İnternet fenomenleri, bir başka deyişle dijital fenomenler, Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre 2025 yılında 40 milyonluk bir nüfusa erişecek Y ve Z kuşağı mensuplarının yakından takip ettiği toplumsal figürler. Dijital ortamın sosyolojik gerçekliğini kavramak onları takip etmekten geçiyor. Yarınları şimdiden bilmek istiyorsak onları yakından tanımak gerekiyor.
Daha önce Y kuşağı, yani 1980 sonrası doğumluların aynı zamanda teknolojinin de doğumuna şahitlik ettiklerini, Z kuşağının (1997 sonrası doğumluların) ise teknolojinin, dijitalleşmenin içine doğduklarını yazmıştık. Dijitalleşmenin artı ve eksilerinin olduğu aşikâr, ama şu kabul edilmesi gereken bir gerçek ki artık hayatımızın pek de vazgeçilmesi mümkün olmayan bir gerçeği dijitalleşme.
Y ve Z kuşağı mensubu olan, aynı zamanda internette geniş kitlelere hitap eden dijital içerik üreticilerine sizler için ulaştık. Teknolojiye hakim olan nesli yakından tanıyabilmek, onların taleplerini anlayabilmek dijital fenomenlere sorduk, onlar da sorularımızı içtenlikle cevapladı.
AYBÜKE NUR ÖZKUL
Merhabalar, ben Aybüke Nur Özkul, 23 yaşındayım, evliyim ve içerik üreticiyim. Moda ve Tekstil Tasarım Bölümü öğrencisiyim aynı zamanda Marka ve İletişim bölümünde de okuyorum. 5 seneyi aşkın bir süredir sosyal medyayı aktif bir şekilde severek kullanıyorum.
- Milenyumda dünya hızla dijitalleşti. Türkiye'yi bu anlamda ne noktada buluyorsun?
Bugün yaşadığımız çağı yönlendiren en önemli unsur olarak karşımıza çıkan internet, bizler için vazgeçilmez. Ülkemizde aktif internet kullanım oranları da bu sözlerimi doğrular nitelikte. Ben de bu dönemin bir bireyi olarak bizim kuşağın ülkedeki ve dünyadaki gelişmelerden haberdar olduğunu düşünüyorum. Ulaşılabilir internet için büyük adımların atıldığı ülkemizde zamanla çok daha iyi bir noktaya geleceğiz. Gerekli altyapı çalışmaları ile internetin kalitesinin de arttırılması beklentiler arasında. 5G'nin ülkemize gelmesiyle boyut atlanacağını da düşünüyorum.
Bu mecra sayesinde ilham almayı, alternatifleri, farklı bakış açılarını gördüm, kendini ifade edebilenlerin dünyalarına daha yakından bakma fırsatı yakaladım. Sonra birden kendimi bu dünyada buluverdim, zamanla yeni insanlarla tanıştım, yeni bir çevre edindim, yeni bir işim oldu. Hatta kendimi bu alanda geliştirmeyi, insanlara bir şeyler katmayı niyet edinmişken bambaşka ve daha üretken bir insana dönüştüm.
'ÜLKEMİZDE SİBER ZORBALIK ÜZÜCÜ BOYUTTA'
Elbette bu büyüyen takipçi kitlesi beraberinde aynı tarzda, aynı görüşte olmadığım kişilerin zaman zaman beni yargılamalarına sebep oldu. Maalesef ülkemizde siber zorbalık çok üzücü bir boyutta, kimi insanlar için yapıcı eleştiri asla düşünmek istemedikleri bir durum. Bir başka olumsuz yan ise herkesin hayatının güzel yanlarını paylaşması sonucu bazı insanların onların hiç kötü bir şeyler yaşamadıklarına olan inancı. Hayatın onlara güzel ya da kolay olduğunu düşünmeleri ve bunu düşünürken de kendi hayatlarının olumsuzluklarının altını çizmeleri, karamsarlığa sürüklenmeleri bu dünyanın kötü bir ilüzyonu maalesef.
- 23 yaşındasın, hayatın daha çok başında biri olarak görmek istediğin Türkiye nasıl olurdu?
Bizlerin en güzel yaşlarında gelecek kaygısıyla boğuşmadığı bir ülke görmek en büyük hayallerimden biri. Birbirimize karşı daha saygılı ve yardımsever, şiddetin hiçbir türlüsünün barınamadığı bir ülke olmayı çok isterim.
RACHEL ARAZ KİRESEPİ
Merhaba ben Rachel Araz Kiresepi. Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri bölümünden mezun olduktan sonra beş sene boyunca sırasıyla Beymen'de Kurumsal İletişim ve Pazarlama, Balenciaga Türkiye Marka temsilciliği ve Satın Alma Planlama & Merchandising gibi farklı departmanlarda çalıştım. Yaklaşık dört yıldır ise Instagram'da içerik üreticisiyim, aynı zamanda da markalara sosyal medya danışmanlığı veriyorum.
- Dijital âlemde Türkiye'nin geldiği noktayı nasıl buluyorsun?
Bence ülkece dijital dünyaya şahane, hızlı bir başlangıç yaptık. İçerik üreticiliğini bir meslek olarak yapmaya başladığım ilk zamanlarla bugün arasında çok büyük bir fark var, hem markalar hem içerik üreticileri artık çok bilinçli. Markalar ne istediklerini biliyorlar, içerik üreticileri de kendi güçlerinin artık farkındalar. Sosyal medya platformları sürekli gelişiyor ve giderek erişim anlamında da ulaşılması kolaylaşıyor. Bir siyah ekran vasıtasıyla dünyanın bir diğer ucuna ışınlanabiliyorsunuz.
'MANEVİ DUYGULARI KAYBETMEDEN, ÇAĞA AYAK UYDURALIM'
Sosyal medyada hayatımın sadece 'seçtiğim' kısmını paylaşıyorum. Özel hayatımı, aile yaşantımı kendime saklıyorum. Kötü şeyler de oluyor hayatımda, hastalıklar, kayıplar. Ama bunların hiçbirini sosyal medyada paylaşmıyorum. Orayı pozitif bir enerji santrali olarak kullanıyorum. Yeni insanlarla tanışmak, aynı videoya gülmek, aynı fikirde buluşmak, enerji dayanışması yapmak beni her zaman çok mutlu eden, tarifi eşsiz ve çok samimi bir duygu. Eksi taraflarını konuşup çoğaltmayalım
- Bir Y kuşağı mensubu olarak görmek istediğin Türkiye nasıl olurdu?
Bu sorunun yönü aslında çok geniş. Dijital dünya bazında cevaplarsam, daha fazla ilklerin ve yaratıcı içeriklerin olduğu sosyal platformlar olabilir. Manevi duyguları kaybetmeden, insanlığımızı da dijitalleştirmeden çağa ayak uydurmak olabilir.
GÖZDE TEZER EVREN
Geleneksel medyada (çeşitli gazeteler ve tv kanalları) 4 yıl çalıştıktan sonra 2016'da dijital platformlarda içerik üretme ve kendi işimin patronu olma kararıyla istifa ederek Youtube kanalımı açtım. O günden beri hem Instagram, hem de Youtube üzerinden lifestyle ve kişisel gelişim kategorisinde içerikler üretiyor, markalarla reklam iş birlikleri yapıyorum. Şu ana kadar 50'den fazla büyük markayla çalıştım, 1 yıl önce de kendi reklam pazarlama şirketimi kurarak iş birliklerimi kendi şirketim üzerinden yapmaya başladım. Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesinde burslu olarak okuduğum Sinema-TV bölümünden mezunum. Bir iletişim fakültesi mezunu olarak, iletişimin yeni formu olan dijitalde, eğitimimin temel dinamikleriyle paralel bir iş yapıyor olmaktan mutluyum.
'PANDEMİ DİJİTALİ OLMAZSA OLMAZ BİR HALE GETİRDİ'
Türkiye'nin dijitale adapte olduğunu düşünüyorum. Kendi işim açısından yaklaşacak olursam, Youtube ve Instagram gibi platformların, sadece benim başladığım yıldan bu yana bile kullanıcı sayıları 4, 5 katına çıkmış durumda. Bu kullanıcı sayıları her yıl katlanarak çoğalıyor. Öte yandan, markaların reklam pastasından, 'Influencer Marketing'e ayrılan payın her geçen yıl arttığını bizzat deneyimliyor olmak da böyle düşünmeme bir etken. Bunların yanı sıra pandemi, dijitali zaten her alanda olmazsa olmaz bir hale getirdi, ülkemiz de buna uyum sağladı.
'TEKNOLOJİ DETOKSLARI İLE NEGATİFLİKLERİ DENGELEMEK MÜMKÜN'
Dijitallik beni iş anlamında epey özgürleştirdi, hayat kalitemi her bakımdan yükseltti. Dilediğim içerikleri, dilediğim çalışma saatlerinde, dilediğim yerden üretebilmek, izin günlerimi kendim belirlediğim için sevdiklerime ve kendime daha çok vakit ayırabilmek, eski bir TV çalışanı olarak eski çalışma şartlarımla kıyasladığımda büyük özgürlük. Dijitalin negatif ve tehlikeli bulduğum tek yanı, beynimizi özellikle akıllı telefonlar vasıtasıyla 24 saat uyaran yağmuruna tutuyor, sersemletiyor, tek bir konuya odaklanmamızı zorlaştırıyor olması. Bu hız, zihnimizin dinlenememesine yol açarak verimimizi düşürüyor, stresi tetikliyor. Bunu da birkaç günlük teknoloji detokslarıyla dengeleyebilmek mümkün. Ya da belli saatlerde telefona bakmamayı seçmek lazım akıl sağlığımızı korumak adına.
- Senin görmek istediğin Türkiye nasıl bir Türkiye?
Kadına şiddete ve hayvan hakları konularında daha sıkı tedbirlerin alındığı bir Türkiye görmeyi isterim.
SİBİL ÇETİNKAYA
Merhaba ben Sibil Çetinkaya. Sosyal medya; YouTube ve Instagram için içerik üretiyorum. Bilgi Üniversitesi Medya İletişim bölümünden mezunum. Bir ara Londra'da 'exchange' yaptım, müzikal tiyatro üzerine. Yani anlayacağınız tiyatroya da çok ilgim vardı aslında. İstanbul'da oyunculuk eğitimi aldıktan sonra Londra'da müzikal tiyatro ile yetinmeyip Lamda'da da oyunculuk eğitimi aldım. Sonra hayatımın donum noktası diyebileceğim bir fırsat yakaladım, Harry Potter'in cast direktoru Laure Dickens ile tanıştım ve British Academy Film And Television Art yani Bafta'da Rocliff çalışmasında gerçekleşen Interpreters oyununda ilk oyunculuk deneyimimi gösterdim.
'KARANTİNA DÖNEMİNDE MÜZELERİ BİLE İNTERNETTEN GEZDİK'
Türkiye dijitalleşme konusunda bence çok büyük ilerlemeler kaydetti. Dünya trendlerine uyum sağlayan ve katkıda bulunan bir genç nesil var. Covid-19 sebebiyle Türkiye'de dijital dünya okul, iş ve bir bakıma tüm hayatımızı yürüttüğümüz bir yer oldu. İnsanlar telefonda çok daha fazla zaman geçirmeye başladı. Karantina döneminde müzeleri bile internetten gezdik, spor hocalarımızla canlı yayında spor yapar olduk. Bu da bence tüm dünya için dönüm noktası oldu.
- Senin için dijitalleşmenin eksileri oldu mu peki?
Aslında dijitalleşmeye teşekkür etmem gerekiyor çünkü kendimi filtresiz ifade edip binlerce insana ulaşabiliyorum. Her şeyin artıları kadar eksileri de var tabi. Özellikle benim sunduğum içerik türü özel hayatım olduğu için, dijital dünya popülasyonuna hayatımı eleştirebilme şansı vermiş oluyorum. Özel hayatını sayısızca insana açmak kolay değil, ama artı ve eksilerini tarttığımda hep artılar daha fazla oluyor, çok sevdiğim takipçilerimle hayatımı paylaşmak beni mutlu ediyor.
' Y VE Z KUŞAĞI HAYATINI ONLİNE YÜRÜTÜYOR'
Türkiye dijitalleşme konusunda çok geleceğe dönük bir duruşa sahip. Farkındaysanız online eğitime geçiş teknolojik açıdan öğrencilerden çok öğretmenleri zorladı, çünkü Y ve Z kuşağı zaten hayatını online yürütüyordu. Ben geleceğe dönük bakarsak; daha fazla içerik üreten, yeni platformlara açık ve denenmemiş şeyleri deneyen bir Türkiye görmek isterim.
SİMLA CANPOLAT
Merhaba ben Simla Canpolat. Sosyoloji mezunuyum. 10 yılı aşkındır reklamcıyım. Uzun yıllar global reklam ajanslarında çalıştıktan sonra kendi iletişim ajansımı açtım. Dijitalde Türkiye'yi içerik üretimi ve entegrasyon anlamında çok iyi ve ileride bulsam da daha fazla yol kat etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Duygulardan çok iyi anlayan ve ona çok iyi cevap veren bir toplumuz. Fakat dijitalde de üretim ve yeni fikir kapasitemiz artmalı diye düşünüyorum
'BİRAZ GERÇEKLİK ALGIMIZI KAYBETMİŞ OLABİLİRİZ'
Dijtalleşme ile bambaşka bir yaşam şekline girdik. Bilgiye hızlıca ulaşıp, her konu hakkında fikir paylaşma özgürlüğüne sahip olduk. Bireyselleşme arttı ve tüketiciler artık sadece tüketici değil elçi oldu. Hayranlık modelleri ve alışveriş alışkanlıkları değişti. Çoğu kişi kendine yeni iş alanları yarattı ve online olarak hayatını sürdürebileceğini gördü. Cesaret ve ulaşılabilirlik arttı. Mesafeler kısaldı. Tüm bunlara rağmen dijital yalnızlaşma kavramı ortaya çıktı. Telefonlarımız olmadan sohbet edemez olduk. Sosyal mecralar arkadaş konuşmalarımızın bile en önemli konusu oldu. Telefonlara olan tutsaklığımız arttı. Bu yüzden bunu her birimizin biraz sınırlandırması gerektiğini düşünüyorum. Bir de sosyal medyada çizilen hayatlarla biraz gerçeklik algımızı kaybetmiş olabiliriz.
- Gelecekte nasıl bir Türkiye hayal ediyorsun?
Y ve Z kuşağı dijitalleşmiş her işini kendi gören ve her gün yeni şeylerle beslenen bir kuşak. Şuna çok seviniyorum ki her geçen gün daha duyarlı olmaya başladık. Hayvan hakları, kadın hakları, çevreye saygı ve sürdürülebilirlik kavramları bizler için çok önemli. Yaşama daha fazla yer açılmış özgür ve toplumsal olarak daha çok desteklenen, üreten bir Türkiye olmak şahane olurdu.
Günümüzün internet fenomenlerinden bazılarının görüşleri böyle. Görüşlerini paylaştıkları için her birine teşekkür ederim. Yinelemekte fayda var; vakit geçmişin tecrübeli ve geleneksel ruhu ile geleceğin ışığını harmanlama vakti. Yani maneviyatımızı, kültürümüzü yitirmeden yenilenmeye ayak uydurma zamanı. Milenyumun masalını yazmak ancak böyle mümkün. Gelenek ile geleceğin buluşmasında genç nesillerin önemini anlatan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözlerini anımsatmakta yarar var:
"Gençliği yetiştiriniz. Onlara bilim ve kültürün olumlu fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Özgür fikirler uygulamaya geçtiği zaman, Türk milleti yükselecektir."