
Eskiden Eurovision'a kiminle katılacağımız, o belli olduktan sonra da alacağımız muhtemel derece dert olurdu. Ben artık bu gibi stresleri yaşamıyorum, herkese de yaşamamasını tavsiye ediyorum. Başlık biraz anlamsız mı geldi? Haklısınız. Müsaade edin, şifresini beraber çözelim. Biz, sonuç odaklı bir milletizdir. Bu güne kadar, Eurovision tartışmalarımızın çoğu da, sonuç üzerinden olmuştur. Hatırlayın Semiha Yankı'yı, Ajda Pekkan'ı, Çetin Alp'i… Bana göre Eurovision, tek gecelik bir eğlencedir. Televizyonların akşam kuşakları, ne olduğu belirsiz programlarla dolmuşken, 30'a yakın ülkenin temsilcilerinin parçalarını seslendirdiği, sahne şovları yaptığı bir yayın benim her zaman ilgilimi çeker. Hiç merak etmeyin; en kötü Eurovision bile, Türk televizyonlarının, ortalama öğleden sonra kuşağı kadar zarar veremez bünyeye; o yüzden iyisi mi, izleyin, izletin!
TRT DOĞRUSUNU YAPIYOR
Tartışmalar bu kadar sonuç odaklı olunca da TRT, bence en doğru kararı vererek, yarışmaya, ülkenin önemli isimlerini göndermeye başladı. Şimdi kimse, ısmarlama şarkılar dolayısıyla amatör müzisyenlerin önünün kapandığından bahsetmesin. Eurovision'un amatör müzisyenler tarafından bir 'yırtma' vesilesi olarak görüldüğü dönemler çok gerilerde kaldı. İnternet çağında artık isteyen herkes, istediği dakikada milyonlarca kişiye ulaşabiliyor. Örneğin, Myspace, Facebook veya Twitter'dan yapılan bir duyuru, aynı anda milyonlarca kişinin dikkatini çekebiliyor. Dünya çapındaki sanatçılar bile yeni albümlerinin tanıtımlarını, bu sosyal platformlar üzerinden yapıyor. Bu yüzden de, Eurovision'a gidecek ismin, TRT tarafından belirlenmesi de haksız bir rekabet yaratmıyor. Tarkan fenomenini bir kenara bırakırsak, son dönemlerde seçilen isimlerin de gayet başarılı sonuçlar aldığı ortada… 2010, Manga, ikincilik… 2009, Hadise, dördüncülük… 2008, Mor ve Ötesi, yedincilik… 2007, Kenan Doğulu, dördüncülük… Bu sene de Eurovision görevi Yüksek Sadakat'a verildi. Parça geçen hafta görücüye çıktı. Tartışmalar muhtelif; beğenen de var beğenmeyen de… Ben beğenenler tarafındayım. Parçanın intro'sunun biraz daha uzun olmasını, vokalin, dinleyici bir parça daha ritme alıştıktan sonra girmesini tercih ederdim. Ama bunlar ufak detaylar. Yarışma gününe kadar rötuşların da yapılacağından ve parçanın daha da güzelleşeceğinden eminim. Yüksek Sadakat de yukarıda saydığım diğer isimler gibi hem müzikalite hem de sahne deneyimi olarak Eurovision'a katılan rakiplerinin ilerisinde. Bu yüzden, şartlar ne olursa olsun; ilk beşin içinde yer alacaktır.
SONUÇ DEĞİŞMEZ
Başlıkta dedim ya; İstanbul Büyükşehir Belediye, futbol ligimiz için neyse, biz de Eurovision için oyuz. Birincilik alamayız belki ama artık kimi gönderirsek gönderelim ilk beşin dışında kalmayız. Bizi, destekleyecek büyük bir taraftar kitlemiz (Bülend Özveren'in deyimiyle 'komşuya giden' puanlar) olmaz belki ama her sene belli bir seviyeyi tuttururuz. Avrupa'nın birçok ortak organizasyonunda varlığımız tartışılsa da biz Eurovision'un rengiyiz. Bu sene de sonuç değişmez; Yüksek Sadakat gider, alışık olduğumuz performansı sergiler gelir…