Müslüman alemi için mühim bir yere sahip olan, Allah'ın (C.C) takdirine rıza göstermek için söylenen bir cümledir. Kur'an-ı Kerim'de Bakara Suresinin 156. ayetinde de İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn ifadelerine yer verilmiştir. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn ne demek, ne anlama gibi sorular da birçok kişinin araştırdığı başlıklar arasında yer alır. Peki, İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn Türkçe anlamı nedir, ne demek? İşte Bakara suresinde geçen o ifadeler ve anlamı...
İNNA LİLLAHİ VE İNNA İLEYHİ RACİUN NE DEMEK?
Müslümanların başlarına gelen musibetler, felaketler ve her türlü kötü durumda söylemesi gereken ifadelerdir. Kur'an-ı Kerim'in en uzun suresi olan Bakara suresinde bu ifadelere yer verilmiştir. Ayrıca savaş korku ve kaygı verici durumların, açlık ve yokluğun, mal, can ve ürün kaybının Allah tarafından birer imtihan olduğu bildirilerek böyle durumlarda sabırlı ve metanetli olmak gerektiği belirtilmektedir. İşte tam da bu gibi durumlarda ''İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn'' cümlesinin en içtenlikle söylenmesi gerekir.
Bakara Suresi 156. ayeti ve anlamı şöyle;
Ellezine iza esabethum musibetun, kalu inna lillahi ve inna ileyhi raciun
Onlar, bir musibetle karşılaştıkları zaman, "Bizler, Allah için varız ve muhakkak O'na döneceğiz." derler
Allah'tan (C.C) gelen her türlü sıkıntıyı imtihan olarak kabul ederek sabırla ve teslimiyetle karşılamanın önemini belirten birçok hadis bulunmaktadır.
HADİSLER
Hz. Peygamber'in, bir musibete mâruz kalan müslümanın isyana kalkışmadan istircâ cümlesini okuyarak Allah'tan gelene razı olması, musibetten dolayı Allah'tan ecir dileyip kendisinden bu musibeti kaldırması ve yerine hayırlar vermesi için dua etmesi durumunda er geç dileğine nâil olacağı, Allah'ın onu uğradığı musibete nisbetle daha hayırlı imkânlara kavuşturacağı bildirilmektedir (Müsned, I, 201; IV, 415; Tirmizî, "Cenâʾiz", 36). Bazı rivayetlerde insanın ayağına diken batması gibi en küçük sıkıntıların dahi musibet sayıldığı, nitekim Resûl-i Ekrem'in elindeki kandil sönünce istircâ âyetini okuduktan sonra bu küçük olayın bile bir musibet olduğunu, büyük küçük her musibetin hata ve günahlar için kefâret olarak değerlendirileceğini ifade ettiği bildirilmektedir (Buhârî, "Merḍâ", 1-3; Müslim, "Birr", 45-52). Özellikle yakınlarını kaybedenlerin Allah'ın takdirini sabır ve olgunlukla karşılamalarının faziletini anlatan ve böyle durumlarda istircâda bulunmayı teşvik eden hadisler de vardır (meselâ bk. Müsned, I, 20; III, 317; VI, 313; Müslim, "Cenâʾiz", 4; Tirmizî, "Cenâʾiz", 36; "Daʿavât", 83). Ancak kayıplar karşısında kederlenip taşkınlık yapmadan göz yaşı dökmek insan ruhunun tabii bir hali olarak değerlendirilmiş, bunun sabır, rızâ ve istircâya aykırı olmadığı bildirilmiştir. Nitekim Resûl-i Ekrem de sevdiklerini kaybettiği zamanlarda üzüntüsünü tavırlarıyla ortaya koymuş ve oğlu İbrâhim'in ölümü üzerine göz yaşı dökmesini yadırgayanlara, "Göz yaşarır, kalp hüzünlenir; fakat bizim ağzımızdan ancak rabbimizin razı olacağı sözler çıkar" demiştir