"Kibrit çakıyorsun karanlıkta / badem çiçeklerini görmek için / Ve mart denizlerinde tedirgin bir çift / sarnıç gemisi gözlerin / Bir iş açacaksın sen başımıza / yangın mı olur artık, bahar mı?" (Can Yücel)
Okmeydanı Yetiştirme Yurdu'nda gönüllü anne olmak için başvurduğumda, 'başımıza ne işler açacağımızdan' habersizdim. 'Yangın yeri ya da bahar', ne göreceksem kelimelere dökecek, belki bu sayede gönüllü anneliğin nasıl bir şey olduğunu anlatabilecektim. Bu amaçla, yurdun sosyal hizmetler uzmanına gidip, gazeteci olduğumu söylemeden gönüllü anne olmak istediğimi belirttim. Gazetecileri gönüllü anne olarak almıyorlardı çünkü. Başka bir yurda yaptığım başvuru bu yüzden geri çevrilmişti. Onlara tiyatrocu olduğumu, çocuklara kitap okuyup belki bir oyun bile çalıştırabileceğimi söyledim. Bunlar gerçekti de üstelik. Onlara yalan söylememiş, sadece eksik bilgi vermiştim. İlk görüşmemiz Rıza Bey'le oldu. Ardından kabul görüşmesini Refika Hanım'la yaptık.
Gönüllü annelik denilen şey her ne kadar çok büyük bir söz gibi dursa da tam olarak bu anlama gelmiyor aslında. Ablalık ya da ağabeylik yapıyorsunuz hiç tanımadığınız çocuklara. Hem gönüllü anne olmak için neredeyse sadece istemek yetiyor. İkametgah, nüfus cüzdanı sureti, sabıka kaydı, herhangi bir bulaşıcı hastalığının olmadığına dair sağlık raporu ve iki adet fotoğraf da işin ayrıntısı. AB standartları bunu gerektiriyormuş ama bunu uygulayan da yok doğrusu... Hiçbir evrak vermeden hatta sadece adımı söyleyerek kabul ediliyorum yurtta gönüllü annelik yapmak için.
HEPSİ YARALI BU ÇOCUKLARIN
Yetkililer, sadece bir konuda ısrarla uyarıyor beni: "Lütfen iki gün sonra vazgeçecekseniz gelmeyin." Bugüne kadar pek çok gönüllü anne gelmiş ama çoğu iki günde kaçmış çünkü. Refika Hanım gerisini şöyle anlatıyor: "Hayal kırıklığına uğruyor çocuklar. Çoğu parçalanmış ailelelerin çocukları. İstenmemiş terkedilmişler. Yaralı bu çocuklar. İsterseniz tek bir çocukla ilgilenin isterseniz bir sınıf oluşturun. Bir annemiz var mesela Üsküdar'dan geliyor her gün. Bir çocuğa gönüllü annelik yapıyor. Okulu bırakmış sorunlu bir çocuğumuz. Onun okula dönmesini sağlamaya çalışıyor. Şu anda üç çocuğumuz var içe dönük. İsterseniz işe onlarla başlayın."
İSTEMEM KİMSE GELMESİN
O sırada gelip gidenler oluyor Refika Hanım'ın odasına. Birinin adı A. Refika Hanım, A.'ya "Gönüllü annelik yapacak Mediha Ablanız size. İster misiniz?" diyor. A. ise "Ben ağabey isterim. Bir ağabeye ihtiyacım var" cevabını veriyor kararlı bir şekilde. Sonradan odaya gelen Ç.'ye de ben soruyorum aynı şeyi. Onun tepkisi çok farklı: "İstemem. Kimse gelmesin. Gelen birkaç gün sonra kaçıyor bizden." Refika Hanım mahçup oluyor bu çıkıştan. Bana dönüp anlatıyor özür diler gibi: "Ergenlik çağına gelmiş çocukların en büyük problemi karşılarında rol model olacak bir erkeğin olmaması. Kimi örnek alacaklar? Kiminle dertlerini paylaşacaklar? Sorularını kime soracaklar? Gönüllü ağabeylere çok ihtiyacımız var." A., birkaç ay önce gönderilmiş yetiştirme yurduna. Anne babası yeni ayrılmış. O nedenle tam olarak bilmiyor düzeni. Okulu bırakmak zorunda kalmış ailevi nedenlerden dolayı. Bu sene açık öğretime kaydolup ortaokulu bitirecek ardından düz liseye yazılacak. C., eskilerden. Çocukluğundan bu yana burada. E. daha içine kapanık diğerlerine göre. Bir köşede oturuyor sessizce. Sorduğumuz sorulara zorla yanıt veriyor. En sonunda, teknoloji mühendisi olmak istediğini söylüyor.
ÜNİVERSİTELİLER DE VAR
İlk günün sonunda şunları öğreniyoruz: Yurtta yaklaşık 40 çocuk var. 18 yaşını geçen çocuklar üniversiteye girebilmişlerse yine yurtta kalmaya devam edebiliyorlar. Çocuklara ayda en az 50 lira olmak üzere belli bir maaş veriliyor. Lise ya da üniversiteye gidiyorsa bu maaş da artıyor. Bazı çocuklar, şimdi üniversitede. Biri hukuk okuyor. Her ne kadar bazıları aşmış gibi yapsa da umutsuzlar genel olarak. Çok şey değil istedikleri. Sadece 'sevildiklerini' bilmek istiyorlar.
NASIL TERK EDİLİR
Onlarla konuşurken verdiğimiz eksik bilgiler hiç aklımızdan çıkmıyor. Çocukları kırmaktan ölesiye korkuyoruz. Utana sıkıla gidiyoruz ilk gün. Haberi tamamladıktan sonra onları kırmadan açıklamayı düşünüyoruz gazeteci olduğumuz gerçeğini. Ve orada geçirdiğimiz süre zarfınca bir soru aklımızdan hiç çıkmıyor: "İnsan doğurduğu çocuğu nasıl terk edebilir ki..."
OKMEYDANI YETİŞTİRME YURDU'NDA DİNLENME ANI...
Gönüllü annelik yapmak için gittiğim Okmeydanı Yetiştirme Yurdu'nda 10 ile 15 yaş arasındaki çocuklar televizyon izliyor. O kadar masumlar ki insan düşünmeden edemiyor: Hayat verdiğin biri nasıl terk edilir.
YARIN
Suskun çocukların kapılarını bir basket topuyla aralamak...
Kağıttan yapılmış bir top bütün duvarları nasıl yıktı?
M. kendi fotoğrafından korkunca ne yaptı?