Arafat'a çıkıldı, Müzdelife'de vakfeye duruldu, şeytan taşlandı, ihramdan çıkıldı, kurbanlar kesildi, hacılar bayrama vardı. Hemen Kâbe'ye ziyaret tavafına koşuldu. SABAH Gazetesi'ni temsil ettiğim için benim ve gazetem adına da burada vekaleten kurban kesildi. Kurbanların kesildiği bilgisi gelince artık Kâbe'de buluşma vaktiydi. Bu ziyaret tavafıydı. İhramdan çıkılmış, en güzel elbiseler giyilmiş, Beytullah'a, Allah'ın evine koşuluyordu. Hac günleri tam bir aşk yolculuğu gibi. Kâbe'yle ilk buluşmada, ilk göz göze, kalpten kalbe buluşmada gözyaşları sel olurken Arafat'tan sonra yeniden buluşmada kalp çarpıntısı yeniden başlıyordu. Hiç bitmeyen bir aşk. Hiç dinmeyen bir kalp çarpıntısı gibi.
VUSLATA KOŞUYORDUM
Ben de en güzel gümüş işlemeli beyaz elbisemi giydim. Otelden çıkarken arkadaşlarım, 'Gül nereyle gidiyorsun? Ne kadar güzel elbisen' dedi. Ben de 'Kâbe'ye vuslat yolculuğuna çıkıyorum. Arafat, ölmeden önce ölenler diyarı. Mevlana vuslatına 'Ölüm günüm, düğün günüm' demişti. Ziyaret tavafı da düğün günü, kavuşma günü gibi' diye yanıt verdim. Vuslat, 'özlenen, hasret kalınan veya istenen bir kişiye, yere ya da şeye kavuşma ve birleşme' anlamına geliyor. Biz de Beytullah'a kavuşuyorduk. Artık otobüs, taksi yok. Her yere yaya gidiliyor. Bir gece öncesi Müzdelife'den Mina'ya şeytan taşlamaya 20 km yol yürüyen ben. Soğuk algınlığım ve ayaklarımın altının su toplamasına rağmen yine yollardayım. Hac niyetinin tamamlanması için ziyaret tavafının yapılıp Sefa-Merve arasında Sa'yın tamamlanması ve ziyaret tavaflarının namazının kılınması gerekiyordu.

HAYAT GİBİ
Vuslata doğru yola koyuldum. Otelden yaklaşık 10 km yol yürüyüp Kâbe'ye kavuştum. Bir heyecan, bir heyecan. Kâbe, yine dualarla çınlıyordu, hacıların dualarıydı bunlar. Kâbe, nasıl kalabalıktı. Burada olduğum süre boyunca ilk defa bu kadar yoğunluk gördüm. Her tavafta yoğundu ama bu defa hacıların ziyaret tavafıyla daha da yoğundu. Ziyaret tavafında şaftları dönerken kimi zaman kalabalık durma noktasına geliyor, kimi zaman küçük adımlarla ilerliyordu. Kimi zaman kalabalık sıkıştırıyor, kimi zaman akıyordu; aynı hayat gibi. Bazen sıkıntılar gelir, daralırsınız, kıpırdayamazsınız. Bazen her şey su gibi akar. Ziyaret tavafının yoğunluğu tam anlamıyla hayatı temsil ediyordu. Bir yanda da bu kadar kalabalığın içinde bir olunuyordu. Yani tek başına gibi. Hacılar, 'Şükürler olsun Yarabbim, şükürler olsun. Bizi teslimiyetle bayramına ulaştırdın' diyorlardı. Kurban ise 'teslimiyeti kabul etme çağrısı'. Nasıl güzel, nasıl güzel böyle hissetmek, kelimelere bile sığmıyor.
Bir şey daha öğrendim ve bu beni çok duygulandırdı. Arafat vakfesi için Mekke boşalınca Kâbe'de tavaf boş kalmasın diye Mekkeli kadınlar koşuyormuş burada. Yani biz Arafat'tayken, Kâbe'de tavaf yaparak onu hiç yalnız bırakmamışlar. Ne güzel bir kardeşlik, nasıl naif bir anlayış. Açıkçası çok etkilendim. Allah Mekkeli kadınlardan razı olsun. Bugün ve yarın büyük, orta ve küçük şeytanı taşladıktan sonra bayramın dördüncü günü Medine'ye geçeceğiz. Sırada veda tavafım var. Ama veda tavafımda ilk defa kutsal topraklarda siyah elbise giyeceğim. Siyah örtüsü olan Kâbe gibi siyaha bürüneceğim. Hz. Muhammed, Mekke'den ayrılıp Medine'ye hicret ederken son bir kez dönüp Kâbe'ye bakar ve şöyle der: "Ey Mekke, seni ne çok seviyorum. Eğer kavmim beni çıkarmasaydı, senden ayrılmazdım..." O an, Kâbe sanki bu ayrılığı hisseder. O günden sonra Kâbe, hasretin rengi siyahı alır..."

AYRILMA HÜZNÜ DE BAŞLADI
İşte, Kâbe'den ayrılmanın hüznü kime sorsam daha şimdiden başladı. Kâbe, mıknatıs gibi çekiyor insanı. Tavafını bitirip de yarın yeniden geleceğini bilsen bile özlem başlıyor. Benim hissiyatıma göre burası, kalplerin 'Bir' olduğu yer. Kalpler aynalanıyor ve o güzel enerjiden kimse ayrılmak istemiyor. Sonra aklımıza Medine'de Hz. Muhammed'in ravzası geliyor. O zaman Peygamberimize gideceğimizi düşünüp yeniden heyecanlanıyoruz.