Türkiye'nin en iyi haber sitesi
BERCAN TUTAR

Türkiye Yüzyılı’nın reel dinamikleri

21. yüzyılın geleceğini Türkiye'nin izleyeceği stratejilerin belirleyeceği konusunda kimsenin kuşkusu yok. Herkes biliyor ki bu tasavvurun fitilini 2002'deki Sessiz Devrim ateşledi.
Fakat Başkan Erdoğan'ın özellikle 2015'ten sonra devreye soktuğu jeopolitik çoğulculuğa dayalı hamleler, Osmanlı evrenselliği ve fetih medeniyetinden tevarüs edilmiş dinamikleri kuvveden fiile çıkararak Anadolu ülkesi olan Türkiye'nin bir dünya devletine dönüşme sürecini daha da hızlandırdı.
Artık Batı'nın tek egemen olmadığı yeni bir dünya kuruluyor ve bu yeni dünyanın en parlak kutuplarından biri de Türkiye.
Bugün ülkemiz, akademik ve entelektüel çevrelerde alternatif yükselişin ve Batı dışı modernleşmenin sembolü olarak gösteriliyor. İzlediği bağımsız politikalar ve yeni savunma konseptiyle Türkiye daha şimdiden Avrasya başta olmak üzere Batı dışı dünyanın referansı olurken İslam dünyasının ise gurur ve ilham kaynağı hâline gelmiş durumda.

***


Daha önce de sık sık dile getirdiğimiz gibi küresel statükoda yeni dengelerin oluşmasını sağlamada adeta 'siyah kuğu' işlevi gören Türkiye'nin sosyolojik, kültürel, tarihi ve dini kimliğini demokratik değerlerle sentezlemede gösterdiği beceri, Batı'nın İslam dünyasına yönelik oryantalist bakışını ve kadim emperyal ezberlerini tuzla buz ediyor.
Bu pencereden bakınca, Ortodoks Rusya ile sosyalist Çin dışında dünyanın şu sıralar en çok muhafazakâr ve demokratik modernleşmenin yıldızı olan devrimci Müslüman Türkiye'yi dikkatle izleyip yorumladığını görüyoruz.
Çin, Konfüçyüs düşüncesini 'sol modernizm ve devlet kapitalizmi' ile bütünleştirmede gösterdiği başarıdan dolayı dikkatleri çekiyor. Fakat küresel sistem Çin'i aktüel veya reel değil, potansiyel bir tehlike olarak görüyor.
Ortodoks Rusya ise Vladimir Putin liderliğinde sergilediği performans ve hipersonik füze teknolojisiyle elde ettiği askeri üstünlük sayesinde şu an Batı için en büyük aktüel tehlike niteliğinde. Bu aktüel tehlike Ukrayna Savaşı'nın tetiklediği enerji krizinden sonra daha da perçinlendi.

***


Türkiye ise Müslüman bir ülkenin demokratikleşip kalkınabileceğini, küresel ve bölgesel emperyal statükonun zincirlerini kırarak dengeleri değiştirebileceğini dünyaya ispatladı.
Bu silkinişiyle Müslüman Türkiye, küresel sistem için potansiyel risk olarak görülen Budist Çin ile yine küresel Atlantik sistemi tarafından en zor aktüel tehdit olarak algılanan Ortodoks Rusya'dan daha büyük bir alarma yol açıyor.
Çünkü Türkiye'nin özellikle de küresel bir güce dönüşmeye başlayan dinamikleri, Batı tarafından hem orta hem de uzun vadede en büyük reel tehlike veya tehdit olarak görünüyor.
İşte bu yüzden şu an uluslararası sistemde stratejik ve jeopolitik değeri en yüksek aktör konumundayız. Her tür kirli yolu denedikleri halde bizi vesayet altına alamayanlar şimdi taktik değiştirerek kapımızı çalıyor ve Türkiye ile uzlaşmanın yollarını arıyor.
Dolayısıyla küresel güç haritalarının yeniden çizildiği bu kritik süreçte farklı ölçek ve coğrafyalardaki aktörlerin öncelikli olarak Ankara ile ittifak kurma çabaları öne çıkıyor.
Zira dünyanın geleceğini şekillendirmede Türkiye'nin en kritik ülkelerden biri olduğunun farkına vardılar. Haliyle yeni dünyanın kilit ülkesi konumuna yükselen Türkiye'nin küresel güç skalasındaki ağırlığı bu nedenle her geçen gün daha da artıyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA