Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, hepimizin içini acıtan Şule Çet davasına atıfta bulundu ve dedi ki: "Sanığa verilen cezanın toplumun adalet duygusunu zedelemeyen, kamu vicdanını rahatlatan bir karar olması için gerekçeli karar sonrası istinafa başvuracağız, ağırlaştırılmış müebbet cezası istemiyle itiraz edeceğiz." Adalet Bakanı Abdulhamit Gül de genel olarak kadın cinayetleri ve 20 yaşındaki Ceren Özdemir'in katiliyle ilgili dedi ki: "Zalimce işlenilen cinayetlere verilen tatmin edici gerekçelere dayanmayan iyi hal gibi soyut değerlendirmelerle canilere ceza indirimi yapılması vicdanları yaralıyor." Hepimiz adına konuştular. Milyonların sözüne sözcü oldular.
Diyeceksiniz ki; sorumlu konumunda olanlar şikayet değil, bu olayları sonlandıracak düzenlemeleri yapsın. 2002'den bu yana kadınların statüsünün gelişimi ve kadın haklarıyla ilgili onlarca yasal düzenleme yapıldı. 'da yapılan düzenlemelerle kadın-erkek eşitliği, aile birliği içinde kanunla teminat altına alındı. Bu da yetmedi, 'nın 10 ve 90. Maddeleri'nde düzenleme yapılarak iki cins arası eşitlik anayasal hüküm haline getirildi. "Ailenin reisi kocadır" ifadesinin yerine, "Evlilik birliğini eşler beraber yönetir" ifadesiyle yeni bir anlayış getirildi. Eski kanunlarda, evin seçimini bile koca yapar, kadının çalışması bile eşinin iznine tabidir anlayışından eşitliği öngören ve karı ve kocayı birey olarak da eşitleyen bir anlayış getirildi.
Her şey yasal düzenleme değil elbette. Önemli olan bu düzenlemelerin tam olarak uygulanması ve anlayış olarak da yerleştirilmesi. Ama ben yine de parlamentoya büyük görev düştüğünü düşünenlerdenim. Parlamento, bir nevi toplumun da yansımasıdır.
Geçenlerde, seçilmiş bir kadın milletvekili Grup Başkan Vekili Özlem Zengin için 'nin Grup Başkan Vekili Engin Özkoç Genel Kurul salonunda "Susturun şu kadını" dediğinde söylemiştim. Bir kadın milletvekiline canlı yayında hem de Genel Kurul salonunda ötekileştiren, aktif ya da pasif şiddeti çağrıştıran bu sözleri söyleyebilen erkek vekilin bu anlayışının, sokaktaki hasta ruhlu canilere cesaret vereceğini, kadınlara yönelik her tür şiddet ve cinayeti neredeyse "meşru hak" olarak görmelerine kadar yol açabileceğini söylemiştim. Bu sözlerimin hâlâ arkasındayım.
Yeni bir tartışma açarak, konuyu özünden uzaklaştırmak gibi bir niyetim yok ama önce kendimize ayna tutup, sonra başkasını eleştireceğiz. Devlet aklı artık kadının yanındadır. Bununla ilgili bir tartışma yok. Ama sadece devlet aklıyla, yasa çıkarmakla olmuyor. Evde, ailede başlayan bir eğitim, sonrasında sosyal yaşamda bir zihniyet dönüşümü ve toplumun her alanında herkese görev düşüyor bu konuda. Şule'ler, Ceren'ler hiç günahları yokken katledilen ve sadece kadın oldukları için yaşam hakları ellerinden alınan kızlarımız bizim.
Ben bir gazeteciyim ama her şeyden önce insanım ve bir kadınım. Her giden canımızda, benim gibi bütün hemcinslerimin içi biraz daha acıyor. Kadın cinayetlerine belli bir cinsin sorunu diye bakmak da en az kadınları katleden caniler kadar hastalıklı bir bakıştır. Bu yazıyı da yeni Şule'ler, yeni Ceren'ler olmasın diye hepimiz için yazdım...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN