Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bir zamanlar dünyaya köle olarak gelen, Roma'da çocuk yaşta, köleliğinin ilk yıllarında özgürlüğüne kavuşan, sonra kendisini yetiştirip filozof olan Epiktetos demiş ki:
"İnsanları mutsuz eden olaylar değil, olaylar hakkındaki görüşleridir."
Gerçekten de böyle değil mi? Goethe'nin bir şiiri de bunu anlatır:
"Halk ve hizmetçi ve ermiş kişi,
Her zaman teslim ederler ki,
Yeryüzü çocuklarının en yüce mutluluğu
Sadece insanın kendi kişiliği."
İnsan eğer kendini tanımaz ise nasıl mutlu olabilir ki? Gerçek mutluluk, insanın içinde saklı.
Sonuçta sınırsızdır her şeye sahip olma ve daha çok zenginleşme arzusu. Ama mutluluk isteyen insan, bir fani olduğunu hiç unutmamalı. Herkes yeryüzü misafiri.

***

Sokrates, asırlar önce, söylediği doğrular sistemi yönetenlerin hoşuna gitmediği için, boş bahanelerle yargılanıp, baldıran zehiriyle ölüme mahkum edilmişti. İnsanlık tarihinin ilk filozoflarından Sokrates; bir pazar yerinde sergilenen mallara bakarak, şunu demiş:
"Gereksinmediğim ne çok şey var."
Siz günümüz insanının dev bir hipermarkette dolaşırken, sergilenen onlarca ürüne bakıp, "Gereksinmediğim ne çok şey var" diyebileceğini düşünebiliyor musunuz? Mümkün mü bu? Şimdilerin kocaman tüketim dünyasında, insan sadece tüketmek için yaşayan, özünde ilkel bir çizgiye doğru mu yürüyor yoksa? Sokrates bir de insanların ruhlarıyla ilgilenmesine önem verirdi.
Yine bir vakit demiş ki; "İnsanlar mallarıyla, şan ve şöhretleriyle bu kadar ilgileneceklerine, biraz da kendi ruhlarıyla ilgilenselerdi, çok daha mutlu olurlardı."
Öyle, ama bu durum kimin umurunda.
***

"Bütün çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamak" demişti Denemeler'in ünlü Fransız yazarı Montaigne asırlar önce. Her insan için ne kadar önemli bu. Yani aslında hayatla ilgili, bütün umudumuz önce kendimizde. Bir başkasında değil. Ama yine de, ancak kimin kalbi gerçekten zengin ise; sadece o verebilir, umut ve sevgi dahil bir şeyleri ötekine.
Yaşam ve yaşamak, tüm insanlar için, yoksulu ve zengini de dahil "minnet" duyulacak bir şey değil mi? İnsan bu minnet duygusundan uzaklaşmamalı.
Üstü örtülü bu yeryüzü kuralını, ne güzel yazmış Mevlana:
"Minnet duymayı bilmeyenin
Elinden avucundan, sonunda
kayar gider, uçar tüm serveti
Ama minnetkarlık her şeyin
Daha fazlasını getirir insana"

***
Elbette Mevlana'nın sözünü ettiği servet, insanın sadece mülk ya da para zenginliği değil.
Öyle insanlar vardır ki; hem duygu hem düşünce hem de sezgi ve bilgi zenginliklerinin yanına; ne parayla, ne de mülk ile ulaşabilirsiniz. Bilinmeyen esas kocaman gizli zenginlik budur.
Yaşamak bir sanattır, bütün bu anlamlarıyla. "Yaşama sanatı" herkesçe öğrenilebilirdir herhalde.
Bu nedenle kimse bulunduğu yeri abartmamalı mı? Hem abartsak ne olacak?
Yine Montaigne, öyle güzel yazmış ki bu konuda:
"İstediğimiz kadar yüksek sırıklar üzerine çıkalım, yine kendi bacaklarımızla yürüyeceğiz; dünyanın en yüksek tahtına da çıksak, yine kendi kıçımızla oturacağız."
Değişen bir şey yok.
Sadece duyarlı ve kendini bilen her insana, her yeni yükseklik, taşınmak için yeni sorumluluklar getirir aslında. Çünkü yükseğe çıkması çok zor, ama düşmesi de bir o kadar kolaydır aynı zamanda.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN