
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Gündüz ve Yrd. Doç. Dr. Selim Kaya'nın, Antakya Belediyesince bastırılan ''Hatay Araştırmaları-1'' adlı kitabında yer verdiği ''Antakya'da nazarla ilgili inanışlar'' adlı araştırmasından derlenen bilgiye göre, Orta Asya, Babil, Sümer, Akad ve Mısır gibi uygarlıklarla da insanların ''nazar''dan korunmak için yüzyıllar boyunca kullandıkları nazar boncuğu, şap, hayvan kemikleri, at nalı, ateşe tuz serpmek, sarımsak ve üzerlik asmak gibi gibi uygulamalar, bugün de Anadolu'nun dört bir yanında kullanılıyor.
Arapça'da ''Bakış'' anlamına gelen nazar çeşitli kaynaklarda, kimi insanların bakışlarındaki zararlı güç sonucu bir kişiye, hayvana ya da nesneye bakmakla hastalık, sakatlık, ölüm, nesnede kırılma, sakatlanma gibi olumsuzluk yaratma anlamına geliyor.
İlkellerden en gelişmiş toplumlara kadar yayılmış bir inanç olan nazar, Babil, Mısır, Sümer ve Akadlarda, bunun yanı sıra en eskisinden en yenisine kadar tüm Anadolu uygarlıklarına kadar görülürken, İslam'da da yeri bulunan nazara karşı Kalem Suresi 51-52. ayetler ile Felak ve Nas surelerinin okunduğu biliniyor.
ANADOLU'DA NAZARDAN KORUNMAK İÇİN ALINAN TEDBİRLER
Yrd. Doç. Dr. Ahmet Gündüz ve Yrd. Doç. Dr. Selim Kaya'nın araştırmasına göre, Bergama'da çocukları nazardan korumak için gök boncuk, şap, ortasında mavi göz olan boncuklar, giysilerin omuzlarına tutturulur. Tarladaki bitkilere nazar değmesin diye hayvan kemikleri, kuru kafa bir sırığa asılır.
-Adana'da at nalı evin veya iş yerinin duvarına asılır. Evlere beyaz soğan asılır, ateşe tuz serpilir. Kazanların karaları çocuklara sürülür.
-Mersin'de kapı tahtasından alınan birkaç kıymık, üzerlik, soğan, sarımsak kabuğu, kurt tırnağı bir beze sarılıp elbisenin bir yerine yerleştirilir.