Türkiye'nin en iyi haber sitesi
BAŞYAZI MEHMET BARLAS

İlk hata saflığın sonraki hata ise akılsızlığın ürünüdür

Tarih bilincine sahip olmak, tarihi yeniden yaşamayı gerektirmez. Daha ötesi, bugünü tarihi ölçütlerle değerlendirmeyi denerseniz, krizlere boğulabilirsiniz... Necip Fazıl Kısakürek'in bunu ifade eden sözlerini hep hatırlarım... Şöyle demiş şairimiz:
"- Şimdi Fatih kalksa mezarından ne ben onu tanırım ne o beni tanır. Ama İstanbul'u Bizanslılar almış deyip, tekrar savaşır."
1915'i 2015'e taşımayı deneyen ve bunu bir Türk düşmanlığına gerekçe kılmaya çalışan Ermeni diyasporasının akılsızlığının bedelini Erivan ödemiyor mu? Sonuçta aklı başında herkes "Ankara ile Erivan arasındaki ilişkiler normale dönmeli" derken, bu beklenti adeta sonsuza ertelendi.

Yavru mu kardeş mi?

Aynı şekilde "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Türkiye'nin yavrusu mu, kardeşi mi yoksa yeğeni midir" benzeri arayışların da bugün fazla anlamı olamaz. Bir karikatürdeki tavuk yanındaki pilice "Sen benim için hâlâ bir yumurtasın" diyordu. Olaya böyle bakmak da mümkündür yahut "Las Vegas çok uzak ama KKTC çok yakın" demek de...
Bugüne kadar yaşananları bilerek takvimleri geriye alabilseydik, 1974 Barış Harekâtı ertesinde herhalde farklı davranırdık... Türkiye de, "Birleşik Kıbrıs Federasyonu" da Avrupa Birliği üyesi olurlardı. Muhtemelen 12 Eylül darbesi olmazdı. Belki PKK eylemleri başlamazdı...

Öngörüsüzlük örnekleri

Ama dünyanın en akıllı ve öngörülü devletleri bile, attıkları adımların onları nerelere götüreceğini göremiyorlar. Tarihten ders almak yerine tarihte yer alan hataları tekrarlıyorlar. Hitler Napolyon'un felaketle biten serüveninden ders alsaydı, Moskova'yı fethetmeyi düşünür müydü? Ya da ABD Başkanı Bush, El Kaide'nin terörist saldırısına karşılık olarak, Afganistan'a ve Irak'a askeri müdahalede bulunur muydu? Sonuç El Kaide yerine IŞİD'in üremesi olmadı mı?
Bu yaşananlardan iç siyasette de ders almamız gerekmiyor mu?

Ders almak meselesi

Uzlaşmasızlığın, kişilere dönük takıntılar üzerinde siyaset oluşturmanın, gelecek kuşakları değil sadece gelecek seçimleri düşünmenin başımıza neler getirdiğini yaşayarak öğrenmedik mi? Mesela bütün siyasi partilerin sözcüleri "1982 Anayasası değişmeli" derken, bu partilerin yeni anayasa yapmak için birlikte çalışmamaları, akıl dışı değil midir? Neticede 20'nci yüzyılın hem de ikinci yarısında bir başbakanın ve iki bakanın idam edilmesi ile sonuçlanan bir siyasi kepazeliğin sahnelendiği ülke değil mi Türkiye?

Fotoshop mu?

Bir başka karikatürü hatırlıyorum. O karikatürde tüylerini açmış görkemli bir tavus kuşunu pilicine gösteren tavuk "Buna sakın imrenme, çünkü bu bir fotoshop" diyordu. Ne dersiniz? "Barış"ı, "Uzlaşma"yı, "Sağlıklı öngörü"yü içeren demokratik siyaset de, bizimkiler için bir fotoshop mudur?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA