İbn Düreyd kimdir ?

223'te (838) Basra'da doğdu. Düreyd dedesinin adı olup "dişleri olmayan" anlamındaki edred kelimesinden türetilmiştir (İbn Hallikân, IV, 328). Aslen Me'rib'de oturan Ezd kabilesinden olduğu için Ezdî nisbesiyle de anılır. Kahtân'a kadar çıkan soyunun on beşinci halkasını teşkil eden dedesi Mâlik b. Fehm Uman'a yerleşmiş, dedelerinden ilk müslüman olan Hamâmî, Hz. Peygamber'in vefatında Uman'dan Medine'ye gelen yetmiş kişilik heyetin içinde yer almıştır.

Hz. Ömer zamanında Basra'ya yerleşen zengin bir ailenin çocuğu olan İbn Düreyd'in eğitimini amcası Hüseyin b. Düreyd üstlendi. İbn Düreyd öğrenimini Basra'da yaptı; bazı kaynaklarda ise Uman'da yetiştiği kaydedilmektedir (Merzübânî, s. 461; Kemâleddin el-Enbârî, s. 257). İbn Düreyd'in amcasından sonra ilk hocası Ebû Osman el-Üşnândânî oldu. Onun Kitâbü Meʿâni'ş-şiʿr'ini kendisinden rivayet etti. Dil ilimlerinde en güvendiği hocası Ebû Hâtim es-Sicistânî'dir. Ayrıca Asmaî'nin yeğeni İbn Ahu'l-Asmaî, Ebü'l-Fazl er-Riyâşî, Ebü'l-Abbas Sa'leb, Abdullah b. Muhammed et-Tevvezî gibi birçok âlimin öğrencisi oldu ve kendilerinden rivayette bulundu. 257'de (871) Basra'daki Zencî ayaklanmasında katliamdan kaçarak amcası Hüseyin'le birlikte memleketi Uman'a gitti. Uman'da on iki yıl kaldıktan sonra İbn Umâre adasına ve daha sonra Fars eyaletine geçti, yönetimi ellerinde bulunduran Mîkâlîler'in hizmetine girdi. Bu ailenin takdirini kazanan İbn Düreyd divan başkâtipliği görevine getirildi. el-Cemhere adlı sözlüğünü burada yazarak Ebü'l-Abbas İsmâil b. Abdullah el-Mîkâlî'ye ithaf etti. En güzel şiiri kabul edilen "el-Maksûre"yi de bu aile için yazdı. Mîkâlîler'in 308'de (920) yönetimden uzaklaştırılmasından sonra Bağdat'a gitti. Ali b. Muhammed el-Huvârî vasıtasıyla Halife Muktedir-Billâh ile tanışma imkânı buldu. Onun dirayetli bir âlim olduğunu anlayan halife kendisine aylık 50 dinar maaş bağladı (İbn Hallikân, IV, 326).

İbn Düreyd, iki yıl arayla gelen felç sonunda 18 Şâban 321 (13 Ağustos 933) tarihinde Bağdat'ta vefat etti. Mu'tezilî kelâmcısı Ebû Hâşim el-Cübbâî de aynı gün öldüğünden, "Dil ve kelâm ilimleri artık öldü" denilmiş (Yâkūt, XVIII, 127), vefatı üzerine mersiyeler yazılmıştır. Bunların en tanınmışı öğrencisi Cahza el-Bermekî'nin mersiyesidir. İbn Düreyd'in hoşgörülü, hikmet sahibi ve israf derecesinde cömert olduğu nakledilir.

Ebü't-Tayyib el-Lugavî, İbn Düreyd'in zamanında âlimlerin önderi olduğunu, dil ve şiir ilminde meşhur râvi Halef el-Ahmer ile aynı düzeyde bulunduğunu, Basra dil mektebinin onunla sona erdiğini söyler (Merâtibü'n-naḥviyyîn, s. 84). Mes'ûdî, İbn Düreyd'in dil ilimlerinde Halîl b. Ahmed'in yerini aldığını ve şiirin her türünde usta bir şair olduğunu kaydeder (Mürûcü'ẕ-ẕeheb, IV, 320). Ebû Bekir ez-Zübeydî ise şiir, eski Arap tarihi ve ensâb konularında da döneminin en büyük âlimi sayıldığını belirtir (Ṭabaḳātü'n-naḥviyyîn ve'l-luġaviyyîn, s.184). Öğrencilerinden Merzübânî de onun iyi bir şair olmasının yanında çok sayıda şiir bildiğini ve rivayet ettiğini teyit eder (Muʿcemü'ş-şuʿarâʾ, s. 461). İbn Düreyd, zamanla bu yeteneğini kendisine okunan divanların eksiklerini ezberinden tamamlayacak dereceye ulaştırmış, bundan dolayı onun için "âlimlerin en şairi, şairlerin en âlimi" denilmiştir.

Altmış yıl süren eğitim ve öğretim faaliyeti boyunca birçok talebe yetiştiren İbn Düreyd'den rivayette bulunan öğrencileri arasında Ebû Saîd es-Sîrâfî, Ebü'l-Ferec el-İsfahânî, Ebû Ali el-Kālî, Hasan b. Bişr el-Âmidî, Ebû Ali el-Fârisî, İbnü's-Serrâc, İbn Hâleveyh, Ebû Ali el-Hâtimî, Ali b. Hüseyin el-Mes'ûdî, Rummânî, Ebü'l-Kāsım ez-Zeccâcî, Merzübânî, Cahza el-Bermekî, Mütenebbî, Hâlidiyyân, Dârekutnî, Hasan b. Abdullah el-Askerî, Vezir İbn Mukle gibi birçok ünlü âlim ve edip vardır (öğrencilerinin bir listesi için bk. İbn Düreyd, Vaṣfü'l-maṭar, neşredenin girişi, s. 26-28). İbn Düreyd'in şiirlerinin önemli kısmı öğretim amaçlı olduğu gibi mensur eserlerinin tamamına yakını da aynı amaçla kaleme alınmış ders notları mahiyetindedir.

İbn Düreyd hakkında bazı eleştiriler de vardır. Muhammed b. Ahmed el-Ezherî onu yaşlılığında evinde birçok defa ziyaret ettiğini, meşhur dilcilerden rivayette bulunurken dili dönmeyecek kadar sarhoş olduğunu, el-Cemhere'ye aslı olmayan lafızları doldurmakla suçlandığını, bizzat kendisinin de bu kitabı incelediğini, önemli bir bilgi bulamadığı gibi uydurma birçok kelimeye rastladığını, ayrıca dönemin ileri gelen nahiv âlimlerinden Niftaveyh'in de onu önemsemediğini ve güvenilir bulmadığını söylemektedir (Tehẕîbü'l-luġa, I, 31). Öğrencisi Dârekutnî de onun rivayet konusunda pek titiz davranmadığını, aklına geleni rastgele kimselere nisbet ettiğini belirtir (İbn Hallikân, IV, 326). Buna karşılık öğrencilerinden Ebû Ali el-Kālî, anlattığı ve yazdığı her şeyin İbn Düreyd'e ait olduğunu söyleyerek hocasını savunur (Abdülalî el-Vedgīrî, s. 65). el-Cemhere gibi hacimli bir eserde bazı yanlışların bulunması tabiidir. Ezherî İbn Düreyd'e yaşlılık döneminde rastlamış ve onu yakından tanıyamamıştır. İbn Düreyd'in el-Cemhere'yi yetmiş yaşın üzerinde iken Bağdat'ta ezberinden yazdırdığı nakledilmektedir ki bu durum onun bu yaşta bile güçlü bir hâfızaya sahip olduğunu göstermektedir. Bu eserdeki bazı hatalar ve nüshalar arasındaki farklılıklar da eserin üç ayrı yerde ve ezberden yazdırılmasına bağlanmaktadır (Yâkūt, XVIII, 131-132). Kitâbü'l-ʿAyn'ın Halîl b. Ahmed'e değil Leys b. Muzaffer'e ait olduğu iddiası başta olmak üzere birçok asılsız iddianın sahibi olan Ezherî'nin İbn Düreyd'in sarhoşluğunu ileri sürerek el-Cemhere'nin değerini düşürmeye çalışması kendi eserini öne çıkarma gayreti olarak yorumlanmıştır. Bu yüzden onun eleştirileri sahanın uzmanlarınca ciddiye alınmamıştır. Ayrıca İbn Düreyd'in şarap değil nebîz içtiğine dair rivayetler de vardır (a.g.e., XVIII, 135; İbnü'l-Kıftî, III, 95). Bir muhaddis olması sebebiyle Dârekutnî'nin eleştirisinin lugatçılara göre daha sert olması tabiidir. Birbirlerine karşı ağır yergileri olan nahiv âlimi Niftaveyh'in onu eleştirmesi çekememezlikten kaynaklanmaktadır. Nitekim el-Cemhere'yi inceleyip rivayetlerinin sağlamlığını tesbit eden Süyûtî, İbn Düreyd'e ve eserine yöneltilen bu eleştirilerin haksız olduğunu söyler (el-Müzhir, I, 58). İbn Düreyd'in İmam Şâfiî için yazdığı şiirlerinden dolayı Şâfiî, Hz. Ali ve Ehl-i beyt hakkındaki bazı övgü ifadelerinden dolayı da Şiî olduğu iddia edilmiş, hatta Şiî müellifleri arasında zikredilmiştir (Aʿyânü'ş-Şîʿa, IX, 153-158).

Zekî Mübârek ve Şevkī Dayf gibi bazı çağdaş yazarlar, Ebû İshak el-Husrî'nin bir rivayetine dayanarak (Zehrü'l-âdâb, I, 261) Bedîüzzaman el-Hemedânî'nin makāme türündeki eserini İbn Düreyd'in Erbaʿûne ḥadîs̱en adlı kitabındaki hikâyeleri taklit ederek yazdığını, dolayısıyla bu türün ilk defa İbn Düreyd tarafından ortaya konulduğunu ileri sürmüşlerdir (en-Nes̱rü'l-fennî, I, 241-246, 278-287, 303-312; Târîḫu'l-edeb, IV, 425). İbn Düreyd'in, Ebü'l-Abbas İsmâil el-Mîkâlî'yi eğitmek ve Arapça güzel konuşma yeteneğini geliştirmek amacıyla kaleme aldığı Erbaʿûne ḥadîs̱en adlı eser, bizzat yaşanmış sevgiye dair eski Arap hikâye ve kıssalarından oluşmaktadır. Halbuki makāme türünde olaylar hayalîdir. Erbaʿûne ḥadîs̱en makāme türü gibi secili olmakla birlikte Arap edebiyatında secinin tarihi de çok eskidir. Gerek İbn Düreyd'in bu eserini gerekse eski edip ve hatiplerin halifelerin huzurunda (makam) söyledikleri zühde dair bu tür hutbe ve mev'izaları ilk makāmât örnekleri değil makāmât türünün tarihî kökleri olarak değerlendirmek daha isabetli görünmektedir (Câbir Kumeyha, sy. 55, s. 52-55).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
SON DAKİKA