Bu Kasım var ya bu Kasım... Her yıl geldiği gün itibarıyla bizimle dalgasını geçmeye başlar. Kötü kalpli bir aydır kendisi... 12 ayın en sevimsizi... Hani kusura bakılmasın ama ben bu ayda doğan Akrep insanlarına da çok mesafeliyimdir. "Sevmem" diyeceğim ayıp olacak. Ama "Akrep'lerle arkadaşlık etmemeyi tercih ederim" diyeyim, en kibarı... Frekanslarım pek tutmaz. Tıpkı bu Kasım ayıyla tutmadığı gibi. Hani bir gün aşkımdan ölsem ve o adam da bana ille de "Kasım'da evlenelim" diye tuttursa, ölene kadar elime erkek eli değmeyeceğini bilsem de evlenmem. Çocuğum Kasım'da doğacak olursa insanlık suçu işlerim, erken doğuma girerim, yine de o ayda doğurmam. O derece bir Kasım fobim vardır benim.
DOKTORA GİDECEĞİM
Ama haksız da değilim. Bizim ailenin bütün ölümleri ve önemli hastalık haberleri hep Kasım'da gerçekleşir. Kasım ayı benim için hastane ayıdır. Size yemin ederim az önce ne yazsam diye ekranda gazeteleri okurken, birden elim koltuk altıma gitti. Kaşındı mı ne olduysa... Elime fındık boyutunda sepsert bir yumru geldi. Şimdi yazımı bitireyim, hemen doktora gideceğim. Canımı sıkacak bir sonuç çıkarsa da hiç şaşırmayacağım. Ben bu 11'inci ayı uyuyarak geçirmek istiyorum artık. Yılı 12 ay değil, 11 ay yaşamaya razıyım. Geçen gün ayın 1'i, daha 'Bismillah' dedik, olaylar art arda gelmeye başladı. Benim ev tadilatta ya, Alaçatı'da bir arkadaşlarımın evine geçici sığınma hakkı talebinde bulundum. Onlar şu anda İstanbul'da, ben onların yazlığındayım Bu aralar inşaat işlerine çok koşuşturduğum için biraz kolumu bacağımı yıldız kurabiye gibi açıp dinleneyim, keyif yapayım dedim. Çünkü ev gerçekten tam keyiflik. Ama nerdeee! Benim geliş şerefime daha ilk gün şömineden fare çıktı. Manyak kedim Cacık hanım, hayatında ilk kez karşılaştığı bu oyuncak karşısında çok heyecanlandı. Evde yaşanan Tom ve Jerry'nin canlı performansı ise beni adeta büyüledi! Korkumdan yattığım koltukta betona kestim. İnsan yatarken çığlık atınca sesi de bir garip çıkıyormuş, onu anladım. Ben bağırdım, Cacık kovaladı, ilk raundu Jerry kazandı, geldiği gibi şömine içinde kayboldu gitti. Hemen telefona sarıldım, kemirgen kovalama işi yapan birilerini buldum. Eve bir cihaz taktılar, her tür kemirgen artık bu eve giremeyecek(miş). Biraz içim rahatladı; "Stres atayım, bir duş alayım" dedim, banyonun ışığı çat dedi kafamda patladı. Saçlarımın içinden cam kırıkları ayıkladım. Ardından "Çamaşır makinesini çalıştırayım" dedim; artezyen suyu, kumları da beraberinde taşıdığı için makine tıkanmış. Servisi aradım, su ventili değişti.
SİNİRDEN AĞLAYACAĞIM
Sinirimden oturup ağlayayım dedim ama ne mümkün... En yakın kız arkadaşım aradı, babasına zatürre teşhisi konmuş. Tam ben "Aaa!" derken, adamcağızın hastane dönüşü kaza yaptığını öğrendim. Bir koşu yanlarına gittim. Çekiciler, kaza raporları falan filan. Ne o? Okurken yoruldunuz mu? Bir de beni düşünün. Şimdi bana söyleyin ben bu Kasım'ı nasıl seveyim? Her yıl aynı cenabetlik... Hadi lafı fazla uzatmayalım, daha doktora gideceğim. Öğrenelim bakalım şu koltuk altımdaki 'fındık'ın sebebini... Sonra da ayı kardeşlerimle bir aylık kış uykusuna yatmak istiyorum. Ya da '7 Uyuyanlar'ın sekizincisi olmak... Bakalım!