İflîlî

352 (963) yılında Kurtuba'da (Cordoba) doğdu. Aslen Dımaşk'ın bir köyü olan İflîl'den (İflîlâ) Endülüs'e göç eden bir aileye mensup olduğu için İflîlî veya İbnü'l-İflîlî diye tanınmıştır. Soyu sahâbî Sa'd b. Ebû Vakkās'a dayanır. İflîlî, babası Muhammed ile Ebû Bekir ez-Zübeydî başta olmak üzere Ebü'l-Kāsım Ahmed b. Ebân b. Seyyid (Sîd), Ebû Ömer Ahmed b. Habbâb el-Kurtubî, Muhammed b. Âsım (el-Âsımî) ve Yahyâ b. Mâlik b. Âiz gibi âlimlerden dil ve edebiyat dersleri aldı. Lugat, nahiv, şiir ve belâgatla bilhassa Câhiliye devrine ve İslâmî döneme ait şiirlerde yer alan garip lafızlar konusunda uzmanlaştı. İflîlî'nin Kurtuba Ulucamii'nde özellikle şiir şerhi ve lugat tenkidi üzerine verdiği dersler büyük ilgi gördü. Çağdaşı ve hasmı İbn Şüheyd onun sadece rivayet bilgisi alanında otorite olduğunu söyler. Ebû Mervân Abdülmelik b. Ziyâdetullah et-Tubnî, Ebû Mervân Abdülmelik b. Sirâc ile ünlü dil âlimi A'lem eş-Şentemerî ve Mekkî b. Ebû Tâlib İflîlî'nin yetiştirdiği öğrenciler arasında zikredilebilir.

Döneminde cereyan eden siyasî olaylara da katılan İflîlî, 413'te (1022) baş gösteren halk ayaklanmasında Hammûdîler'in yanında yer aldı. Karışıklığın ardından Yahyâ b. Hammûd, daha sonra da hilâfeti ele geçiren Emevîler'den III. Muhammed el-Müstekfî-Billâh tarafından vezirliğe getirildi (Zilkade 414 /Ocak 1024). Ancak bu görevde fazla kalamadı. Kelâmcıların üslûbunu takip ettiğinden yazıda tasannudan ve tekellüften kurtulamaması veya dinî inançları konusunda çeşitli suçlamalara mâruz kalması görevinden alınmasının sebebi olarak gösterilmektedir. III. Hişâm zamanında bu suçlamalar daha da artınca İflîlî diğer bazı kimselerle birlikte hapse atıldı. 13 Zilkade 441'de (8 Nisan 1050) Kurtuba'da öldü.

Dil ve edebiyat alanında değerli bir âlim olmasına rağmen ilmî konularda aşırı kıskanç ve kibirli olması, İflîlî'nin büyüklüğünü gölgeleyen unsurlar olarak değerlendirilmiştir. Şiir eleştirilerinde alabildiğine sert ve acımasız davrandığı, yanlışlığı açık olan konularda bile ısrar ederek yanlışından vazgeçmediği kaydedilmektedir. Zaman zaman şiir söylemiş olmakla birlikte aruz ilmini bilmemesi şiirlerinin değerini düşürmüştür. Ebû Temmâm ve Ebü't-Tayyib el-Mütenebbî'nin şiirleriyle meşgul olmuş ve şiirlerinde onların etkisinde kalmıştır. Kendisi şiirleriyle övünürken eleştirmenler onun sadece birkaç beytini ele almaya değer görmüşler, nesrini de pek başarılı saymamışlardır.

İflîlî'nin ülkesinin şairlerine ait şiirlerden seçmeler yaptığı, Ebû Ubeyd Kāsım b. Sellâm'ın el-Ġarîbü'l-muṣannef'i ve İbnü's-Sikkît'in el-Elfâẓ'ı başta olmak üzere birçok lugat kitabı üzerinde çalıştığı kaydedilir (İbn Beşküval, I, 155). Ancak İflîlî, Mütenebbî'nin divanına yaptığı şerhle tanınır. Bazı yazma nüshalarının Berlin'de ve Rabat'ta dağınık halde mevcut olduğu belirtilen bu şerhte (Bustânî, II, 348) beyitler kısaca açıklanmış ve her şiirin kaleme alındığı şartlar hakkında bilgi verilmiştir. Eserin bulunabilen kısımları Mustafa Uleyyân tarafından iki cilt halinde yayımlanmıştır (Beyrut 1412/1992). İbn Hazm'ın, bu şerhi tamamlamak ve eleştirmek amacıyla et-Taʿḳīb ʿalâ İbni'l-İflîlî fî şerḥihî li-Dîvâni'l-Mütenebbî adıyla bir eser kaleme aldığı kaydedilmektedir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN