Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Pandeminin başından beri akademinin ve sosyal medya kartellerinin aforoz edip sansürlediği bilim adamlarının, hekimlerin söylediklerini de takip ediyorum.
Bildiğiniz üzere sonuçları ve yan etkileri konusunda asgari bilgilere bile sahip olmadığım yeni teknoloji aşıları olmayı henüz düşünmüyorum.
Aşının bulaşmayı engellemediği ortada olduğu için de "vatandaşlık görevi" ya da "kul hakkına girer" türünden ajitasyonlara aldırmıyorum. Anlayacağınız içim rahat.
Pandemide ilaç mümessilliğine ve bakan danışmanlığına soyunup üretici firmaların bile içeriğine kefil olamadığı aşıları tavsiye eden meslektaşlarıma bakıp bana da fikrimi soranlar oluyor tabii.
Kendilerine, hekimleriyle birlikte yaş ve risk faktörlerini değerlendirerek aşı kararını vermelerinin doğru olacağını söylüyorum, o kadar.
Ne var ki kabul etmek zorundayım. Zaten ortada... Pandemi süresince merkez medyada yalnız kaldım. Benzer tezleri savunan bir iki gazeteci dışında kimse yok.
Siyah ve beyaz konusunda bile konsensüse varamayan iktidar ve muhalefet yandaşı basın, köşe yazarları da pandemi tedbirleri konusunda aynı görüşte! Beraberce yükleniyorlar.



Gelin görün ki sokakta soluduğum hava, medyaya hâkim rüzgârın bu krizde de yalan olduğunu açıkça hissetmemi sağlıyor.
Zira yanıma gelip görüşlerini paylaşan insanların hiçbiri medyamız gibi tek ses değil...
Bir defa, ister aşı karşıtı isterse aşı taraftarı olsun kimse tavrından yüzde yüz emin görünmüyor. Kafalarındaki sorulara cevap bulmak, şüphelerini, kaygılarını gidermek için çabalıyorlar.
Ve Babıali'de yediğim lafın bini bir para olsa da çarşıda, pazarda derdine ortak olduğum vatandaştan meşrebince aldığım hayır duasının haddi hesabı yok.
Her dönem medyaya değil gözlemleyebildiğim kadarıyla halkın ne dediğine bakan biri olarak sormaya, sorgulamaya devam edeceğim.
Pandemi süresince bu insani tavırla dalga geçmeyi ya da bireysel kaygıları ifade etmeyi bile milli güvenliğe bağlayıp kriminalize etmeyi gazetecilik sanan arkadaşlara da tavsiye ederim. Biraz dışarıda vakit geçirsinler...
Belki, klavye başında hitap ettikleri okurun, köşelerinde yazdıkları "Korkmayın lan çip takmayacaklar" türünden argümanları hak edecek salaklar olmadığını anlarlar.
Kim bilir belki, ilkokuldaki çocuğun burnuna ne sokulacağını düşünen annelerin derdinin, hükümeti sağlık politikalarını eleştirmek suretiyle devirmek falan olmadığını da...

***

SİGORTA ŞİRKETLERİ SOKAK KÖPEĞİNİ CAN SAYMIYOR

Sigorta şirketleri reklamlarında hayvan sevgisi temasını tepe tepe kullanıyorlar.
Reklamlarında, kaskolarının trafik kazalarında zarar gören hayvanların veteriner masraflarını karşıladığını anlatıyorlar.



Uzatmayacağım. Yalan söylüyorlar.
Zira böyle bir durum başınıza gelirse size önce "Hayvan sahipli mi?" diye soruyorlar.
Yolda ezilen sokakta yaşayan bir kediyse, köpekse "Kusura bakmayın kapsam dışı" diyorlar.
Haberiniz olsun.

***

PEKİ BUNDAN ŞEYİN HABERİ VAR MI, EFELERİN?

Edremit'in düşman işgalinden kurtuluş günü etkinliklerinden müthiş bir sahne performansı...
Düşmanı kovup şehre giren efeler, ortalarına aldıkları çarşaflı kadının etrafında halka oluşturmuş, dizlerini yere vurarak oynuyorlar. Arada etkinliği düzenleyen Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği üyesi teyzeler, üzerlerinde kostüm olmadığı halde sahneye fırlıyorlar. Herhalde yabancılaştırma efekti olsun diye...



Derken efeler kadını soymaya başlıyorlar.
Merak etmeyin sonrası RTÜK'e takılmaz. Zira kadın kat kat giyinmiş...
Meğerse kadın, Yunan geldi diye gündelik hayatta üzerinden çıkarmadığı beyaz tuvaletin üzerine kara çarşaf geçirivermiş...
Ve artık özgürmüş!
Çok sürreal değil mi?
Yoksa, gerçekçi de ben mi anlayamıyorum?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA