Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, reform yılı söyleminin iş dünyasının beklentileri açısından daha pozitif bir yaklaşım getireceğini belirtti. "Finansal koşullar faizlerin hem oranı hem de krediye yetişebilme miktarı açısından bakıldığında hemen her şey piyasanın tam istediği bazla olmayacak ama 2025'e göre kıyasladığımızda hem miktarsal bazda hem de faizlerin oranı açısından 2025'e kıyasla biraz daha iyi bir tablonun olacağını düşünüyorum" diyen Olpak, 2025'in öngörülemezliğin hakim olduğu bir yıl olduğunu kaydederek, bunun da hem kişisel hem de kurumsal olarak iş dünyası açısından da bakıldığında arzu edilmeyen bir konu olduğunu söyledi. Olpak, "İş dünyası gözlüğüyle değerlendirdiğimizde bir taraftan bu konjonktürü iyi okumak ve bu çerçevenin içerisinde de birilerinin risklerini acaba nasıl fırsata çevirebiliriz noktasında hareket edip hani klasik ifadedir, 'ezber bozan adım' diye söylenir, onları atmaya gayret etmek, bizim hedef odağımız bu olacak" diye konuştu. Olpak, ticaret savaşları ve korumacılık eğilimleriyle şekillenen yeni bir dünya düzeninin içerisinde olunduğuna işaret ederek, globalleşmenin "glokalleşme"ye döndüğünü vurguladı.
'MADE IN EUROPE' ÖNEMLİ BAŞLIK
Nail Olpak, ticaretin önemli kuralının başında ticaretin belirli kısmının genel itibarıyla yakındaki ülkelerle yapılması olduğunu belirterek, near-shoring ve friend-shoring kavramlarının öne çıktığını dile getirdi. 2026'ya kadar AB ile olan önceliğin tam üyelik süreci ve Gümrük Birliği'nin güncellemesi üzerinden götürüldüğünü anlatan Olpak, "Yeni bir gündem ortaya çıktı. 'Made in Europe'. Ne olacağını hep birlikte göreceğiz. Ben kendi yaklaşımımızı ortaya koyarak hareket etmemiz gerektiğini söylüyorum. Avrupa tarafıyla yaptığımız görüşmelerde yazılı olarak ifade etmeseler de onların söyledikleri aslında 'Made in Europe' yaklaşımında Asya- Pasifik coğrafyasına yönelik olarak bir tedbir ortaya koyacaklarını veya koyduklarını ifade ediyorlar" dedi. Olpak, Gümrük Birliği çerçevesinden 30 yıldır devam eden bir entegrasyon olduğunu ifade ederek, Türkiye'nin üretimde, lojistikte, tedarik zincirinde ne kadar güçlü bir yere sahip olduğunu Avrupa'nın bildiğini söyledi.
"Made in Europe" senaryosunun içerisinde Türkiye'nin nerede olacağının oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Olpak, şöyle devam etti: "Eğer sürpriz bir şekliyle bizi de o kapsamının dışında tutacak olurlarsa maalesef ciddi şekilde etkilenmemiz söz konusu. Arzumuz, hedefimiz olmasını istediğimiz kısım, kapsamın içerisinde kalırsak da bu da aynı biraz öncekinin tam zıttı bir şekliyle olumlu olarak bizi etkileyecek. Normalde yaklaşımın temelinde bakıldığı zaman 'Made in Europe' diyor yani kavram biraz açık neye kadar gidebileceğini göreceğiz. Yani AB'de üretmek demiyor. Bu gözle bakıldığında bir açık kapı var diyoruz ama hepimizin bildiği bir şey var, böylesi konular her zaman bir yani piyasa ifadesiyle 'pazarlık' konusu. Karşılıklı kimin ne alıp verebileceğiyle ilgili bir süreç. Bunun Türkiye çerçevesinde bakıldığında AB ile en az Gümrük Birliği'nin güncellenmesi kadar bizim için önemli bir öncelik olduğunu ifade etmemiz lazım."
ÇİN VE ABD DİKKATLE İZLENİLMELİ
DEİK Başkanı Olpak, Türkiye-ABD ilişkilerine değinerek, iki ülkenin 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefi koyduğunu anımsattı. Bunun dikkatle izlenmesi gereken konulardan bir tanesi olduğunu kaydeden Olpak, Çin'in böylesi bir üretim gücü varken o 400 milyar dolarlık malı satmak için Türkiye dahil başka ülkelerin güçlü olduğu ülke pazarlarına gireceğini belirtti. Olpak, ABD'nin bir taraftan hem bu korumacılığı, ticaret savaşını sürdürürken hem de kendisine güvenilir iş ortakları arayışı içerisinde olduğuna dikkati çekti.
REFORM YILI
2026'yı baktığımızda olumlu göreceğimiz alanlardan birinin reform yılı ifadesinin kullanılmış olması olduğunu söyleyen Olpak, "Reform yılı iş dünyasının beklentileri açısından daha pozitif bir yaklaşım getirecektir. Finansal koşullar faizlerin hem oranı hem de krediye yetişebilme miktarı açısından bakıldığında hemen her şey piyasanın tam istediği bazla olmayacak ama 2025'e göre kıyasladığımızda hem miktarsal bazda hem de faizlerin oranı açısından 2025'e kıyasla biraz daha iyi bir tablonun olacağını düşünüyoruz. Enflasyonda ekonomi yönetiminin koyduğu hedefler var. Yüzde 16- 19 bandı gerçekten bizim için güzel bir hedef olur" diye konuştu.
SURİYE KONUSU CİDDİ ŞEKİLDE MASADA
AB'nin imzaladığı her serbest ticaret anlaşmasının Türkiye'ye açık olarak dönmesiyle ilgili olarak Olpak, şu değerlendirmeyi yaptı: "Gümrük Birliği'yle ilgili bağlantılı serbest ticaret anlaşmalarında bizim en çok rahatsız olduğumuz konu masada oturmamak. AB bir serbest ticaret anlaşması imzalıyor, sonuçları bizim için bağlayıcı ama karar alma mekanizmasının içerisinde yokuz. Yani sonucu bağlayıcı olmazsa problem değil. Kendi adına karar alır, devam eder. Sonucu beni bağlıyor ve ben de ondan bağımsız olarak hareket edemiyorum. Yani AB'ye tam üyeliğin, tamam, siyasi olduğunun farkındayız ama Gümrük Birliği siyasi bir yaklaşım olmamalı. Birebir konuştuğunuzda birçok Avrupa ülkesi durumun böyle olduğunu söylüyor. Bu ağrıyla, sızıyla mücadele etmeye devam edeceğiz ama bu sadece ağrı kesici haplarla, ağrıyı görmezden gelerek olmuyor. Daha radikal bir müdahale gerekli olacak. Nasıl olacağını göreceğiz." Olpak, stratejik noktalarda ihracat kümelenmesi ve sektörel kümelenme gibi bir durumun Irak-Suriye sınırında olup olamayacağı konusunda şunları söyledi: "Daha çok Suriye için herhalde gündeme gelecek. Bugün üretim maliyetlerini, işçilik maliyetlerini konuştuğumuz bir süreçte o bizim için önemli olabilecek. Alternatifler farklı şekilde konuşuluyor. Bir ayağı belki tamamen Suriye'de olabilir ya da bizim tarafımızda olabilir ama giriş çıkışın hem kişiler, iş gücü bazında hem de ürünler bazında giriş çıkışın, sevkiyatın kolay olabileceği de bir sistem gerekli. Bunun bir güvenlik boyutu var, değerlendiriliyor. Hemen karar verilemiyor ama masada ciddi şekilde olduğunu söylemek isterim."