Hibri Abdurrahman Efendi kimdir?

1012 yılı Zilhiccesinde (Mayıs 1604) Edirne'de doğdu. Babası, Edirne'nin tanınmış müderrislerinden Salbaş lakabıyla meşhur Habbazzâde Hasan Efendi'dir. Abdurrahman Efendi babasına nisbetle Salbaşzâde olarak da anılır. Edirne'de başlayıp İstanbul'da devam ettiği tahsilini tamamladıktan sonra mülâzemet alarak müderris olmaya hak kazandı. Bilinen ilk görevi Edirne'de Emîr Kadı Medresesi'ndeki müderrisliğidir. 1046'da (1636-37) Dimetoka'da Oruç Paşa Medresesi, üç yıl sonra Edirne'deki İbrâhim Paşa, 1052 Zilkadesinde (Şubat 1643) Sarâciye, aynı yıl Emîniye, bir yıl sonra Taşlık, iki yıl sonra da Eskicami, 1655'te Üç Şerefeli medreseleri, 1658'de Edirne Dârülhadisi müderrisliklerine getirildi. Ertesi yıl vefat eden Hibrî Efendi Edirne'de Yıldırım semtindeki aile mezarlığına defnedildi.

Şeyhî'nin Vekāyiu'l-fuzalâ'sında Abdurrahman Efendi'nin biyografisi müstakil bir başlık altında yer almamakla birlikte, kardeşi Salbaşzâde Abdülkadir Efendi'nin hayatı anlatılırken onun görev yerleriyle Abdurrahman Efendi'nin görev yerlerinin birbirine karıştırıldığı dikkati çekmektedir. Nitekim Şeyhî, Abdülkadir Efendi'nin biyografisini verirken Abdurrahman Hibrî'nin görev yerlerini sayar (Vekāyiu'l-fuzalâ, I, 426-427); ayrıca Tokat, Tire ve Karinâbâd kadılıklarına getirildiğini de zikreder. Abdülkadir Efendi'den söz ederken zikrettiği kadılıklara eserinin başka yerlerinde (a.g.e., I, 654, 655) Abdurrahman Efendi'nin tayin edildiğini yazması bu karışıklığı ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bazı araştırmacılar, Şeyhî'nin Abdülkadir Efendi'nin vefat tarihi olarak verdiği 1087 (1676) yılını Abdurrahman Hibrî'nin ölüm tarihi kabul etmişlerdir. Halbuki Osman Nuri Peremeci'nin tesbit ettiği mezar taşlarında Abdurrahman Efendi'nin vefat tarihi 1069 (1659), Abdülkadir Efendi'ninki ise 1087 (1676) olarak kayıtlıdır (Edirne Tarihi, s. 139).

Eserleri. 1. Enîsü'l-müsâmirîn*. 1046 (1636) yılında yazılmış olup Edirne tarihini konu alır. Edirne'nin sadece tarihinden değil yapılarından topografyasından ve burada yetişen önemli şahsiyetlerden de söz edilen eser üzerinde Sevim İlgürel tarafından doktora çalışması yapılmıştır (1972, İÜ Ed.Fak.). 2. Defter-i Ahbâr (Defter-i Ahbârân-ı Kānûn-ı Şehinşâh-ı Pâdişâh-ı Âlem-penâh-ı Âl-i Osmân ve Vüzerâ ve Mevâliyân). "Defter" adı altında altı bölümden ve bir hâtimeden oluşan muhtasar bir Osmanlı tarihidir. Birinci defter, çok kısa olarak Osman Bey'den I. Ahmed'e kadar on dört padişah dönemindeki olayları, ikinci defter I. Mustafa ile II. Osman, üçüncü defter IV. Murad, dördüncü defter Sultan İbrâhim devri olaylarını, beşinci defter kuruluştan Gürcü Mehmed Paşa'ya (1651) kadar sadrazamlık yapmış olanların, altıncı defter ise şeyhülislâmların biyografilerini ihtiva etmektedir. Hâtime kısmında müellif, Osman Gazi'den kendi zamanına kadar vezirlik, şeyhülislâmlık yapmış; İstanbul, Mısır ve Halep kadılıklarında bulunmuş kimselerin cetveller halinde isimlerine yer vermektedir. Özellikle IV. Murad ve Sultan İbrâhim dönemleri için önemli bir kaynak olan Defter-i Ahbâr'ın iki yazma nüshası Beyazıt Devlet Kütüphanesi ile (Veliyyüddin Efendi, nr. 2418) İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde (TY, nr. 2631) bulunmaktadır. 3. Târîh-i Feth-i Revân. IV. Murad'ın 1635 yılında yaptığı Revan seferine ve fethine dair olan eserin bir nüshası Edirne Selimiye Kütüphanesi'ndedir (Bâdî Efendi, nr. 1667). 4. Târîh-i Feth-i Bağdâd. Aynı padişahın 1638'de gerçekleştirdiği Bağdat seferi ve fethiyle ilgili olup bir nüshası Târîh-i Feth-i Revân'la birlikte Edirne Selimiye Kütüphanesi'nde bulunmaktadır (Bâdî Efendi, nr. 1667). 5. Hadâiku'l-cinân. Muhâdarât*a dair bir eserdir. 1040 (1630-31) yılında yazılan eserin bir nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde kayıtlıdır (Revan Köşkü, nr. 1068). 6. Menâsik-i Mesâlik. Hibrî'nin 1632'de gerçekleştirdiği hac yolculuğuyla ilgili eseridir. On bab ve bir tetimmeden oluşan Menâsik'in birinci babında Edirne'den Şam'a kadar olan menziller, ardından Şam'dan Antakya'ya kadarki dönüş yolu ve buralardaki tarihî eserlerle mimari âbideler hakkında bilgi verilmiş, ikinci babda Şam-Mekke arasındaki menzillerden, üçüncü babda hac yolculuğu sırasında İstanbul, Anadolu ve Hicaz'da meydana gelen olaylardan, dördüncü ve beşinci bablarda Beytullah'tan ve Mescid-i Harâm'dan, altıncı babda Kâbe'de okunacak dualardan, yedinci babda Mescid-i Nebevî'yi inşa ve tamir ettirenlerden, sekizinci babda haccın nasıl yapılacağından, dokuzuncu babda hac esnasında okunacak dua ve sûrelerden, onuncu babda Hz. Peygamber'in kabrini ziyaret âdâbından bahsedilmekte; tetimme kısmında ise Hicaz'da bulunduğu sırada yazdığı bir manzume yer almaktadır. Bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan eser (Lala İsmâil, nr. 104'te kayıtlı mecmuanın içinde vr. 87b-149a) Sevim İlgürel tarafından yayımlanmıştır (TED, sy. 6 [1975], s. 111-128; TD, sy. 30 [1976], s. 55-72; sy. 31 [1977], s. 147-162). 7. Riyâzü'l-ârifîn fi'l-ehâdîsi'l-erbaîn. İranlı şair Hüseyin Vâiz-i Kâşifî'nin Risâletü'l-ʿaliyye fi'l-eḥâdîs̱i'n-nebeviyye adlı kırk hadisle ilgili Farsça kitabının Türkçe tercümesidir. Hibrî'nin bu iki dile vukufunu gösteren Riyâzü'l-ârifîn'in bir nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde kayıtlıdır (TY, nr. 601).

Hibrî mahlasıyla kaleme aldığı şiirleri ve bazı manzum tarihleri bulunan Abdurrahman Efendi'nin bir divançesinden ve namaz vakitlerine dair bir risâlesinden söz edilmekteyse de (Osmanlı Müellifleri, III, 98) bunlar henüz ele geçmemiştir.

IV. Mehmed devri âlimlerinden Bostanzâde Damadı diye anılan Salbaşzâde Feyzullah Efendi, Abdurrahman Hibrî Efendi'nin oğlu olup o da dedesi ve babası gibi çeşitli yerlerde müderrislik yapmış ve 1712 yılında vefat etmiştir (Şeyhî, II-III, 353).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN