olmasına rağmenizleyicilerden büyük ilgi görmüştü.Umarım bu oyunu sinemaya dataşırım. Biz çok şanslıyız ki böylezengin hikâyelere sahip bir tarihimizvar. Osmanlı dönemini anlatanhikâyeleri de oyunlaştırmıştım.Tarihimize sahip çıkmalı ve ondandersler çıkarmalıyız. Hatalarımızıtekrarlamamamız için tarihimizi iyibilmeli ve onu objektif bir bakış açısıyladeğerlendirmeliyiz. Hoşgörü,tarihimizin her döneminde varmış,Selçuklu'da da, Osmanlı'da da.Tarihimizde belli gruplar arasındaher dönem tartışmalar, çatışmalaryaşanmış ama bu toplumun genelineyansımamış. Çünkü hoşgörü iklimitoplumsal alanda varlığını hepsürdürmüş. İşte biz de bu hoşgörükültürünü hikâyelerle yeni nesillereanlatmalıyız.
BİR GÜN YİNE BİR YAZARIMIZ NOBEL ÖDÜLÜ ALACAK
Edebiyatımız bu kadar zenginolmasına rağmen bugüne kadar sadecebir yazarımız Nobel Ödülü'nü alabildi.Siz bunu neye bağlıyorsunuz?
Nobel Ödülü, verildiği dönem vekonjonktürde, hangi kültür ve yazaronlara yakın geliyorsa, ödül oraya yöneliyor.Nobel Ödülü'nü almış ama bizimhâlâ ismini bilmediğimiz çok isimvar. Son yıllarda Herta Müller, ElfriedeJelinek gibi çok değerli isimlereverildiğini de görüyoruz. Eskiden Batıdünyası bize daha kapalıydı, küreselleşmeninetkisiyle bu durum değişti.Orhan (Pamuk) Bey'in Nobel'i almasıda edebiyatımıza Batı dünyası açısındanivme kazandırdı. Diğer kıymetliyazarlarımızın da farkına varmayabaşladılar. İnanıyorum, bir gün mutlakayine Nobel'i kazanan bir yazarımızolacak.
Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin
Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
ARKADAŞINA GÖNDER
Senarist Özen Yula, kimsenin birbirine tahammülü yok toplumda empati eksikliği var