Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Kimi Ay’a çıkacakmış gibi heyecanlandı, kimi çeşme başında iftarı bekledi

ritüelleri, gelenekleri ve manevi atmosferiyle kendi iklimini yaratıyor. En çok da çocuk dünyasında ilkleriyle derin izler bırakıyor. İnsan çocuk gözüyle ve naif çocuk aklıyla; huzurla, hoşgörüyle, dayanışmayla tanışıyor Ramazan'da... Farklı alanlardan insanlara ilk oruç deneyimlerini ve Ramazan'ı o çocuk algısıyla nasıl keşfettiklerini sorduk. İlk orucunu köy pınarından su içerek açan da var, sahura kalktığı için Ay'a gidecekmiş gibi heyecanlanan da. Kimi de iftar için minare kandilinin yanmasını beklemiş dört gözle...

Kimi Ay’a çıkacakmış gibi heyecanlandı, kimi çeşme başında iftarı bekledi

İlkler unutulmaz... İlk aşk, ilk arkadaş, ilk iş, liste uzar gider... Tuttuğu ilk orucu unutana da rastlamadım. İnsanın çocuk günlerine denk gelen ve ayrıntılarıyla hatırladığı bir tecrübedir çünkü. Hepimiz o çocuk masumiyetiyle bir yandan Ramazan'ın renkli ritüellerini keşfeder bir yandan da büyüklere özenir ve oruç tutmak isteriz. İftar, sahur, teravih, davulcular, sofraların bereketi, sohbetler, Ramazan'a özgü eğlenceler hayatın olağan akışı içerisinde Ramazan'ı çok özel kılar çocuk gözünde. Ki zaten de özeldir Ramazan. 11 Ayın Sultanı denilmesi bu yüzdendir.



Ramazan gelir, küskünler barışır, dayanışma ve yardımlaşma duygumuz artar. Daha toleranslı olur herkes. İnsanın manevi dünyasında yaşadığı huzur tüm topluma yayılır ve böylece Ramazan huzurla birlikte bir anlamda toplumsal bir kaynaşmanın da harcı olur.
Bu gece ilk defa sahura kalkılacak ve bir ay boyunca Ramazan'ın yarattığı haleti ruhiyenin içinde hep birlikte yolculuğa çıkacağız. Huzurlu bir ay öncesinde Pazar SABAH olarak toplumun farklı kesimlerinden insanlara ilk oruçlarını ve Ramazan'ın onların hayatındaki yerini sorduk. Çocukluk günlerine gittiler ve hiç unutmadıkları ilk oruçlarını ve Ramazan'ı çocuk gözüyle nasıl yaşadıklarını anlattılar.



HINCAL ULUÇ (Gazeteci, SABAH yazarı)
Gitti mi benim oruç beş dakika yüzünden dede?
Ramazan kültürüyle çocukken Kilis'te tanıştım. İlkokul öğrencisiydim. Anne tarafından dedem Muharrem Efendi Kilis müftüsüydü. Ulema sınıfındandı. Mekke ve Medine'den din adamları gelirdi, Kuran tefsiri için ona danışırlardı. Padişah şeyhülislamlık teklif etmiş, "Ben İstanbul'da yaşayamam" diye kabul etmemiş. Öyle bir adam.
İftar yemekleri, kalabalığı, neşesi... Aile toplanır, hikayeler anlatılır, şakalar yapılır. Çok hoşuma giderdi. Özenirdim büyüklere. Ama sahura kaldırmazlardı, "Yarın okula gideceksin" diye. Çok yalvarıp yakardım. Ama davulun sesini duyar uyanırdım. Lakin kalkıp sahur sofrasına oturmazdım. Sonra bir gün dedeme "Herkes oruç tutuyor ben de tutacağım" dedim. Dokuz yaşımdayım. Dedem "Sana oruç düşmez, hem yaşın küçük, hem sabah okula gidiyorsun" dedi. Ama ben ısrar ediyorum, ille de tutacağım diye. Neyse o gece davul sesiyle sahura kalktım. Niyet ettim, oruç tuttum.
Ertesi gün öğleyin ikiden sonra zorlanmaya başladım. Topa beş-10 dakika kalmış ama ben kustum. Ve hiç bilmiyorum, kusmak orucu bozar mı bozmaz mı diye. Yattım divana uzanıyorum, anneannem başımda. Sonra dedem geldi, ben "Gitti mi benim oruç beş dakika yüzünden dede?" dedim. Dedem "Oğlum bizim dinimizde esas olan niyettir. Sen oruç tutmaya niyet ettin. Son ana kadar dayandın. Başına gelen senin isteyerek yaptığın bir şey değil. Hepsinden Allah'ın haberi var. Senin orucun benim orucumdan bile makbuldür" dedi. "O zaman ben oruç tutmaya devam etmek istiyorum" dedim. "Tamam ama bundan sonra senin orucun öğleye kadar. Çocukların orucu böyle olur" dedi. Sonra Ramazan'ın sonuna kadar oruç tuttum. Fakat arifenin önemini kulaktan kulağa duyuyorum. O gün tam gün oruç tutmaya karar verdim ve tuttum da. Bu sefer topa yetişmiştim.



NEVRA SEREZLİ (Oyuncu)
Minare kandili yandı mı diye pencerede beklerdim
Çoğu insan gibi ben de çocukken büyüklerime heveslenip oruç tutmak istedim. 1950'lerin başlarında diye hatırlıyorum. Altı-yedi yaşımdaydım. "Sen küçüksün" dediler ama işte ikna edemediler beni. İftarı zor ettiğimi hatırlıyorum. Zaten çocuklar için bir hevestir oruç tutmak. Sonra biraz büyüyünce nenem, anneanneme nene derdim, aldı karşısına orucun ne olduğunu, İslam'ın beş şartından biri olduğunu anlattı. Daha bilinçli bir şekilde oruç tutar oldum.
Ramazan'ın adetleri, ritüelleri çocuklar için önemlidir. Şimdi iftar vaktini mesajla öğreniyor insanlar. Eskiden öyle miydi? Annemiz bizi cama koşturur "Minare kandili yandı mı haber ver" derdi. Pencereden camiyi izlerdik. İmamın gür sesiyle okuduğu ezanın verdiği his bambaşkaydı. Şimdi daha teknolojik her şey... Açıkçası teknolojik gelişmelerin Ramazan'ın ritüellerine yansıması pek hoşuma gitmiyor.
Çocuk günlerimin annemin sahur için hazırladığı kuru köftenin kokusu da hâlâ burnumda tüter. Bir de bayramları unutmam. Mendil verirlerdi. Koleksiyon yapmıştım hatta.



ALİŞAN (Şarkıcı)
Sevdiğim yemekleri yaptırdım
10 yaşımdaydım, 1986 yılıydı. O yıl birkaç defa oruç tutma girişimim olmuştu. Tekne orucu tutuyordum yani. Ama illa ki tam gün oruç tutmayı kafaya koymuştum. O yıl yaza denk gelmişti Ramazan. İftar geç açılıyordu. Yazlıktaydık, anneme iftar için bir sürü yemek siparişi verdim. Sevdiğim ne varsa pişirmesini istedim. Herhalde çok acıkacağımı ve her şeyi yiyeceğimi düşündüm. Tuttum orucu. Çok zorlandığımı hatırlıyorum. Tabii bütün yemekleri yiyemedim. O zaman annemlere "Ramazan kış aylarına gelince oruç tutacağımı" söylemiştim. Hoşgörülü, huzurlu, sevgi dolu zamanlar olarak hatırlıyorum Ramazanları. Yine öyle olmasını diliyorum.



NAZLI ERAY (Yazar)
Kendimi oyalamak için lale bahçesinde tur attım
Ramazan ayını yoğun yaşadığım yıllarda babaannemle Kızıltoprak'taki eski bir köşkte kalıyordum. İftar ve sahur için yapılan hazırlıkları hep izlerdim. Babaannemin gündüzden gül toplayıp gül şerbeti yaptığını hatırlıyorum. Çok güzel olurdu. Ramazan benim için çok bereketli, hayırlı bir şeydi. 12 yaşımda babaanneme oruç tutmak istediğimi söyledim. Gece sahura kalktık. Adeta Ay'a gidecek kadar heyecanlıydım. Sabah kalktım susamışım. Köşkün bahçesi vardı, hatırlıyorum sarı, pembe, kırmızı laleler vardı. O lalelerin etrafında, zaman geçsin diye tur atmaya başladım. Sonra mide bulantısı başladı ve bir baş ağrısı geldi saplandı. Babaannem beni çağırdı "Evladım orucunu satın alıyorum" dedi. "Günah olmaz di mi babaanne" diye sordum, "Olmaz sen daha çocuksun, günahı bana" dedi. Böylece bir bardak su içip, bir puf böreği yiyerek orucumu açtım. O günlerde yaşadıklarımın etkisi kitaplarıma sirayet etmiştir zaten.



SELDA ALKOR (Oyuncu)
Kapı kapı dolaşır herkesi uyandırırdım
Manisa'nın ilk apartmanı olarak görülen bir yerde oturuyorduk. Üç katlı bir yapıydı. Altı daire vardı. Sanki hepimiz akraba gibiydik. Sevgi dolu bir ortamdı. Küçüktüm, kırmızı bir pijamam vardı. Davulcu geçince yataktan fırladığımı hatırlıyorum. Evden çıkar kapı kapı dolaşır hem bütün komşularımızı uyandırır hem de onlara sahurda ne pişirdiklerini sorardım. Kimin yemeği hoşuma giderse o eve girer onlarla sahur yapardım. Oruç tutmak isterdim ama ufak olduğum için annem izin vermezdi. Ama başa çıkamadı benim ısrarlarımla. Çocuk orucu öğleye kadar olur derdi annem. Öğleye kadar tutardım. Sonra bizim mahallede teravihe giderdi büyükler. Benim de çok sevdiğim bir ablam vardı. Ona takılır, onunla giderdim teravihe. Onlar ne yapıyorsa ben de yapardım. İlk Ramazan hatıralarım böyle. Bilinçlendikten sonra da tutmaya başladım. Tabii Ramazan'ın o haleti ruhiyesi bir başka oluyor. Bir arınma yaşıyor insan, çevrenizdeki insanlarla daha huzur dolu bir ilişki kuruyorsunuz. O ruh halinin herkese, topluma, ülkeye iyi geldiğini düşünürüm hep.



KEMAL SAYAR (Psikiyatr, yazar)
Ramazan bizi görünmez bağlarla birbirimize bağlar
Çocukluğumdan aklımda kalan Ramazan'la ilgili en belirgin hatıram, köyümüzde geçirdiğim bir Ramazan'da çok susamış olduğum. O kadar susamıştım ki iftar vaktini sofrada bekleyememiştim. Köyün gürül gürül akan pınarları vardı ve ben o pınarlardan birinin başında bir saat durmuş, akan suyu izlemiş, iftarımı da o pınarın suyundan kana kana içerek yapmıştım.
Ramazan benim için bir yavaşlama ve içe bakma ayı. Modern zamanın hızlı akışına vurulmuş bir sekte, bir mola veya bir silkiniş imkanı... Ramazan'da insan gündelik zamanın dışına çıkarak kendi iç alemine daha fazla bakar. Maddi meşguliyetlerden arınarak asıl varoluşuna döner. Bu yönüyle Ramazan, eşyadan uzaklaşmak, varlığın özüne varmak için çok güzel bir imkan sunar hepimize. İnsan aç kalmak ve maddi zevklerden uzak kalmak suretiyle hayatın sadece haz ekseni etrafında dönmediğini idrak eder. Farklı bir algılama ve varoluş boyutuna geçmekle hayatın sadece maddi duyguların tatmini olduğunu öngören modern medeniyete bir başkaldırı halini alır Ramazan. Ayrıca dünyanın başka köşelerinde de coşkuyla yaşanması bizi görünmez bağlarla birbirimize bağlar.
İftar öncesi bekleyişi de çok severim. Benimle birlikte bekleyen insanların varlığı bana huzur verir. Boşa ömür tüketmediğimiz, bir amaç için yaşadığımızı hissettirir.

MUSTAFA CECELİ (Şarkıcı)
Kafam daha iyi çalıştı
Ramazan ruhunun yaşandığı bir evde büyüdüm. Ortaokuldayken anneme "Ben de oruç tutmak istiyorum" dediğimde, "Okula gidiyorsun, derslerde zorlanırsın, kafan çalışmaz, ilerde tutarsın" demişti. Yine de herkesten önce sessizce sahura kalktım ve tam sofradan kalkarken annemle karşılaştım. İkna olmayacağımı anlamıştı. Hayatımın ilk orucuydu ve kafamın daha iyi çalıştığı bir gün sanırım olmamıştı.



TÜRKAN ŞORAY (Oyuncu)
O hoşafın tadı hâlâ aklımda
Aile büyüklerimin sahura kalkması çok hoşuma giderdi. Galiba beş-altı yaşlarımdaydım. Ben de sahura kalkmak istedim. Beni kaldırmadılar. Ama bir gün kendim uyandım. Oruç tutacağım diye tutturdum. "Sen küçüksün deseler" de inat ettim. Hatırlıyorum, kurulan o sahur sofrasını, bana o an dünyanın en güzel sofrası gibi gelmişti. Üzüm hoşafı ve pestil ezmesi vardı. Bu ikisinin tadını hayatım boyunca hiç unutmadım. Tabii ertesi gün uyandığım zaman müthiş bir baş ağrısı... Vücut alışık değil, heyecan da var. Dayanamıyorum, ama inatçıyım orucu illa ki tutacağım. Ailem baktı olmuyor annem çağırdı "Sen orucunu açabilirsin, çocuk orucu böyle olur" dedi de ben bir bardak su içip bir şeyler yedim. Tabii çocuklar için hep bir hevestir oruç tutmak. Büyüklerine özeniyor insan, o yaşanan ritüeller, adetler, gelenekler hoşuna gidiyor. Ben de geleneksel bir aileden geldiğim için bizim evde Ramazan çok güzel karşılanır gelenek ve göreneklere göre yaşanırdı. Zaten Ramazan Müslüman aleminin en önemli ayı. Ramazan'da insanlar her türlü ilişkisinde biraz daha hassaslaşıyor. Yardımlaşma, dayanışma duygusu yoğunlaşıyor, insanlar birbirlerine karşı daha toleranslı oluyor. Daha sevecen yaklaşıyor. Hayatım boyunca da Ramazan demek benim için huzur demekti. İnsanın oruçluyken hissettiği maneviyatın tarifi zor. Sadece kendi iç huzurunuz değil toplumsal bir huzur ortamı oluşuyor. Ben de aklım ermeye başladığından itibaren eğer çalışmıyorsan hep oruç tuttum. O huzuru hep içimde hissettim.



İSMAİL GÜNEŞ (Yönetmen)
Ayıla bayıla iftarı zor ettim
Samsun'daydık. Galiba 1965 ya da 1966. İlkokula yeni başladığım zamanlar. Bize o zaman, çocuklar Ramazan ayının başında, sonunda ve ortasında oruç tutar diye öğrettiler. Kış aylarına denk gelmişti Ramazan. Ben de ilk orucumu tutacağım. Heyecanlıyım tabii. Sahura kalktım. Zengin bir sofra var. Yedik, içtik, dua ettik ve yattım. Herhalde üşüttüğümden sabah kalktığım da midem kötüydü. Sürekli istifra ediyorum. Bir de şunu biliyorum, orucu bozarsan 60 gün cezası var. Bunun için kendimi de zorluyor, dayanmaya çalışıyordum. Annemler beni alıp alaylı bir imama götürdüler "Ne yapacağız hoca efendi?" dediler. İmam da "Görüyorsunuz ki ölecek ancak o zaman bir bardak su verebilirsiniz" dedi. Dolayısıyla ilk orucumu unutmam mümkün değil. Ben akşama kadar ayıla bayıla o orucu tuttum. Gerçi imamın söylediklerinden ziyade, o 60 günlük ceza, dayanmam da çok etkili olmuştu.
Ama Ramazan benim için bolluk demekti. Normal zamanlarda hani benim gibi köy kökenli, fukara aileler çocuklarının önüne üç dört kap yemek koyamazlardı. Ne bulursak yerdik. Ama Ramazan gelirken bir kasa kuru üzüm, bir çuval pirinç ve şeker ve helva alınırdı. Üzümden hoşaf, pirinçten pilav yapılır, bir sebze yemeğiyle birlikte sofralar zenginleşirdi. Dolayısıyla normal zamanlardan daha zengin bir sofranın varlığından dolayı Ramazan benim için müthiş bir bolluk olarak aklıma yer etti. Ama Ramazan'ın asıl unutamadığım lezzeti pidedir. Kimi güllaç der. Ama pidedir aslolan.

BENGÜ (Şarkıcı)
Anneannem ve dedem yol gösterdi
İlk orucumu 12 yaşında tuttum. Anneannem ve dedem oruç konusunda bana yol gösterdi. Ramazan ayında Ramazan sofralarını çok seviyorum. Tüm aile bir arada yapılan iftar ve sahurlar ve paylaşımlar çok özel oluyor.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Kimi Ay’a çıkacakmış gibi heyecanlandı, kimi çeşme başında iftarı bekledi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN