Araştırma, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa'dan Prof. Dr. Taner Artan, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nden Prof. Dr. Deniz Say Şahin, İstanbul Medipol Üniversitesi'nden Dr. Fatih Cebeci, Dr. Selda Meydan ve Arş. Gör. Sinem Arslankoç ile Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nden Dr. Osman Akay tarafından gerçekleştirildi.
AİLE İÇİ İHMAL RİSK FAKTÖRÜ OLARAK GÖRÜLÜYOR
Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 70,8'i çocukların suça sürüklenmesinde ailelerin büyük sorumluluğu olduğunu düşünüyor. Araştırmacılar, bu sonucun toplumun çocuk suçluluğunu yalnız bireysel tercihlerle değil, aile ortamı ve ebeveynlik süreçleriyle ilişkilendirdiğini gösterdiğini belirtiyor. Bulgular, aile içi ihmal, şiddet, iletişim eksikliği ve denetim sorunlarının kamuoyu tarafından önemli risk faktörleri olarak görüldüğüne işaret ediyor. Araştırmada dikkat çeken sonuçlardan biri de çocuk suçluluğunun kalıcı bir eğilim olarak görülmesi oldu. Katılımcıların yüzde 61,9'u çocuk yaşta suç işleyen birinin ileride de suç işlemeye yatkın olduğunu düşündüğünü ifade etti. Araştırmacılar, bu bulgunun çocuklara yönelik damgalayıcı yaklaşımın hâlâ güçlü olduğunu ve toplumun önemli bir bölümünün çocuk suçluluğunu değişebilir bir durumdan çok kalıcı bir kimlik gibi algıladığını gösterdiğini belirtiyor.
MEDYADA YER ALAN İÇERİKLER ETKİLİYOR
Araştırma, toplumun çocuk suçluluğuna yaklaşımında ikili bir tutum taşıdığını da ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 51'i suça sürüklenen çocukların cezadan çok desteğe ihtiyaç duyduğunu belirtirken, yüzde 56,8'i "suçlu çocuk" ifadesini doğru bulduğunu söyledi. Araştırmacılara göre bu durum, toplumun bir yandan rehabilitasyon ve sosyal destek politikalarını önemserken diğer yandan cezalandırıcı ve damgalayıcı dili tamamen terk edemediğini gösteriyor. Araştırmada medya takibi ile çocuk suçluluğuna ilişkin algılar arasında da dikkat çekici farklılıklar görüldü. Çocuk suçluluğu haberlerini çok sık takip eden bireylerde, aileyi çocuk suçluluğunun temel nedeni olarak görenlerin oranı yüzde 86,8'e kadar çıkarken, bu oran haberleri nadiren takip edenlerde yüzde 51,7'de kaldı. Araştırmacılar, bu sonucun medya içeriklerinin toplumun suçun nedenlerine ilişkin değerlendirmelerini etkileyebileceğini düşündürdüğünü ifade ediyor.
EMPATİ AZALDIKÇA SUÇA YÖNELİM ARTIYOR
Araştırmada ayrıca, çocukluğu döneminde daha otoriter ebeveynlik deneyimi bildiren bireylerde empati düzeyinin daha düşük olduğu; empati azaldıkça ise çocuk suçluluğuna yönelik daha cezalandırıcı tutumların güçlendiği görüldü. Bu bulgu, çocuk yetiştirme biçimlerinin yalnız bireysel gelişimi değil, toplumsal adalet ve suç algısını da etkileyebileceğine işaret ediyor. Aile içi sorunlar, okuldan uzaklaşma, şiddet, ihmal ve sosyal dışlanma gibi etkenlerin çocukları daha kırılgan hale getirebildiği ifade ediliyor.
KORUYUCU VE DESTEK TEMELLİ BİR POLİTİKA İZLENMELİ
Çalışmada sonuçların çocuk suçluluğuna yönelik politikaların yalnız cezalandırıcı değil; önleyici, koruyucu ve sosyal destek temelli biçimde geliştirilmesi gerektiğine işaret ettiğini vurguluyor. Okullarda görev alacak sosyal hizmet uzmanları; devamsızlık, şiddet eğilimi, madde kullanımı, akran zorbalığı, aile içi problemler ya da sosyal dışlanma yaşayan çocukları daha erken fark ederek aileyle, öğretmenlerle ve rehberlik servisleriyle birlikte çalışabilir. Böylece çocukların riskli süreçlerde daha erken desteklenmesi sağlanabilir.