Türkiye'nin en iyi haber sitesi

27 yaşındaki genç kadın, 30 Mart'ta, bir ana okulunda yeni işine başlayacaktı. Salgın her şeyi bitirdi. Şimdi işsiz. Nişanlısı sağlık çalışanıydı. Şimdi 24 saat işte. Yani genç kadın evde tek başına. Bu onda ruhsal gerilimler yaratıyor. Spor salonuna gidemiyor, ailesiyle buluşamıyor.
Öyle ki, "Kendim için hiç bir şey yapamıyorum. Hayatım enkaza döndü" demeğe başladı.
Bir akşam yatağına uzanmış, ekranda haberleri izlerken, gözleri bulanıklaştı. Göğsü gerginleşti. Nefes alamaz hale geldi.
"Galiba koronavirüs kaptım ve bundan öleceğim" dedi kendi kendine.. 20 dakika kadar sonra, onu korkutan belirtiler kayboldu ve hayatının ilk panik atağını yaşadığını anladı.
, ki belirtileri korona belirtilerine benzer. Aniden gelir, beraberinde endişe, korku ve fevkalade rahatsızlık hissi getirir.
Her insan hayatında en az bir kez panik atak yaşar. Ama ilk araştırmalar gösteriyor ki, korona devrinde panik ataklar, sıklaştı ve yoğunlaştı.
Doktorların tavsiyesi, "Kalp atışlarınız sıklaştı, göğsünüz sertleşti, nefes almanız zorlaştı diye hemen hastaneye koşmayın. Panik atak 20 dakika sürer. Korona ise günlerce.. Hastaneler hem hastalar, hem de virüsle dolu. Acele etmeyin" oluyor.
Sağlıklı insanlar için panik atağın hiçbir tehlikesi yok. Bu yüzden paniğe kapılmaya da gerek yok.
"Hem, kendi kendinizi çok çabuk iyileştirmeniz de mümkün" diyor uzmanlar.
Nasıl mı?
Mesela müzik dinleyerek.
Mesela "5.4.3.2.1. Teoremi" ile..
O da mı ne?.
"5.4.3.2.1. Teoremi yöntemin ilk adımı, bulunduğunuz yerden gördüğünüz 5 şeyi tanımlamanız.. Ardından işittiğiniz 4 şeyi fark etmeye çalışıyorsunuz. Sonra dokunduğunuz ve hissettiğiniz 3 şeye dikkat etmeniz gerekiyor. Bu ayakkabılarınızın, terliklerinizin içindeki ayaklarınızı ya da yüzüğünüzün içindeki parmağınızı hissetmeye kadar pek çok şey olabilir. Daha sonra kokusunu aldığınız 2 şeyi ve tadını aldığınız 1 şeyi fark ederek çalışmanızı tamamlıyorsunuz. Tadacak bir şey bulamazsanız kendi dilinizi bile tadabilirsiniz.."
Mesele, duygularınızı panik atağın baskısından kurtarıp kendi kontrolünüze almak. Bu yaptıklarınız, 5 duyunuzu da kontrol altına aldığınızı hissettiriyor size. Bu duygu da, panik atakla birlikte, korku ve endişelerinizi de yenmenizi sağlıyor.
( da okudum. İnterneti de bir taradım, bu yazıyı hazırlarken..)

*

kapıyı gındırdı!..

"Hıncal ağbim, Kıbrıs'tan sevgiler saygılar" diye başlıyordu, Ertan Birinci dostumuzdan dün gelen mail.. İşte devamı.

***

Corono ile mücadelemiz aynı kararlılıkla devam ediyor... Evet dış dünyaya kapalıyız ama 4 Mayıs Pazartesi yavaş yavaş ve de kontrollü olarak iş yerlerimiz açılmaya başlıyor. Kıbrıs şivesi ile yazayım, "Kapıyı gındırdık" Yani.. Araladık !!
Son 10-12 gündür yaklaşık 1300 test yapılırken pozitif vakaya hiç rastlanmaması yürekleri ferahlatıverdi...
Elbette rehavete kapılmak gevşemek asla olmamalı diyor hem Sağlık Bakanı hem de doktorlarımız...
4 Mayıs'a kadar bir süredir devam eden gündüz kısıtlı, gece ise 21:00'den sabah 06:00'ya kadar olan sokağa çıkma yasağı devam edecek.
Pazartesi ise bankalar ve maliye tam gün çalışmaya paket servisler mağazalar da gerekli önlemleri alarak açılmaya başlıyor.
Kamu görevlileri bu ay da asgari yüzde 20 kesintisi yapılan maaşlarını alırken; özel sektör de kapalı olan işletmelerin çalışanlarına da 1500 lira kişi başı ödüyor...
Otellerdeki insanımızın karantinadaki sayıları ise epey azaldı. Şehirlerarası gidiş gelişler de pazartesi serbest bırakılacak .
Tabii devlet, hükümet, belediyeler ve iş adamlarının yardımlaşmaları ve dayanışmaları da ilk günkü gibi devam ediyor. Günlerdir yapılan test sonuçlarının hep negatif çıkmasını, halkın bu konudaki duyarlılığına ve kurallara uymasına bağlıyoruz.
Kıbrıs aman göze gelmesin. Kıbrıs'ta bir şeyler de iyi gitsin istiyoruz .
Allah korusun, buna gerçekten ihtiyacımız var.
Kıbrıs'tan sağlıkla sevgiyle selamlar.

*

Bir de Kanada mektubu.. Nilhan'dan...

Bir mektup da 'dan, orada okuyan çok sevgili kuzenim Nilhan Kışlalı'dan geldi. Can kardeşim Ahmet'in kızı..
"Sevgili Hıncal Amca" diye başlamış Nilhan..
En yakınımızdaki Kıbrıs'ı okudunuz, o zaman çok uzaktaki Kanada'yı da okuyun.

***

Bugün Kanada'nın Montreal şehrinde karantinamın 44. günündeyim. Her ne kadar durum burada da kötü olsa da, gerek Kanada devleti, gerek okul yönetimi biz öğrencilere daima "Biz buradayız" mesajı veriyor. Koronavirüs nedeniyle derslerin ilk iptal edildiği günden beri istisnasız her gün okul yönetiminden duruma dair eposta alıyoruz. Her gün bize verilecek yeni bir haberleri olmasa bile "Olayın takibindeyiz, siz merak etmeyin. Biz buradayız" demek için biz öğrencilerle iletişime geçiyorlar.
Aşama aşama bilgi veriliyor, bizleri karanlıkta bırakmamak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Dersler üzerinden verilmeye başladığından beri, ödev teslimlerinde baskı yapılmıyor, ne kadar süreye ihtiyacınız varsa alın deniliyor.
Bu süreçte ihtiyaç olursa diye 'telefonla dertleşme' hatları açıldı. 7/24 hizmete açık bu hat, 60 dilde öğrencilere telefon üzerinden lisanslı danışmanlar tarafından psikolojik destek sağlıyor. Gerçi eskiden de benzer hizmetler vardı fakat geçtiğimiz bir ayda opsiyonlar arttırıldı.
Okurken aynı zamanda çalışan öğrencilere mayıs sonuna kadar maaş ödenmeye devam edeceği bildirildi. Kanada hükümeti sürekli herkes için yardım paketleri açıklamaya devam ediyor, "Biz sizin için burdayız, siz sağlıklı olmaya bakın, kalanını bize bırakın" diyor.
Gelirini kaybeden vatandaşlara gelir desteği sağlayacağını tüm ülkelerden önce açıklayan ilk devlet de Kanada olmuştu. Kimsenin mağdur olmaması için devletin her kolundan büyük destek ve titizlik söz konusu.
Can kaybı geçtiğimiz hafta 2 bini geçti. Yollar bomboş, maskesiz insan görmek zor. Geçen gün mutfak alışverişini yaptığımız marketten email gelmiş, "17 Nisan'da çalışanlarımızdan birinin Covid-19 testi pozitif çıktı. Tüm mağazamızı dezenfekte ediyor, gerekli önlemleri alıyoruz" diyor.
İşletmelerin hemen hemen hepsi şeffaf olma konusunda oldukça hassas. Müşterilerine karşı sorumluluk bilinciyle yaşanan gelişmeleri bizlere hemen ve aynen yansıtmaktan çekinmiyorlar.
Durum böyleyken, ister istemez korona hayatımızın merkezine yerleşti ama evlerde hayat devam ediyor. Balkonlardan sohbet ediyoruz birbirimizle.
Benim gibi burada kalan Türk öğrenciler de aynı şekilde hükümetin ve okulun yardımcı oluşu ve daima bizimle iletişimde kalmasından mutlu ve daha rahat. Ülkemizde olmasak da 'evde' gibi hissediyoruz.
Ne olursa olsun 'deki gelişmelerden kopamıyoruz tabii. Asıl odağımız orası. Türkiye'de sosyal medya üzerinden yapılan canlı yayın ve röportajları takip ediyor, Türk psikologların tavsiyelerini okuyup paylaşıyoruz birbirimizle. Bedenimiz burda olsa da aklımız orada hep.
Ben, hep methini duyup izlemeye fırsatım olmayan 'Friends' dizine başladım. (Ben de Nilhan.. Yatmadan önce mutlak yarım saatlik bir bölüm Friends izliyor ve neşeyle uykuya dalıyorum. Hu.)
Rafta okunmayı bekleyen kitapları açıyorum şimdi bir bir.
Hayat her şeye rağmen devam ediyor.
En kısa sürede eski günlerimize sağlıkla dönmemiz dileğimle.
Sevgiler..

*

Tebessüm

Amerikalılar "Birisini eleştirmeden önce onun ayakkabılarını giyin" derler. Onların halk dilinde "Birinin ayakkabısını giymek, kendini onun yerine koymak" demektir. Bugün Tebessüm bir Amerikan şakası da onun için bu açıklamayı önceden yaptım.
Birini eleştirmeden önce onun ayakkabılarıyla bir mil yürümelisiniz. Böylece eleştirirken 1 mil uzakta ve onun ayakkabılarına sahip olursunuz.

*

Sevdiğim Laflar

"Cesaret, korkusuz olmak değil, korkuyu yenmektir."
Nelson Mandela

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA