Bodrum'daki ikinci haftamız bitmek üzere, benim pilim de! Ama kızım Ayşekiraz hiç yorulmak bilmiyor, aksine güneş ve deniz onu daha da enerjiyle dolduruyor. Burada tam bir afacan oldu, denizden çıkmak bilmiyor, çıkarınca da kovayla üzerine su dökülsün istiyor... İlk günden arkadaş da edindi, çocuklarla oynamaya bayılıyor. Dört yaşındaki Mert ona hem ağabeylik hem de arkadaşlık ediyor, bizimki de pek mutlu... Bu kadar küçük çocuğunuz varsa, annelerin ortak konusu da yalnızca çocuklar oluyor; sizinki ne yedi, bizimki nasıl yürüdü falan diye. Mert Ayşekiraz'la oynarken biz de annesiyle lafladık biraz ve aslında ne kadar şanslı bir anne olduğumu hatırladım. Mert, süt ve süt ürünlerine alerjisi olan bir çocukmuş. Dört buçuk aylıkken aldığı ilk mamadan sonra yüzü, gözleri, kulakları her tarafı şişmiş, "Yusyuvarlak bir top gibiydi," diyor annesi. Doktorda anlaşılmış ki mamanın içeriğindeki süt bileşenleri onu bu hale getirmiş. Kazara birkaç yudum süt içse ya da yoğurt yese, daha da beter olacak! Çünkü iç organlarda da oluşan bu şişlik, nefes almasını engelleyip boğulmasına da neden olabiliyor... Mert'in süte alerjisi ileri derecede. Üç yaşında geçme ihtimali varmış ama onunki geçmemiş, şimdi sekiz yaşını doldurmasını bekliyorlar. Bu yaştan sonra hala bu alerjiyi taşıyan hasta oranı yüzde 10 ama atlatamazsa ömür boyu süt içeren her şeyden uzak kalmak zorunda. Ama beni en çok bu küçücük yaşında birçok şeyden mahrum olması üzdü. Ne dondurma yiyebiliyor, ne bisküvi, ne kek, ne sütlü herhangi bir tatlı... Bırakın onları, tereyağı veya margarin var diye pizza veya pide bile yiyemiyor bir restoranda. "E peki ne yapıyorsunuz, ne yiyerek yaşıyor bu çocuk?" diye sorduğumda, "Keçi sütü," dedi annesi, "Keçi sütü hayat kurtarıyor, tabii olabildiğince..." Meğer bir tek keçi sütü dokunmuyormuş. Keçi sütünün anne sütüne en yakın süt olduğunu biliyordum gerçi ama... Pastörize keçi sütü getirtiyorlarmış İzmirli bir üreticiden. Bodrum'a geldiklerinde de Güvercilik yakınlarındaki Meşelik Köyü'nden alıyormuş sağılmış keçi sütünü. Bu sütle evde yoğurt, kek, poğaça, hatta dondurma bile yapıyormuş oğluna ve daha yapılabilecek ne varsa... "Bizim için de çok zor oluyor, insanın boğazından lokma geçmiyor o yiyemeyince. İnanın çoğu kez gözlerim doluyor, ağladığım çok oluyordu eskiden ama artık alıştım sayılır," diyor Mert'in annesi. Gıda mühendisi olan anne, geçtiğimiz aralık ayında ise dayanamayıp çocuğu için işini bırakmış. Yuvaya verememişler çünkü Mert'i, kimse sorumluluk almak istememiş. "Bu kadar özel bir diyet uygulamak zorunda olduğumuzdan yuvalar da 'Bunlar nihayetinde çocuk, biri oğlunuza bir yiyecek verir ya da herkes yiyince onun da canı çekip yer, bunu kontrol etmemiz çok zor,' dedi. Hastalığın da şakası yok, onlar da kendilerine göre haklılar tabii," diyor annesi. Sokakta gördüğümüz koşup oynayan, gülüp etrafına neşe saçan o güzelim çocuklar var ya, bakın işte ne zahmetlerle büyüyor. O yüzden artık Ayşekiraz'ın beni yormasına ses çıkarmıyorum, sağlıklı olması her şeyden önemli çünkü. Mert ve onunla aynı kaderi paylaşan tüm çocuklara da acil şifalar diliyorum. Beslenme açısından önemi bir tarafa, her çocuk dilediği şeyi yiyip içmeyi hak ediyor çünkü, hem de doya doya!