
Son 15 yılımız Galatasaray'ın stadyum projesini konuşarak geçti. Önce, mevcut Ali Sami Yen Stadı'nın bölüm bölüm yıkılıp yapılması tartışıldı, sonra bir Kanada firmasına, sırf proje çizsinler diye 10 milyon dolar verildiği söylentileri çıktı, ardından bir Olimpiyat Stadı felaketi yaşandı. İş, en sonunda geldi, Ali Sami Yen'in üst kullanım hakkı karşılığında Seyrantepe Spor Kompleksi'nin inşa edilmesine dayandı. 'Yetişir, yetişmez' derken de stadyum, cumartesi günü kullanıma açıldı. Üç gündür de açılış töreninde yaşananları konuşuyoruz. Ben, Başbakan'ın spora bakış açısını ve spor projelerine verdiği desteği takdir ediyorum. Eğer son 10 sene içinde ülke olarak önemli organizasyonlara ev sahipliği yapabiliyorsak, bunda kendisinin spor sevgisinin önemli bir payı olduğunu düşünüyorum. Ev sahipliğini kıl payı Fransa'ya kaptırdığımız Euro 2016 sürecinde, devletin bizzat taahhüt etikleri bile, spora bakışa iyi bir örnektir.
PROTESTO HAKKI
Peki, tüm bunların ışığında, cumartesi gecesi Türk Telekom Arena'da yaşananları nasıl değerlendirmek gerekiyor? Ben, şiddete bulaşılmadığı sürece, her türlü protesto hakkının kullanılabileceğini düşünenlerdenim. Sesli protesto; protestonun en medeni şekillerinden biridir ve sırf bunu yaptıkları için kimse suçlu ilan edilemez. Böyle mutlu bir günde, bu tip bir protestonun yapılması doğru mudur; orası sonuna kadar tartışılır. Türk spor tarihine geçecek bir gecenin başlığının, Başbakan'a yapıldığı düşünülen bir protestoyla atılmasını yanlış bulurum. Sonuç olarak Başbakan bu projenin her safhasında elini taşın altına koymuştur. O gece de, emek verdiği bir projenin açılışında bulunmak için yerini almıştır. Bu bile kendisinin protesto edilmemesi için yeterli sebeptir. Ama zaten o gece protesto edilen başbakan değildir. O ıslıkların hedefinde bir kişi vardır; Adnan Polat. Fitili ateşleyen ise TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar'ın konuşmasıdır. 52 bin kişinin toplandığı bir şölende (Bu haliyle adına şölen denilirse), en son ihtiyaç duyulan şey, konuşmadır. Hiç kimse, o anda eline mikrofon alıp uzun uzun konuşan birini dinlemek istemez; ışık, ses ve görüntü şovlarının tadını çıkarmak ister. Bu çok bilinen bir topluluk psikolojisidir. "TOKİ ile Galatasaray Spor Kulübü ele ele vermiş ve ülkemize böyle bir tesis kazandırmıştır. Hayırlı uğurlu olsun" diyerek kürsüden inmesi gereken Erdoğan Bayraktar; konuşması sırasında ne Galatasaray'ın basiretsizliğini bıraktı, ne de merhum başkan Özhan Canaydın'ın, makamına geldiğindeki mahçup tavrını.
TALİHSİZ CÜMLELER
Fitili ateşleyen ise, "Ali Sami Yen'deki kiracılık yükümlülüklerini bile yerine getiremeyen Galatasaray yönetimi… " cümlesi oldu. Müthiş bir tepki başladı, sonrasında yaşananları hepimiz biliyoruz. O gecenin birinci yanlışı; Erdoğan Bayraktar'ın, gereksiz detaylarla süslenmiş konuşmasıdır. Herkes iyi biliyor ki tepkilerin asıl hedefi Adnan Polat'tır. Kulübe yaşattığı başarısızlıklar zaten ortada. Ama Galatasaray camiasını asıl sinirlendiren, bütün başarısızlıklarının faturasını kendisi ve Adnan Sezgin haricinde herkese çıkarıyor olmasıdır. Yani, git gide Aziz Yıldırım'laşıyor olmasıdır… Skibbe yanlış seçimdir, Bülent yanlış seçimdir, Rijkaard yanlış seçimdir… Ama tüm bunları seçen Adnan Polat ve Adnan Sezgin doğru seçimdir… Adnan Polat'ın Galatasaray'daki işi bitmiştir. Bundan sonrası dikiş tutmaz. Maçtan sonra yaptığı, "Protesto edenleri, kameralardan tespit ettireceğiz ve kendilerini stadyuma almayacağız" açıklaması ise tam bir skandaldır. Buradan Adnan Polat'a soruyorum; şiddete bulaşmamış, sadece ıslıkla protesto etmiş birini hangi hakla stada sokmayacaksınız? Ne şekilde protesto edilebileceğinize siz kendiniz mi karar veriyorsunuz? Olur da Avrupa standartlarındaki yeni stadyumunuzda, takımın performansını protesto etmek için beyaz mendil sallayanlar olursa, onları da mı kapının önüne koyacaksınız? "O protestoları yapan 300-500 kişidir; onlar da gerçek Galatasaraylı değildir!" dediniz. Gerçek Galatasaraylılık nedir? Ben çok öğrenmek isterim. Mesela, planlaması aylar öncesinde yapılan bir açılışın davetiyesine Ali Sami Yen'in adını yazmayı unutmak mıdır? Yoksa futbol takımını, teknik direktör olarak herhangi bir başarı elde edemeyeceği açık olan Hagi'ye emanet edip kendini 'futbol efsanesi'nin koruyucu kalkanına almak mıdır?
ASIL TEPKİ POLAT'A
Cumartesi gecesi gösterilen tepki sizedir; bunu anlamamış gibi yapmayın. Siz de biliyorsunuz ki, bahsettiğiniz o 200 kamera görüntüsünden hiçbir şey çıkmayacak. Siz de sadece günü kurtarmış gibi görüneceksiniz. Hiç kimseyi de sadece ıslıkladı diye o stada girmekten mahrum edemeyeceksiniz. Burası muz cumhuriyeti değil; teşebbüs ederseniz de giderler mahkemeye, çatır çatır girerler maçlara. Keşke bugüne kadar statları savaş alanına çeviren, kendi kaptanına küfreden, insanların parayla satın aldığı koltuklarına oturmalarını engelleyen gerçek futbol teröristlerine çevirseydiniz o kameraları. O görüntüleri hassasiyetle izleseydiniz, spora gerçekten bir katkı yapsaydınız… Ben bir Galatasaray taraftarıyım. Sayın Başbakan'ın, büyük emek verdiği bir projenin açılış gecesinde böyle bir ortamla karşılaşmasından fevkalade üzgünüm. Kendisi bu ülkede sporun gelişmesi için özveriyle çalışmaktadır ve böyle bir protesto ortamında bulunmayı hak etmemiştir. Ama bilmelidir ki tepkiler aslında kendisine değildir; mikrofonun ve Galatasaray başkanlığının şehvetine kapılmış olanlaradır o tepki. Yine de ben bir Galatasaray taraftarı olarak, bu projedeki emeği için kendisine teşekkür ederim...