Yılbaşı izlenim turuma Beyoğlu'ndan başladım ve şaştım. İstiklal Caddesi'nde her 3 kişiden 4'ü çakma Noel Baba kılığındaydı. Dükkân sahipleri 'sevimli bir buluş' olaraktan 3 otuz yevmiyeyle bilumum garibana 1 günlük iş vermiş. Her birinin elinde çıngırak "içeri buyur" ediyorlar gelen geçeni. Yahu böyle tipsiz Noel Babalar; gece vakti bacamızdan girmelerini bırak, gündüz tenhada karşına çıksa korkar ağlarsın be. Gözü fersiz, ağzı dişsiz, poposu kotlu, ayağı lastik botlu, bir deri bir kemik, dar alın yakın kaş Noel Baba mı olurmuş? Bunlar yetmemiş, her adımda piyangocu Noel Baba, terlik, pabuç, üzerlik satan Noel Baba, Şam balcı, turşucu, kestaneci Noel Baba, Dolapdere Romanı, Mardin Midyatlı, yüzü façalı, eli sigaralı Noel Baba gırla gidiyor. Üstüne şaka gibi Emniyet açıklaması: "Endişeye mahal yok, pek çok sivil polisimiz Noel Baba kılığında halkın arasındadır!" Sanırsamsa adam Noel Baba olalı böyle zulüm görmemiştir.
MEKİK DOKUDUM
Motosikletle çıktığım iyi olmuş. Yollar araçlara ya tıkalı ya tümden kesik. Aynı gece içinde gariban mekânlardan sosyete otağlarına, Küçükarmutlu, Hisarüstü bozkırlarından Bebek- Etiler vahasına nasıl mekik dokurdum ki yoksa. Yalnız kalpler, hüzünlü gezginler, gece boyu sulu birayla idare edenler, paralı zenginler, uçuk takılanlar, takım halinde dağıtanlar başka nasıl izlenirdi di mi?
AL GÖZÜM SEYREYLE
Bunlar bile kesmedi de, ünlülerden ünsüzlere, tebliğcilerden içkicilere kadar sarktım baktım, bar kapılarından hastane koridorlarına, karakol önlerinden şenlik yerlerine seğirttim. Sözün özü; yiyenler, içenler, kusanlar, sapıtanlar, kaçanlar, sıkışanlar, tacizciler, tebliğciler, aslen polis simitçiler ve dahi yediden yetmiş yediye cümle yılbaşı ahalisi 32 kısım tekmili birden 'motoröportajıma' konu oldu. İzlenimlerime edebiyat katarsam sayfalar dar gelir bana. Satır satır nakledeyim, zaten yeter anlayana:

Şişli Belediyesi ile Beyoğlu Belediyesi arasında gizli bir "kim daha iyi" rekabeti var gibime geldi. Işıklandırmada Misbah Demircan Başkan yarım puan fark atarken, Mustafa Sarıgül bir nevi tatil köyü animatörü kıvamındaki genç 'çöpçü' kadrosuyla şov dalında öne geçti.

Taksim Meydanı'nda geçmiş yıllar kadar kallavi "kız tacizleri' yaşanmadı ama araya düşen 2 travestinin akıbeti beter oldu. Alkolü fazla kaçmış bir densiz "Vurun dönmeye" çağrısı yaptı, çevredekiler galeyana gelip onları linçe kalktı. Polis arabasına zor bindirip kaçırdılar, hayatlarını kurtardılar.

Ortaköy tarikiyle Kuruçeşme, Arnavutköy, Bebek, Hisar, Emirgan kıyı şeritlerini dolaştım, yol boyu danslar eden, parklarda öpüşen, sevişen, içen, şarkı söyleyen yüzlerce çifti görüp ben bile keyiflendim.

Hisarüstü, Armutlu, Çeliktepe, Seyrantepe taraflarına gittiğimde mütevazı orta sınıf insanımız ya kalender koltuk meyhanelerinde demlenmekte ya da evlerinin kapı önünde mandalina portakal, çay kahve gazoz muhabbetiyle oyalanmaktaydı.

Etiler, Levent, Ulus cenahında takılanlara her gün bayram her gün yılbaşı olduğundan ne barlarda ne kulüpler, kafelerde yıldızlı yaldızlı süs püsten, üstü şıkırdaklı taklit çamlardan, sahte karlar yağmış kuru damlardan gayrı bir fevkaladelik göremedim.
MEYDAN SAVAŞI

Hastane acillerine gitmeden olmaz dedim ama moralimi eskittim. Hele Şişli Etfal'le İlkyardım'ın oralarda tüyü terlememiş sabi çocukların haline erindim. Neredeyse boylarından büyük şişeleri devirip alkol koması kıyısına ulaşmaları çekilir rezillik ve acıtıcı tablo değildi valla.

Sabahın ilk ışıklarıyla gördüğüm insanların çoğu meydan savaşının kılıç artıkları gibi yampiri yürümekte, ayakta zor dikelmekteydi. Bir de kendimi düşündüm. Evden, aileden, tombaladan, fırdöndüden, muhabbetten uzak haldır haldır bir haber koşusu daha bitti işte. Erdal Abiye (Şafak) "Abi ne yapayım bu yılbaşı için?" diye sorduğumda gülümseyip "evinde otur" demişti. Burun dikine gittik, büyük sözü dinlemedik, yiyemedik, içemedik eğlenemedik ühüüü!..