Kutsal hac yolculuğu, Kâbe'ye varmadan daha çağrının gelmesinden hazırlık aşamasına zamanın farklı bir boyutta aktığı kelimelere dökülmesi zor bir deneyim. Gazetemde, çevremde herkes bana 'Heyecanlı mısın, hazırlandın mı?' diye soruyor. Heyecan ne demek, kalbim kâinatla bir olmuş, semazenler gibi dönüyor. Daha gitmeden hazırlık aşamasında bu kadar heyecan barındırıyorsa, ya gidince. Ya Kâbe'yle ilk göz göze geldiğim an, ne olur hiç bilmiyorum.
O ÇAĞIRMADAN HACCA GİDİLMEZ
Gazetemiz adına bu yıl haccı izlemek için görevlendirildim. Aslında bu görev bana 5 yıl önce ileri demans tedavisi gören ve yatağa bağımlı olan güzel babamla hayatımın en zor ama bir o kadar da sevgi dolu günlerinde teklif edilmişti. Merhum müdürüm Şaban Arslan, "Kutsal topraklarda bu görev senin için çok iyi olacak" demişti. Ama kimsemiz yoktu. Babam, ben ve bakıcımız. Gönlüm babamı evladı olmadan yapayalnız bu zor günlerde bırakıp gitmeye razı olmadı, "Ben babamı bırakmam. Rabb'im yine bana nasip eder" deyip gidemeyeceğimi söyledim.

Gazetemizde çalışanın rızasının da alınması ne güzel bir anlayıştı. Geçen sene Haber Koordinatörümüz Kenan Kıran, yeni bir teklifle gelerek 'Hacca gitmek ister misin?' dedi. Genel Yayın Yönetmenimiz Metin Yüksel, rızamı almak için odasına çağırdı. "Giderim" dedim ama tam o günlerde ablama akciğer kanseri tanısı kondu. Tedavi nasıl şekillenmeli, İstanbul'da mı, memleketimiz Edirne'de mi sürdürülmeli, en iyi tedavi ne olmalı... Bir sağlık editörü, bir kardeş olarak sırtımı dönüp "Ben hacca gidiyorum" diyemedim. İnsana hizmet öyle kutsal ki... Rabb'im görüyor, istesem de bana ihtiyacı olan ailemi bırakıp gitmem mümkün değildi ve ben yöneticime ikinci kez gidemeyeceğimi söyledim. Daima "Rabb'im biliyor, gitme vaktim gelince gideceğim" dedim. Hani derler ya 'Allah çağırmadan hacca gidilmezmiş'. İşte benim de bu kutsal görevin sadece maddi imkânlarla değil, manevi bir nasip ve davetle gerçekleştiğine inancım o kadar büyük ki çağrı bu yıl üçüncü kez geldi. Üçüncü kez benim için kurulan ikram sofrasına oturmamak olur muydu? 'Giderim' dediğim andan itibaren böyle bir heyecan olur mu? Bildiklerimi unuttum. Hiçbir şey bilmiyorum. Tam bir sıfır noktası. Hemen annem ve babama koştum. Artık hayatta değillerdi.

Edirne'de mahallemiz Yıldırım'daki mezarlığa gittim. "Anne, baba ben hacca gidiyorum" dedim. Biliyor musunuz o demans halleri her şeyi hafızadan silse bile, babaya sevgiyle hizmet eden evladı silmeye gücü yetmiyor. O dönemde hacca gitmem teklif edildiğinde "Baba beni hacca gönderiyorlar ama ben seni bırakamam" dediğimde, babamın o beni hiç unutmayan gözleri, çok hüzünlenmişti. Şimdi ise babamın mezarının başında durmuş ona, "Baba bak kısmet oldu, Allah beni çağırdı, gidiyorum, sen artık üzülme nurlar içinde uyu" dedim. Çok sevdiğim müdürüm, ustam Şaban Arslan'ı bu tarihler içinde geçirdiği kalp kriziyle kaybetmiştim. Onun ruhuna da seslenerek 'Bu hac yolculuğunun kapısını sen açtın. Sen de nurlar içinde yat. Bak ben senin istediğin gibi hac yolcusuyum' dedim.
HZ. MUHAMMED'E SELAM SÖYLE
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından oluşturulan haccı izleyecek basın grubunun içinde yer aldım. 2.5 ay önceden başlayan hazırlıklar, sadece kıyafetlerle sınırlı değildi; kalbim de hazırlanıyordu. Bütün kıyafetlerimi Rami Sosyete Pazarı'ndan aldım. Heyecanım o kadar büyüktü ki alışveriş yaptığım pazarcıların neredeyse hepsi benim hac yolcusu olduğumu biliyordu. Eşarp alırken, ferace alırken bir de hediye veriyorlardı. Kardeşler, akrabalar, arkadaşlar, komşular, pazar esnafı hepsi beni "Bizden de selam söyle Hz. Muhammed'e, kutsal topraklara" diyerek uğurladı. Allah hepsinden razı olsun. Ya helallikler alınmaya başladığında. İşte tam bir ahiret provasıydı. Ariflerin dediği gibi 'Ölmeden önce ölmek gibi.' Sadece bu kez seni musalla taşına yatırıp 'Hakkınızı helal ediyor musunuz?' diye sormuyorlar da kutsal topraklara uğurlarken, eski seni öldürüp, yenileyip, Beytullah'a ilk adım öncesi yeniden doğuruyorlardı. Gazetemizin, haber gündem toplantısına beyaz ihramımla girip tüm yöneticilerim ve meslektaşlarımla helalleştim.
GÜNLERDİR RÜYAMDA TAVAFTAYIM
Günlerdir, rüyamda gece Kâbe'nin etrafında tavaftaydım. Oradan sa'y yapmaya gidiyordum. Sabah uyanıp, yatağımdan doğrulup yere ayağımı uzattığımda 'Allahım milyonlarca insan ve ben' diyerek heyecanımı seslendirdim. Ben bugün yolcuyum en kutsal topraklara. Bembeyaz elbisem, başımda bembeyaz örtüm, ihrama büründüm. Kalbim büyümüş, büyümüş sanki kâinat içimde atıyorcasına kocaman heyecanımla Kâbe'yi selamlamaya 'Ben geldim' demeye gidiyorum.