Ala Yedey Adl Nedir?

Bozdağlar'ın eteğinde denizden 190 m. yükseklikte kurulmuş olan Alaşehir, Gediz'e dökülen Alaşehir suyunun geçtiği geniş ovanın güney kenarında bulunmaktadır. Türkler tarafından fethine kadar Philadelphia adını taşıyan şehri, milâttan önce II. yüzyılda Bergama Kralı Attalos Philadelphos muhtemelen daha eski bir yerleşme yerinde kurmuştur. Gediz vadisinin doğu ucunda, Ege kıyılarını İç Anadolu'ya bağlayan yollara hâkim bir kale-şehir olarak gelişme göstermiş ve "Lidya bölgesinin anahtarı" olarak vasıflandırılmıştır. Roma İmparatorluğu zamanında Anadolu'da Hıristiyanlığın belli başlı yayılma alanlarından biri haline gelmiş, ara sıra uğradığı depremlerle yıkılmasına rağmen Bizans devrinde de önemli bir yerleşim yeri olma özelliğini korumuştur. VII. yüzyıldan X. yüzyıl ortalarına kadar süren müslüman Araplar'ın akınları sırasında zaman zaman onların hücumlarına hedef olmuşsa da ele geçirilememiştir. Ancak 1075 veya 1076'da, Anadolu'ya giren Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından bölgedeki diğer şehirlerle birlikte fethedildi ve birkaç defa el değiştirdikten sonra 1098'de I. Haçlı Seferi sırasında Bizans hâkimiyetine geçti. Türk akınlarına karşı Batı Anadolu'nun en müstahkem mevkii haline getirilen şehir Bizans ordusunun önemli bir harekât üssü oldu. Nitekim İbn Bîbî, Alaşehir adıyla andığı Philadelphia'yı Rum ülkesinin en azametli şehri olarak belirtmektedir. Bizans İmparatoru Laskaris ile Anadolu Selçuklu Sultanı I. Gıyâseddin Keyhusrev arasında geçen ve sultanın ölümü ile sonuçlanan savaş muhtemelen bu şehir yakınlarında oldu. 1255'te, İznik İmparatoru II. Laskaris ile II. İzzeddin Keykâvus ittifak antlaşmalarını yine burada yenilediler. Anadolu Selçuklu Devleti'nin parçalanmasından sonra Batı Anadolu'nun en kuvvetli beyliği haline gelen Germiyanoğulları şehri kuşatma altına aldılar. Ancak Katalanlar'ın imdada yetişmesi üzerine muhasarayı kaldırdılar. Fakat bu defa şehre yardım için gelen Katalanlar kaleye girerek her tarafı yağmaladılar. Onların çekilmesinden sonra şehir Germiyanoğulları tarafından yeniden kuşatıldı ve haraca bağlandı. 1324'te tekrar Germiyan hücumuna uğradı, ancak II. Andronik şehrin imdadına yetişti. Şehir bundan kısa bir süre sonra da Aydınoğulları'nın himayesine girdi. Böylece Batı Anadolu'da Türkler'in eline geçmeyen tek Bizans şehri olarak 1391'de Yıldırım Bayezid tarafından fethedilinceye kadar varlığını korudu. 1402'de Timur'un istilâsına uğradı; onun çekilmesinden sonra da İzmir beyi Aydınoğlu Cüneyd Bey'in eline geçti. Nihayet II. Murad tarafından kesin olarak Osmanlı hâkimiyetine alındı.

Daha Yıldırım Bayezid tarafından ilk fethedildiği sırada imar hareketlerine sahne olan şehirde bir cami ve medrese inşa ettirildi; şehirden elde edilen vergi gelirleri de bu eserlere ve Bursa'daki imaretine vakfedildi. XVI. yüzyıl başlarına ait bir tahrir* defterine göre, tamamı Yıldırım Bayezid vakfına bağlı bulunan Alaşehir dokuzu müslüman, altısı gayri müslim olmak üzere on beş mahalleden ibaret gelişmiş bir kasaba idi. Bu devirdeki bazı kalabalık mahalleleri Cami (Yıldırım Bayezid), Palanduz, Pazar, Yazıcı Ali, Depecik Mescidi, Poştullu, Sovucak, Kara Abdi Mescidi, Tekfurkapısı, Kirpas, Yarhisar ve Hızırilyas adlarını taşımakta idi. Bu tarihlerde toplam 4000'e ulaşan nüfusun 3200 kadarını müslümanlar teşkil ediyordu. Şehir halkının tamamı Yıldırım Bayezid vakfı raiyyet*i olup avârız* vergilerinden muaftı.

Alaşehir, XVII. yüzyılda daha da gelişerek yirmi dört mahalleden ve çoğu toprak örtülü 2070 evden teşekkül eden canlı bir ticaret merkezi durumuna gelmiştir. Evliya Çelebi'nin belirttiğine göre şehirde dokuz han, yetmiş kadar boyahane, birçok tabakhâne, iki hamam, on altı mektep, yirmi dört irili ufaklı cami, 800 dükkân bulunmakta idi. Bu dükkânların çoğu, ayda bir büyük pazar kurulduğunda civardan gelen tüccarlar tarafından işletilmekteydi. Ayrıca Alaşehir'in neftî boyası, ince pamuklu kumaşı, balı, üzümü ve armudu pek meşhurdu. Şehir XVIII ve XIX. yüzyıllar boyunca nüfus ve ekonomik yönden gelişmesini sürdürdü. Özellikle İzmir-Kasaba demiryolunun 1 Mart 1875'te buraya ulaşması bu gelişmeyi daha da hızlandırdı. XVIII. yüzyıl ortalarında 7000-8000 olan nüfusu 1890'a doğru 22.000'e ulaştı.

Alaşehir Osmanlı hâkimiyetine girince Aydın sancağına bağlı bir kaza haline getirilmişti. Alaşehir kazası Fâtih devrinde idarî bakımdan İnegöl (bugünkü Sarıgöl) ve Sart nahiyelerini de içine almakta iken, XVI. yüzyılda Sart ayrı bir kaza olarak teşkilâtlandırılmıştı. Bu dönemde Alaşehir'in yetmiş altı köyü, on iki de mezraası mevcuttu. XIX. yüzyıla kadar idarî durumunu koruyan Alaşehir, ulaşım kolaylığı sebebiyle 1867'de Saruhan (Manisa) sancağına bağlandı. 1904'te sadece İnegöl nahiyesinin bağlı bulunduğu kazada yine yetmiş altı köy vardı.

Yunanlılar'ın İzmir'i işgal etmeleri üzerine 16-25 Ağustos 1919'da toplanan Alaşehir Millî Kongresi'nde işgale silâhla karşı koyma konusunda önemli kararlar alındı ve İngiltere, Fransa, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri temsilcilerine birer nota gönderildi. 26 Haziran 1920'de Yunan işgaline uğrayan şehir, 4 Eylül 1921'de Türk ordusu tarafından yanmış yıkılmış vaziyette geri alındı. Cumhuriyet döneminde yeniden imar edilerek çehresi değiştirildi. 1927 sayımına göre 7200 olan nüfusu ilk defa 1950'de 10.000'i aştı ve 1970'te 20.000'e, 1985'te de 29.500'e ulaştı. Bugün önemli tarihî eserleri arasında Yıldırım Camii, Şeyh Sinan Camii ve Kurşunlu Han sayılabilir.

Ziraata dayalı ticarî hayatın ağır bastığı Alaşehir'de gıda maddeleri üretimi ile ilgili sanayi, yağ ve çırçır fabrikaları bulunmaktadır. Son derece verimli olan Alaşehir ovasında başta tahıl olmak üzere pamuk, tütün, armut, zeytin ve üzüm yetiştirilmekte, ayrıca ilçede hayvancılıkla da uğraşılmaktadır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN