Seçimlerimizi çoğu zaman kendimiz yapıyoruz gibi görünse de bazı şeyler vardır ki sadece kabullenmek zorunda kalırız. Tercih şansı bizlere ait olmaz. Doğduğumuz andan itibaren başlar bu durum, üstüne bir de 'Hayatının kontrolü tamamen sende değil' mesajını verir gök kubbe… Anneni babanı sen seçmezsin; yaşadığın evi, mahalleyi, gittiğin okulu, giydiğin kıyafeti ve daha niceleri…
'HADİ BU TARAFTAN' DER GİZLİ BİR EL
Bizlere yüklenen birtakım özelliklerle birlikte büyür, sonra yavaş yavaş 'Direksiyon artık bende!' diyerek hayata meydan okursun. Önce çevreni, arkadaşlarını, hangi işi yapmak istediğini; sonra da hayatını birlikte geçirmek istediğin insanı seçersin. Tabii şanslıysan, dış etkenler sana engel olmuyorsa… Ardından, gizli bir el bazen tutar seni, 'Hadi bu taraftan' der ve yeni bir macera başlar senin için… HER SEÇİM BİR KAYBEDiŞ Mİ?
Yaptığımız seçimlerin doğru olup olmadığına ne kadar eminiz? Karşımıza iki yol çıkar ve hayat bizlere seçim hakkı sunar. Ve derki; haydi bakalım, tercih senin! Yaşamımızı şekillendiren şeyler de işte bu yol ayrımlarından başka bir şey değildir. Doğru ya da yanlış yok, sadece karar vermek var. Yaptığın seçimi sonuna kadar kabullenmek ve o yolda ilerlemek var. Evet, her seçim bir kaybediş; diğerinden vazgeçmek zorunda olmak belki ama en azından içindeki o gürültü kalabalığı dağılıyor ya, işte bu her şeye değer.
BEN BÖYLE OLMASINI İSTEDİM
Son zamanlarda gökyüzünde gerçekleşen gerilemeler ve tutulmalar bizlere, "Belirsizlikleri bir kenara bırak, ne olursa olsun yürü!" şeklinde yol gösteriyor. Hayatımızda işler yolunda gitmeyebilir ya da tam tersine her şey mükemmel olabilir. Tek gerçek var, o da acabalarımız yok artık; 'Sonuçları ne olursa olsun ben böyle olmasını istedim' diyecek kadar cesuruz. Unutmayın ki en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir.