Cilalı İbo' karakteriyle hafızlara kazınan merhum tiyatrocu Feridun Karakaya'nın oğlu Cem Karakaya; 'Karayip Korsanları' filminde oynamayı kıl payı kaçırdığını açıkladı. 2006'da, Amerikan-Türk ortak yapımı 'The Net 2.0' adlı filmde oynadığını hatırlatan Karakaya, o dönem yaşananları şöyle anlattı: "Prodüktörün desteğiyle 'Karayip Korsanları'nın Los Angeles'taki seçmelerine katıldım. Elemeleri iki kez geçtim ama haber gelmesi gecikince Türkiye'ye döndüm. İstanbul'a döndükten sonra da filme kabul edildiğim haberini aldım."
BEN BİR KOMEDİ MANYAĞIYIM
"İçki sofrasından uzak durduğum için şöhret bana uzak kaldı" diyen Cem Karakaya, şu sıralar 'Onlar Ermiş Muradına' isimli komedide oynuyor. 'Lüküs Hayat'ta da rol alan Karakaya ile babasını ve sanat serüvenini konuştuk.
Tiyatroda komedi oynamayı özellikle mi tercih ediyorsunuz?
Ben komedi içinde büyüdüm, komedi manyağıyım. Ciddi rollerde de oynadım ve izleyenler bana yakıştırdı ama ben komedi hastasıyım. Komedi daha zordur aslında. İnsanları her zaman her koşulda ağlatabilirsiniz ama her koşulda güldüremezsiniz.
Sadri Alışık ve Kemal Sunal'ın oğulları tanınıyor ama Feridun Karakaya'nın oğlu olarak siz pek fazla bilinmiyorsunuz... Şöhret niye size uzak kaldı?
Şöhret bana biraz uzak kaldı çünkü benim gece hayatım yok.
Tek sebep gece hayatı mı?
Değil ama genelde bizim işler böyle yerlerde bağlanıyor. İçki masasında bitiyor her şey ama ben içki de içmem. Öyle yerlere gidip, meşhurların yanında durduğunuz zaman resimleriniz çekiliyor, gündeme geliyorsunuz. Aslında benim şöhret olmak gibi bir sıkıntım yok. Derdim; istediğim işleri yapabilmek. Oyunculuğumla ilgili sıkıntım yok ama bu biraz da şansla ilgili. İyi bir oyuncu olduğumu biliyorum çünkü ben Amerika'da 'Karayip Korsanları' filminin seçmelerine girdim ve kazandım. Bu konuda mütevazı değilim.
Peki 'Karayip Korsanları'nın seçmelerini kazandığınız halde neden filmde rol almadınız?
Daha öncesinde, Amerikan-Türk ortak yapımı 'The Net 2.0' diye bir filmde rol almıştım. O filmin yapımcısı Rob Cowan bana "Los Angeles'a gel, çok iş yaparsın" dedi. 2006 yazında gittim... Meltem Cumbul da oradaydı ve bana çok yardım etti. Orada haftalık olarak film seçmelerinin yer aldığı broşür çıkar. Onların içinden beğendiklerine CV yollarsın. Ben de 'Karayip Korsanları'na başvurdum. Görüşmeye çağırdılar, resmimi çekip gönderdiler. "200 milyon dolarlık filmin seçmeleri bu muymuş?" diye şaşırdım.
Herhangi bir açıklama yapılmadı mı?
"Ne zaman haber verirsiniz?" dedim, "1-2 ay sonra" dediler. Ertesi gün de ikinci görüşmeye çağırdılar. Bu kez benimle cast direktörü konuştu. Üstümü çıkarttırdı, vücuduma baktı. "Bakış yap, mimik yap" dedi, bir yandan da resimler çekti. Ertesi gün tekrar aradılar ve Disney Stüdyoları'nda yönetmen yardımcısıyla görüştüm. Siyahi iri yarı bir adam bana talimatlar verdi sonra yönetmen yardımcısına götürdü. Adam "Ben şimdi Johnny Deep'im; bana karşılık ver" diyerek kameraya çekti. Yaptım bir şeyler ve "Ne zaman haber verirsiniz?" dedim. Yine "1-2 ay sonra" dediler. Üstünden iki hafta geçti, arayan soran yok! Umutsuzluğa kapıldım. Ümidimi kesince de İstanbul'a döndüm.
ÜZÜNTÜDEN UYUYAMADIM
Dönmeden haber verseydiniz keşke...
Aradım ama ulaşamadım. İstanbul'a gelince hemen oyun provasına başladım. Hiç unutmam; 1 Eylül'de telesekreterimde cast direktörünün sesini duydum. "Cem rolü aldın, neredesin? Hemen beni ara" diye not bırakmış. Rol de diyaloglu bir rol, figüranlık değil... Hemen aradım, "Türkiye'deyim" dedim. "Bana haber vermeden nasıl gidersin?" diye bağırdı ve "Hemen gelip sözleşme imzalaman gerekiyor" dedi. "İlk uçakla geleyim" dedim ama "Yarın Karayipler'e gidiyorlar" diyerek kabul etmedi.
Faks falan çekseydiniz...
Bizdeki gibi değil orada işler. Çok profesyonel yürüyor. Orada oyuncunun hakları çok fazla... Oynadığın filmden aldığın para dışında her kalemden yüzde alma hakkın var. O yüzden faksla olacak iş değil. Sözleşmeyi o gün, Karayipler'e uçmadan önce imzalamam gerekiyordu.
Çok üzüldünüz mü peki?
Kahroldum, üzüntüden haftalarca uyuyamadım. Bu olay benim hayatımın dönüm noktasıdır. Sonradan çok pişman oldum. Babamın da var böyle bir hikayesi... O da Hollywood'un köşesinden dönmüş. Demek ki bu durum bizde genetik...
Babanız da aynı talihsizliği mi yaşamıştı?
Babam, Osman Seden'le Amerika'ya gidip, 'Cilalı İbo Teksas'ta filmini çekmiş. Orada bir menajer babamı çok beğenmiş, "Seninle anlaşıp film serisi yapmak istiyoruz" demiş. Babam kabul ediyor ama sözleşmede menajer komisyonunun yüzde 20 olduğunu görünce, "Yüzde 5'ten fazla vermem" diye inat ediyor... Adamlarla anlaşamadığı için proje gerçekleşmiyor... Babam o gün sözleşmeye imza atsaydı, bugün bir dünya starıydı!
BABAM CEM YILMAZ ESPRİLERİNE GÜLMEZDİ
'Cilalı İbo', 'Turist Ömer', 'İnek Şaban' gibi karakterleri neden artık göremiyoruz?
Devir değiştikçe insanların komedi anlayışı da değişiyor. Eski samimiyet yok artık. Tip çıkarmak kolay değil. Sadece bizim sinemamızda değil Holywood'da da yok. Onu yaratacak adam lazım. Şartlar da çok değişti. Mesela babam Cem Yılmaz'a hiç gülmezdi. Birlikte standup şovuna giderdik, ben çok gülerdim ama babam gülmezdi. "Bu komik mi şimdi?" derdi. Onun espri anlayışı farklıydı; Kemal Sunal'a çok gülerdi. Babam normal hayatta çok küfreden bir adamdı ama ne filmlerinde ne tiyatro oyunlarında küfre yer vermedi. Ucuz komediyi asla sevmezdi. Küfürden komedi yapılmasına şiddetle karşı çıkardı. Söylediği en büyük küfür onun meşhur lafı 'sinek oğlu sinek'tir.
Sinemada veya tiyatroda küfre siz nasıl bakıyorsunuz?
Yetersizlik olarak görüyorum. Bu, işin çok kolay yoludur. Senaryonun iyi yazılmadığının göstergesidir. Küfür edilecekse yeri geldiğinde edilir ama bütün film bununla gitmez.
ŞEHİR TİYATROLARI'NA 55 YILIMI VERECEĞİM
Beykoz'da Feridun Karakaya Kültür Merkezi vardı ama sonra adını değiştirdiler. Bu sizi üzdü mü?
Tabii ki üzdü. Belediye başkanı değişince adını değiştirdiler. "Feridun Karakaya Beykozlu olmadığı için kültür merkezinin adını 'Ahmet Mithat Efendi' diye değiştirdik" dediler. Bunun çok saçma bir şey olduğunu anlatmaya çalıştık ve uzun zaman sonra kültür merkezi içinde 'Feridun Karakaya Sahnesi' açıp, gönlümüzü aldılar.
Feridun Karakaya Tiyatrosu açmak gibi bir düşünceniz var mı?
Karakaya soyadını taşımak insana büyük bir sorumluluk yüklüyor. Babam, Şehir Tiyatroları'na 55 senesini verdi, ben de 55 senemi vermek istiyorum ve buradan ayrılmayı düşünmüyorum. İleride param olursa, Şişli'de böyle bir yer açılsın isterim. Babamın bir Anadol otomobili vardı; rahmetli Vehbi Koç hediye etmişti. Herkes o Anadol'u bilirdi. O arabanın sergilenmesini isterdim çünkü o bir simgeydi. Ama Türkiye'de sanata ve sanatçıya önem verildiğine inanmıyorum.
Yeni projeleriniz neler?
Önümüzdeki günlerde bir çocuk tiyatrosu sahneye koyacağım. Şehir Tiyatroları'nda gösterilecek 'Fareli Köyün Kavalcısı' oyununu sahneleyeceğiz. Çocuklara tiyatro sevgisi aşılamak istiyorum. Onları bilgisayar ve çizgi filmlerin sanallığından kurtarmak, tiyatroyu sevdirmek istiyorum.