Amasra Fatih Camii kim tarafından yapılmıştır?

XIV. yüzyılın ortalarında buraya yerleşen İtalyan Cenova tüccarları kaleyi Bizans'ın elinden aldıktan sonra Karadeniz'in birkaç güvenilir limanından biri olan Amasra Limanı'nı Asya'dan gelen ticaret yolunun sığınaklarından biri haline getirmişlerdi. Bu sırada Bizanslılar'ın X. yüzyıla doğru kale içinde inşa ettikleri iki kiliseyi de Latin kilisesine çevirmişlerdi. XV. yüzyıl başında Semerkant'a Timur'un yanına elçi olarak giden İspanyol Don Ruy Gonzáles de Clavijo buradaki bir kilisede âyine katıldığını yazmaktadır. İstanbul'un fethinden sonra Türk toprakları içinde tek başına bir Ceneviz kolonisi olarak kalan Amasra, 1461 yılında karadan Fâtih Sultan Mehmed idaresindeki ordunun, denizden de Mahmud Paşa idaresindeki donanmanın karşısında direnmenin imkânsız olduğunu görünce hiç çarpışmadan teslim olmuştur. O yılların kaynaklarında, Fâtih Sultan Mehmed'in burayı ele geçirdikten sonra bir kiliseyi camiye çevirdiği bildirilmektedir. Nitekim Âşıkpaşazâde bu durumu, "Bir eyi kiliseyi cami etti, hutbe-i İslâm anda dahi okuttu" ifadesiyle nakleder. Necdet Sakaoğlu'nun tesbitine göre vakfiyesinde üç köyün âşârı ile Amasra'da çocuksuz ölenlerin mal ve servetlerinin camiye kalması sağlanmıştır.

Bütün Türk dönemi boyunca Fâtih Camii Amasra kasabasının tek büyük camii olarak kalmış, yine kale içindeki çok küçük bir yapı olan Kilise Mescidi ile beraber müslüman ahalinin istifadesine sunulmuştur. Ancak şehirde XIX. yüzyılın ikinci yarısında kale dışındaki İskele Camii ile bugün izleri bile kalmayan üç mescid daha yapılmıştır.

Fâtih Camii dikdörtgen planlı, uzunlamasına basit bir yapı olup doğu tarafında dışarı taşkın yarım yuvarlak bir apsisi vardır. Üstü kiremit kaplanmış ahşap bir çatı ile örtülüdür. Dış cepheler moloz taş ve tuğladan örülmüş, aralarda İlkçağ yapılarından alınan işlenmiş devşirme parçalar da kullanılmıştır. Bazı kısımlarda, bilhassa apsis çıkıntısında eski Roma mimarisinde görülen ve "opus reticulatum" denilen küçük kare taşlardan meydana getirilen cephe bezemesi bulunmaktadır. Bu taşların Roma çağına ait bir binadan sökülerek Bizans döneminde bu yapıda tekrar kullanıldığı tahmin edilmektedir. Caminin içindeki bütün ahşap aksam 1305'te (1887-88) bir sanat iddiası olmayacak biçimde yenilenmiştir.

Fâtih Camii'nin kâgir bir minaresi yoktu. Bu bölgedeki bazı köy camilerinde ve 1930'lara kadar Kilise Mescidi'nde de varlığı bilinen biçimde bir ahşap minareye sahip olduğunu söylemek mümkündür. Yakın tarihlerde ise apsis çıkıntısı ile güney duvarı arasındaki köşede kâgir bir minare inşa edilmiştir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN