Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Hepimiz Hz. Adem'in çocuklarıyız. Yüz şeklimiz aynı. Burnumuz, kulağımız, ayaklarımız, ellerimiz birbirine benziyor. Duygularımız da öyle. Ortaktır gözyaşlarımız, mutluluklarımız, tasamız, sevincimiz.
Kabil vahşi hırsın ve öldürücü hasedin kurbanı oluncaya kadar öldürmeyi de bilmiyorduk. Her ne kadar İblis'le Hz. Adem'in konduğu cennette sınanmış olsak da dedemiz Hz. Adem'in ve annemiz Hz. Havva'nın gözyaşlarıyla tevbeyi tanıdık.
Sonra çoğaldık. Aidiyet duyguları kabardı, kin yeşerdi, nefret yükseldi, enaniyet, bencillik ve hırs aklın yerini aldı. Bu duyguları yenenimiz oldu, bu duygulara yenilenimiz de.
İşte ilahi kudretten inen kitaplar, sahifeler, talimatlar, peygamberler hep bu noktada devreye girdiler. Yaradılışla gelen iyi ve kötü kabiliyetlerin iyi olanını öne çıkarmak. Kötü olanını ise bastırmak. Bu zor bir sınavdı. Zira nefisler kötülüğe ve şehvete meyillidir. Hz. Yusuf peygamberin dediği gibi "Nefsimi arındırdım diyemem. Çünkü (kontrolsüz) nefis kötülüğe meyillidir."
İlahi kitap - Kuran-ı Kerim - bunu çok iyi bilenden geldiği için tevbe'yi kapanmamasıya açmış. Alemlerin Rabbi kapıyı hiç örtmemiş.
Şeytani ve Rahmani damar hem nefsimizde ve hem de alemimizde hep mücadele etmişlerdir.
Rahmani damar; sükunete, itidale, kavli hasen ve kavli leyyine, sevgiye, birleşmeye, birliğe, gönül kazanmaya ve diğergamlığa davet ederken; şeytani damar, sinsiliğe, alttan kurmacılığa, fırsatçılığa, fitneye, şerre, bozmaya, meyl eder ve ettirir. Bazen bunu direkt yapar bazen sureti hakikate bürünerek. Zaten iblis - şeytanın bir vasfı da sinsiliktir. Şeytan dostlarına fısıldar (En'am,112) Bazen şeytanlaşmış nefis de kendine fısıldar. (Kaf, 16)
Biz böyle bir dünyanın sınavdaki sakinleriyiz. Manzara açık. Bir tarafta şeytanın dostları var, bir tarafta Rahman'ın dostluğuna doğru yürüyenler. Hz. Adem, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed (s.a.v.) Rahman'ın safında oldular. Nemrud, Firavun, Haman, Bel'am, Ebu Cehil İblis'in gölgesinde yürüdüler.
Rahmani olanlar Rahman'ın ahlakıyla veya emrettiği ahlakla ahlaklanmalılar. Zıddı olursa Rahman onlara indirdiği Rahmani nazarla bakmaz. Şerri hayra musallat eder. Hayır kendini anlatmak yerine, şerle uğraşmak zorunda kalır.
Hâkim Tirmizi'nin rivayet ettiği çok çarpıcı bir hadis, bize günümüz Müslümanlarını analiz etmede müthiş bir ufuk açıyor bence. Hepimizin bu rivayetten alacağı çok ders var yine bence. Hadisi okuduğunuzda bana hak vereceksiniz.
"Ümmetim dünyayı ve menfaatlerini gözlerinde çok büyüttüklerinde onlardan İslam'ın heybeti çekilip alınır. İyiliği emretmeyi, kötülüğü yasaklamayı terk ettiklerinde kendilerinden vahyin bereketi çekilip alınır. Ve nihayet ümmetim birbirleriyle küfürleşir, birbirleriyle cedelleşir ve kavga eder hale geldiklerinde ise Allah'ın gözünden - nazarındandüşerler. Kendi kendilerine terk edilirler."
Biz dünya Müslümanları nazarı ilahiden düşmemenin mücadelesini vermeliyiz. Hadisteki ilk aşamayı, ilk sınavı kaybetmişiz hissine kapılıyorum. Aman ha sonrası için kolları sıvayalım. Kalp inşa edelim, vicdan, sevgi, Rahmanilik, muhabbet, meveddet inşa edelim.
Yoksa bin yılda inşa ettiğimiz duvarları, bir Haccac aymazlığıyla, bir mancınık kurnazlığıyla, hadisin ifadesiyle Kâbe'yi yıkacak bir baldırı çıplak zilletiyle bir anda kaybederiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN