Aksaray Neresidir?

Melendiz dağlarından inerek Tuz gölünün güneyindeki bataklık alanda kaybolan Melendiz çayının ovaya çıktığı yerde kurulmuştur. Antik devirde Garsaura adıyla tanınan şehrin milâttan önce III. binyıla ait önemli Hitit merkezlerinden Kursaura ile aynı yer olduğu kabul edilmektedir. Son Kapadokya Kralı Archelaos (ö. 17) tarafından yeniden kurulduktan sonra Archelais olarak anılmaya başlandı. Anadolu Selçuklu Devleti idaresine girdikten sonra ise Sultan II. İzzeddin Kılıcarslan'ın (1155-1192) yaptırdığı saraya nisbetle Aksaray adını aldı; bu isim Bizans kaynaklarında Táxara şeklinde geçmektedir. Bu sultanın askerî üs ve içtimaî müesseseler kurduğu bir yer olduğu için Dârüzzafer, Dârülcihâd ve Dârürribât adlarıyla da anılmıştır.

Anadolu Selçukluları devrinde bir kültür merkezi olan Konya ve Kayseri şehirlerinin birbirine bağlandığı ana yol üzerinde bulunan Aksaray, II. İzzeddin Kılıcarslan'ın yaptırdığı dinî, ticarî ve sosyal tesislerle âdeta yeniden kuruldu. Anadolu Selçukluları'nın dağılmaya başlamasıyla Karamanoğulları'nın hâkimiyetine girdi. Bu dönemde Karamanoğulları ile Osmanlılar ve Kadı Burhâneddin arasındaki siyasî mücadelelerden oldukça etkilendi. Yıldırım Bayezid zamanında Osmanlı topraklarına katıldı (1397). Yıldırım Bayezid'in 1402'de Ankara Savaşı'nda Timur'a mağlûp olmasından sonra tekrar Karamanoğulları hâkimiyetine geçen şehir, Fâtih Sultan Mehmed'in 1468'de bu beyliğe son vermesinden sonra kesin olarak Osmanlı Devleti idaresine girdi. Fâtih, şehirde yaşayanların büyük bir kısmını İstanbul'a yerleştirdi ve İstanbul'da bir semte bu adı verdi.

Şehir, Osmanlı döneminde yapılan 1501 tarihli tahrir*e göre 5000-5500 civarında Türk nüfusa sahipti. Şehrin nüfusu 1525'te yine 5000 dolayında iken 1584'te 9500'e çıkmıştır. XVII ve XVIII. yüzyıllarda muhtemelen bu durumunu koruyan Aksaray, XIX. yüzyılda önemini büyük ölçüde kaybetmiştir. Nitekim 1837'de nüfusu 3000-3500 kadardı ve XIX. yüzyıl sonlarında ancak 4000-5000'e yükselebilmiştir.

XVI. yüzyıla ait tahrirlerde yer alan şahısların nisbelerinden, daha çok yakın çevredeki merkezlerin ve aşiretlerin iskânına sahne olduğu anlaşılan Aksaray'ın 1501'de otuz altı, 1525'te otuz yedi, 1584'te kırk bir, XVII. yüzyılda ise otuz iki mahallesi vardı. Mahalle adlarından, şehirdeki yerleşmenin önceleri kale içinde iken nüfusun artması sonucu zamanla kale dışına doğru yayıldığı anlaşılmaktadır. 1501'de şehrin mahalleleri arasında yer alan Teşviş, Hacı Celâl ve Hacı Rükneddin'in sakinleri arasında mahalle kurucularının veya bunların çocuklarının yer alması, buraların söz konusu tarihte veya bu tarihten önce yaşayan nesiller tarafından kurulduğunu göstermektedir.

Şehrin iktisadî ve ticarî faaliyetinde bilhassa dokumacılık önemli bir yere sahipti. 1331'de Aksaray'a gelen ünlü seyyah İbn Battûta, koyun yününden imal edilen ve hiçbir yerde benzeri olmayan halıların Şam, Mısır, Irak, Hint, Çin ve diğer Türk illerine kadar gönderildiğini belirtmektedir. Halıcılığa bağlı olan kökboya da bol miktarda üretilmekteydi. XIX. yüzyılda güherçilenin yanında şehrin en önemli ticarî ürününü kökboya teşkil ediyordu. Şehirdeki ticarî ve sınaî hayatın gelişmesinde bilhassa vakıflar büyük rol oynamıştır. Aksaray'da Karamanoğlu İbrâhim Bey'in Konya'daki imaretinin vakfına ait kervansaray, değirmen, hamam ve pek çok dükkânın olması, daha Osmanlı idaresine girmeden önce ticarî ve iktisadî canlılığa sahip olduğunu göstermektedir. XVI. yüzyıl başlarında şehirde bir boyahane, bir bozahâne, bir bezirhâne ve en az doksan beş dükkân mevcuttu. Ayrıca şehirde ve civarında ekonomik faaliyetlerin ağırlığını ziraî mahsuller, meyvecilik ve hayvancılık teşkil etmekteydi.

Aksaray Osmanlı idarî teşkilâtında Karaman eyaletine bağlı bir sancak idi. 1525 yılında merkezi Aksaray olan kazanın nahiyelerini Aksaray, Bekir, Eyübili ve Hasandağı teşkil ediyordu. 1584'te Koçhisar da nahiyeler arasında yer alıyordu. Sancaklık statüsünü XVII ve XVIII. yüzyıllarda da koruyan Aksaray, XIX. yüzyılın ortalarından sonra yapılan idarî düzenleme ile Niğde'nin bir kazası haline getirildi. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında ise vilâyet statüsünde idi. Vilâyetin kazalarını merkez kazadan başka Arapsun ve Koçhisar teşkil ediyordu. 1933 yılındaki idarî düzenlemelerde tekrar Niğde vilâyetine bağlı bir ilçe oldu. Haziran 1989'da çıkarılan 3578 sayılı kanun ile de yeniden il teşkilâtı kuruldu.

Aksaray bugün de Konya'yı Nevşehir üzerinden Kayseri'ye bağlayan yol ile Ankara-Adana karayolunun kesiştiği noktada önemli bir ziraî pazar yeridir. Yakınındaki Ihlara vadisini görmeye gelenler için de bir konaklama yeri olmaya başlamıştır. Ayrıca halı dokumacılığının yanında ham maddesini ziraattan alan sanayi kuruluşlarına kavuşarak gelişmektedir. 1927'de 7339 olarak tesbit edilen şehrin nüfusu 1950'de 10.000'i aşarak 1970'de 30.000'e, 1985'te de 81.056'ya ulaşmıştır.

Aksaray'da kaleden başka daha birçok tarihî eser vardı. Anadolu Selçukluları, Karamanoğulları ve Osmanlı dönemine ait olan bu eserlerin büyük bir kısmı günümüze kadar gelememiştir. 1525'te Aksaray kazası içinde bir cami, bir imaret, bir mevlevîhâne, bir kalenderhane, bir muallimhane, bir bedesten, dört kervansaray, dört hamam, beş medrese, yirmi üç zâviye ve kırk iki mescid bulunuyordu. Bu eserler arasında Ulucami (XV. yüzyıl başlarında Karamanoğulları döneminde yeniden tamir edilmiştir), Nakkaş Camii, Şeyh Hamîd-i Velî Camii, Bedriyye Medresesi, Beramuniyye Medresesi ve Zincirli Medrese ilk planda dikkati çekmektedir.

Aksaray şehrinin merkez olduğu Aksaray ili, merkez ilçeden başka Ağaçören, Ortaköy, Güzelyurt ve Sarıyahşi adlı dört ilçeye ve on bucağa ayrılmıştır; sınırları içerisinde 186 köy bulunmaktadır. Yaklaşık 7600 km2 (bu rakam, 21.6.1989 tarih ve 20202 sayılı resmî gazetede yayımlanan 3578 sayılı kanun esas alınarak 1/500.000 harita üzerinden "şeffaf milimetre kareli kâğıt" metodu ile hesap edilmiştir) genişliğindeki Aksaray ilinin 1989'da tesbit edilen sınırları içerisinde 1985 sayımına göre 302.284 nüfus yaşamaktaydı, nüfus yoğunluğu ise 40 idi.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN