Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Son zamanlarda istisnasız uyguladığım bir kararım var.. Ipad'im, açtığımda, bana meraklı haberler ve yazılar teklif ediyor ya.. Ben de meraklı adamım ya.. Karantina dolayısıyla evde bol boş vaktim var ya..
Açıp okuyorum.
Kararım onlar üzerine..
Haber kaynağı olarak altında bir gazete adresi olanları asla tıklamıyorum.
En büyüğünden, en küçüğüne hiçbir gazeteyi tıklamıyorum..
Çünkü hepsi "Kandırma" üzerine kurulu.. Hepsinin tek amacı var, "Tık" almak.. Sonra da "En çok tıklandık" diye reklam pazarına çıkmak..
Örnek..
Bir maçı merak edip, izlemek istiyorsunuz..
Hangi kanalda?.
Google'da soruyorsunuz.
Başlık çıkıyor.. "Falanca maç hangi kanalda?." Altında onbinlerce satan spor gazetesinin adresi. Bilmem ne com.tr..
Tıklıyorsunuz.
"Bu gece bilmem ne maçı var.." Sonra "Devam" işareti.
Tıklıyorsunuz. Bir saçma cümle daha.. Devam..
Devam.. Devam.. 42'nci tıktan sonra okuyorsunuz.
"Bu maçı televizyon vermiyor." Böylesi eşek, hatta eşekoğlueşek yerine kona kona ve bu rezil aldatmacaya kimsenin aldırmadığını göre göre, sonunda karar aldım.
Madem bu ülkede, insanların eşek yerine konup aldatılması, hem de "Dördüncü Güç" denen medyanın baş geçim kaynağı, mademki Birinci Güç Yasama, İkinci Güç Yürütme ve Üçüncü Güç Yargı'dan hiçbiri, bu rezil, bu iğrenç, bu aşağılık uygulamayı önlemek için kılını kıpırdatmıyor, mademki hepsi ayni duvara işeyen yazılı ve sözlü medya da birbirini eleştirmiyor, o zaman, kendi ipimi kendim keseceğim ve "Medya adresli" hiçbir şeyi okumayacağım" dedim, kendime..
Ama hafta sonunda bir habere dayanamadım.
Sunumda şöyle diyordu..
"Yasemin Güngör, İstanbul'daki evini kapattı, şehrini ve işini terk edip, karavanda yaşamaya başladı. Nasıl böyle bir karar verdiğini ve karavanda yaşamanın artılarını, eksilerini konuştuk.
İşte her şeyi geride bırakıp, karavanıyla Türkiye'yi gezen doğa aşığı Yasemin Güngör'le Gonca Kocabaş'ın söyleşisi.."
Altında "Milliyet.com.tr" adresi olduğu halde, ilke kararımı bozdum ve tıkladım.. Ve tuzağa düştüm.. Ama bu defa, bu yazıyı size yazabilmek için, o bataklığın sonuna kadar gittim.
Söyleşi aynen şu sistem..
1 resim, altında bir satır. Altında "Devam" yazısı..
Tam 109 resim.. 109 satır ve 109 tık..
Okuma zevki ve keyfi mi, yoksa "Okuma nefreti" mi?. Bir yığın resim de tekrar.. 109 satır için 109 resim yok çünkü..
Şimdi, durmadan "Biz birinciyiz..
Biz en iyiyiz.. Biz haftanın, ayın, yılın kralıyız" diye sallayan internet medyası müdürleri.. Hepinizi itham ediyorum..
Bir tekiniz "Hayır ben böyle yapmıyorum.
Bizim yazılarımızı sadece bir tıkla, aşağı kaydırarak okuyabilirsiniz" diyebilir misiniz?.
Yasama'ya soruyorum. Meclis'te kaç partinin milletvekili var.. Birinizin aklına gelmiyor mu, vatandaşın kandırılması esası üzerine kurulu bu sisteme müdahale etmek?.
Yürütme'ye soruyorum.. İl Emniyet Müdürlüklerinde Siber Suçlar bölümü var. Vatandaşı kandırarak para kazanmak suç değil mi?. 81 ilde bir Emniyet Müdürü çıkmıyor mu, bu suçu takip eden?.
Yargıya soruyorum.. Bu ülkede bir tane savcı yok mu, her gün milyonlarca vatandaşın kandırılması olayına el koyacak?.
Herkese soruyorum..
"Bu ülke vatandaşının sahibi yok mu?.."

***


Barcelona maçı üzerine notlar...

Cuma gecesinden beri herkes Bayern- maçını konuşuyor. Konuşulmayacak gibi değil çünkü.. Futbol tarihine geçen maçı izleyenler kendilerini fevkalade şanslı hissediyorlar..
Ben de onların arasındayım..
Maçı da izledim, ertesi günlerde başta İspanyol ve Almanlar, dünya basınında yankılarını..
Önce İspanyol gazetelerinden iki hoşuma giden başlık..
Birisi..
"Suarez maç boyu 24 kez topla buluştu. 9'unda santra yapmak için.."
Mizah enfes, ama maçı da bir bakıma özetliyor başlık.. O dev santrforu ve ona giden topları Almanlar'ın nasıl durdurduklarını hissediyorsunuz.
İkincisi "Bayern, Barcelona'yı halı saha maçına çevirdi!."
"Alay edercesine ezdi" başka nasıl denir?.
Benim sorum.. Başta Bayern- Barcelona, cuma, cumartesi ve pazar akşamları izlediğimiz Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi maçlarındaki hakemleri gördüler mi, her maçta düdük çalma rekoru kırarak, futbol oynanmasına, oyun kurulmasına imkan tanımayan, futbolumuzun asıl katili olan bizim hakemler?.
, yeni sezon başlamadan önce hakemlerimizi mesela Antalya'da kampa taşır ve bu maçları zorunlu izlemelerini sağlar mı?.
Bizde hatta kart çıkarılan sertliklerde oyunu devam ettirdi hepsi.. "Kasıt" faktörünü sonuna dek zorladılar, düdük çalmadan, oyunu kesmeden, durdurmadan önce. Bu sayede "Futbola izin" verdiler. Biz de futbol izledik.
Avrupa'nın hakemleri futbolun sert ve temaslı oyun olduğunu biliyorlar. Bizimkiler parmak dokunmasına bile faul çalıyorlar..
Neden?. Futbol oynanması, seyirci umurlarında değil. Onların tek düşündüğü, benim vergilerimden kazandıkları paralar. Düdük çalmazsan, yarın başına iş açılabilir. Medya, sosyal medya, gözlemci falan filan..
Ama çalarsan, oyunu öldürsen bile "Hatalı düdük" der geçerler.. Eyyamcı bunu biliyor. Bildiği için de durmadan düdük çalıyor.
İkincisi.. Bu maçlar boyunca kaç kişi yere düştü kıvrandı?.
Adamlar hakemi aldatmaya, oyunu soğutmaya teşebbüs ettiler mi?.
Peki, yere biri düştü diye, hakemler gelişmekte olan akını kesti mi, yoksa pozisyonun bitmesini mi bekledi..
Bizde korner için kafa vurmaya giden stoperler mesela, topu rakip kapıp kontratağa kalktı mı yerlerine dönemiyorlar ya..
Hocalar tembihlemiş. O durumda takımdan biri kendini yere atıp kıvranıyor ki, hakem oyunu durdursun ve gollük atağı kessin.
Bizim hakemler gönüllü zaten.. Zart düdük..
Avrupa'da hakemler böyle yönettikleri için, futbolcu sahtekarlık yapamıyor.
Yaparsa zararlı çıkacağını biliyor.. Bizde kandırma serbest. Yüzünü tut kendini yere at. Hakeme yutturursan, rakip futbolcu kartı görür, kazanırsın. Yutturamazsan cezası yok..
Cezası olmayan suçu da herkes işliyor, durmadan, defalarca..
Manchester- Sevilla maçında, taca çıkan topu rakibe veren hakemi protesto için, tacı atmak için eline aldığı topu hırsla yere vurdu, Manchesterli ve anında sarı kartı gördü. Bizde buna kart çıksa, maçlar, 7'ye 8 falan biter.
Ama hakemlerin o kartı çıkaracakları bilinirse Zekeriya Alp Başkan, bizim maçlar da adam gibi top oynanır.
Bir taç olayı da, Bayern- Barcelona maçında var..
Unutulmaz an, benim için..
Bayern 8.. Barcelona 2.. Hakemin verdiği beş dakika uzatmanın, yani maçın bitmesine 27 saniye kalmış..
Top taca çıktı. Hakem Barcelona'ya verdi. Alman "Bende" diye havaya fırladı..
8-2 galip.. Rakibi elemiş. 27 saniye sonra maç bitecek..
Ama Alman'daki hırsa bak.. Hala 9'un peşinde..
Bizde 1-0 galip duruma geçen, daha 87 dakika varken, oyunu öldürmeye, vakit kazanmaya, hakemi aldatmaya savaşır ve o dakikada oyun planını değiştirip savunmaya geçerken, adam 8-2'de ve 9'un peşinde, hala..
Bayern- Barcelona maçından alınacak en büyük ders budur işte!.
Bu ruh!. Bu hırs!. Bu azim!. Bu inat!.
Var mı, bizim bir, tek bir takımda?

***


İşte Türkiyem bu!..

Beş yıldan beri restore edilen tarihi Sümela Manastırı, Gelibolu Metropoliti Dinidis'in yönettiği ayinle açıldı.
Gökçeada'da anısına düzenlenen ayini Ortodoks dünyasının, eşitler arasında birinci kabul edilen başı, Fener Rum Patriği Bartholomeos yönetti.
Hacı Bektaş Veli, ölümünün 749'uncu yılında düzenlenen törenle anılırken konuşan Kültür Bakanımız "Marifet farklılıklardan bir bütün oluşturmaktır" dedi.
Bunların hepsi Türkiye'de ve ayni günde cereyan etti, Sevgili okurlar..
Peki üçünü birleştirip manşet yapan bir gazete gördünüz, ya da anahaber yapan bir TV izlediniz mi?.
Sünni Türkiye'de bir Şii büyüğü, müthiş bir törenle anılıyor ve dünyada "Ayasofya" kıyameti koparılırken, Sümela, ayinle açılıyor.. Ve hem de Gökçeada'da bir ayini Fener Patriği yönetiyor..
Bir ülkede inanç özgürlüğü ve inançlara saygı, bu değilse nedir?.
Tam bu satırları yazarken, önüme düşen habere de bakar mısınız?.
"İstanbul Büyükşehir Belediyesi İnanç Masası'nın değerli temsilcilerini ofisimizde konuk ettik. Kültürlerin ve inançların başkenti İstanbul'un inanç özgürlüğü, azınlık sorunları üzerine fikir alışverişinde bulunduk. Sesimize kulak verdikleri için teşekkür ederiz. Ateizm Derneği"
Haftaya mutlu başladım, Sevgili Okurlar!.

***


6 aya açılıyor!.

Can Ataklı Korkusuz'da yazmış, ben de ondan nakledip sormuştum..
"İnşaatı 2 sene evvel biten Seyrantepe Etfal Hastanesi niçin açılmıyor" diye..
'ndan imzasız bir mail geldi. İmzasız yazıları sevmem.
Fazla da itibar etmem. Bu yüzden 2 satırla ifade edeyim.
Aslında inşaat bitmemiş.
Müteahhidle sorunlar yüzünden gecikmiş. Hala devam ediyormuş.
Önümüzdeki 6 ay içinde tamamlanıp, TOKİ tarafından Bakanlık'a teslimi ve hizmete açılması bekleniyormuş..
Ben Can'ı izlemeye devam edeceğim..

***


"En büyük aşkım!.."

Sabah haberini okudum.. Sinan Akçıl, yeni sevgilisi için bir şarkı yazmış ve bestelemiş. Sibel Can da okumuş. Sinan'ın eski sevgilisi o da şarkıcı Hadise dinlemiş şarkıyı ve çok beğendiğini açıklamış sosyal medyada..
Günaydın ekimizdeki Gökhan Uç kardeşimin haberi çok hoşuma gitti.
Yeni sevgiliye yazılan şarkıyı eski sevgilinin beğenmesi ender rastlanır güzel bir olay..
Az sonra Ercan geldi. Gazeteye uğrayıp, bana bırakılanları almış.
Aaa!. Sibel'in CD'si..
Açtım içinde bir kart.. El yazısı ile satırlar..
"Sevgili Hıncal Uluç, Hayat denen mucizenin nefesi, sesi şarkılar..
Dilerim her dinlediğinde 'Hayat'ına hep güzellikler katsın.
Sibel Can" Ama imza dahil hepsi baskı.
Sadece "Hıncal Uluç" ıslak imza..
Yani kart basılmış, isim yeri açık kalmış sadece. Yani o satırlar özel değil, genel.. Bir nevi kandırmaca..
Şarkıyı dinledim.. Sevmedim. En acılısından arabesk.. Ben o türü sevmem..
Yakın dostum, bir klasik müzik dehası Saim Akçıl'ın oğlunun, böylesine ticari bir şarkı yapmış olmasına da kendi hesabıma üzüldüm..
Ben şık bir pop şarkısı umut etmiştim çünkü.. Ama Sinan amacına ulaşmış. Hem eski, hem yeni sevgilileri şarkıyı beğenmiş bir.. YouTube'a baktım. Dinleyen sayısı şimdiden yarım milyonu geçmiş..

***


TEBESSÜM
Milyarderin şımarık oğlu, kaprisleriyle yattığı hastanede tüm doktor ve hemşireleri canlarından bezdirmişti. Artık kimse odasına bile girmek istemiyordu. Bir sabah, baş hemşire "Onu bana bırakın" dedi.. Şımarık delikanlının başucuna geldi. "Ateşinizi alacağım" dedi. Ağzını açtı genç..
"Hayır" dedi hemşire.. "Bu termometre rektal.."
Delikanlı bir küfretti. Sonra yüzükoyun yattı. Kilotunu indirdi. Hemşirenin termometreyi soktuğunu hissetti. Sonra sesini duydu..
"Odamdan bir şey alıp geleceğim. Ben gelene dek sakın kıpırdamayın." Odanın kapısının açıldığını duydu.. Açık kapının önünden gelip geçenlerin güldüğünü duydukça küfretti. Yarım saat kadar sonra doktor, günlük vizite için kontrole gelince "Ne oluyor burda" diye bağırdı.
Delikanlı gene bir küfür salladı ve "Ne biçim doktorsun" dedi, "Daha önce ateş alındığını görmedin mi hiç?."
Doktor engelleyemediği gülmesi arasında cevap verdi..
"Gördüm gördüm de, karanfille alınanı, hayatımda ilk.."


SEVDİĞİM LAFLAR
"Eğer Karadeniz kızına kafa tutayisan, ya çok yağlu yidun dilun kayayi, ya da mermidan daha hızlı koşayisun!." Karadeniz Atasözü (Eyüp Karadayı'dan.)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA