- Türkiye'nin uluslararası alanda başarılı olmuş ender oyuncuları arasındasınız. Bu başarının arkasında ne var? - Ben eğer Umut'ta ve Sürü'de oynamasaydım uluslararası arenaya çıkmayacaktım. Umut ve Sürü bana iki kanat oldu ve ben de uçtum. Peter Brook Sürü'yü görünce beni aradı ve Mahabaratta'da oynamamı istedi. Yine Berlin Film Festivali'nde en iyi erkek oyuncu seçilip Gümüş Ayı aldığım Kuzuların Gülümseyişi filminin yönetmeni Shimon Dotan da Sürü'yü görüp çağırdı beni. Hatta İsrail'e çağrılınca önce gitmek istemedim, 'Filistin yanlısı bir adamım, ne işim var İsraillilerle,' dedim. Sonra baktım İsrailliler ama teklif ettikleri filmler İsrail'i eleştiriyor, kabul ettim. Çok da tiyatro yaptım. İngilizce, Almanca, İsveççe, İtalyanca, Arapça, Fransızca oynadım. Arapça oynuyorum beni Arap sanıyorlar, İtalyanca oynuyorum İtalyan zannediyorlar. Oysa sadece İngilizce biliyorum. Çok çalıştım. - Türkiye'de yaşamaktan memnun musunuz? - Peter Brook'la çalıştığım Mahabaratta sayesinde Güney Amerika hariç dünyanın her yerini gezdim. Amsterdam, Stockholm, Lozan, Berlin, Zürih'te sinema ve tiyatro yaparak, alnımın teriyle yaşadım. Bütün bunların sonucunda şunu diyebilirim: Türkiye çok güzel bir ülke. Şimdi büyükşehirlere paran kadar konuş tavrı hâkim olsa da Anadolu'da o sıcak insan ilişkilerine rastlıyorum. Mesela Batı, o sıcaklığı kaybetti. Onlar Siyah Beyaz filminde anlattığımız yalnızlığa çoktan girmişler.