Bir erkek düşmanı oldum çıktım! Sevmiyorum o koca kafaları... Canım, insan değil; kedi olanlarını.
Haklarını sonuna kadar korurum ama kardeşim zorla mı, sevmiyorum işte, sev-mi-yorum.
Tanıdığımız her insanı nasıl sevmek zorunda değiliz ya; bu da öyle bir şey işte...
İş yerinizde görmeye bile tahammül edemediğiniz birileri vardır ya... Hatta bir tanesi şu anda, hemen yan masanızda, klavye tıkırdatıyor hani...
İşte, o kişiyi kanınız almıyor diye, nasıl yanınızdan her geçtiğinde ensesine bir şaplak indirmiyorsanız, benimki de o hesap.
Zarar vermiyorum ama mümkün olan en yumuşak yollarla kendime ve evime yaklaştırmamaya çalışıyorum.
TİPLERİ BİLE FAUL
Zaten dişi kedi ve erkek kedi; sanki başka başka hayvan ırkları.
Görüntüleri, bakışları, davranışları; siyahla beyaz kadar farklı.
Eskiden kediler benim için iri kedi-minyon kedi diye ayrılırdı.
Şimdi artık biliyorum ki; o dana kadar olanlar, erkekmiş. Dişiler, hep zayıf, hep pıtırcık.
Sonra erkeklerin kafaları lenger gibi... Bir de önüne kuru mamayı koy; öküz gibi, salyalarını akıta akıta, mamayı tastan taşıra taşıra yiyorlar.
Dişiyi gör bir de... Sanırsın; açık hava sinemasında, kibar kibar çekirdek çıtlatıyor.
HİÇ ACIMALARI YOK!
Erkeklerin suratları; birbirleriyle giriştikleri dişi, yiyecek ve bölge kapma kavgasından faça içinde.
Birbirlerine hiç acımaları yok!
Gözlerini oyuyorlar, kuyruklarını koparıyorlar, kulaklarını kemiriyorlar. Siz 'Kötü Kedi Şerafettin'i, Bülent Üstün'ün hayal mahsulü mü sanıyorsunuz yoksa?
Bahçede beslediğim iki hanım kızım var mesela.
Kızcağızlarım; bütün kış bahçede yatıp kalktılar, evdeki dişi Ankara kedim Cacık'ın kuru mamalarını güzel güzel paylaştılar.
Ve fakat sonra bahar geldi.
Bizim kız kıza, huzur içinde geçirdiğimiz günlerimiz de böylece sona erdi.
KONU UÇKURSA ŞUUR GİDER
Bahçeyi; katil suratlı, koca kafalı erkek kediler bastı. Neyse "Doğanın gidişatı" dedik, sesimizi çıkarmadık. Olan oldu; iki kız da aynı anda gebe kaldı.
İki ay boyunca, koca göbeklerini sallaya sallaya dolandılar, sonunda gidip yan bahçede doğurdular.
İşte, benim erkek kedi düşmanlığımın başladığı nokta!
O gözü dönmüş, bilmemneresinden başka bir şey düşünemeyen erkek kediler; dişiler süt verdiği sürece çiftleşmediği için, yeni doğmuş bebeklerimizi tek tek kaçırdılar, parçaladılar, yediler, öldürdüler.
Kızların süt dolu memelerini boş, benim gözümü yaşlı bıraktılar.
Pis naletler! Kızlar, bebeklerini doğurdukları yere gidip bir yerleri kokluyorlar, bir de insanın içini titreten sesler çıkarıp benim yüzüme bakıyorlar. "Nereye gittiler?" der gibi...
Şimdi bahçede, iki bebeksiz lohusa; yine başlarına üşüşen, üzerlerinden bir saniye inmeyen, ben hortumla üzerlerine su sıkıp kovalamaya çalıştıkça, hiçbir şey olmamış gibi yerlerinden bile kımıldamayan nursuz erkekler yüzünden çile çekiyorlar...
YALVARMA SESİ
Oysa onlar, şimdi çiçeği burnunda anne olmalıydı.
Bebecikleri yavaş yavaş ayaklanmış, bahçede kelebek kovalamalıydı.
Ben bugün "Kızlaaar ilk anneler gününüz kutlu olsunnn!" deyip, ikisine de konserve mama sürprizi yapmalıydım.
Ama ne oldu; erkekler, malum uzuvlarının refahı için, huzurumuzu bozdu.
Haa bir de, hani bir yerlerde böyle bebek gibi ses çıkaran kedi duyar da; "Ah canıım! Ne oldu, bir şey mi oldu ki?" der, endişeyle sağı solu ararız ya...
İşte onu da artık öğrenmiş bulunuyorum. O ses; bir erkeğin, dişiyi köşeye sıkıştırdığı ama bir türlü 'katlayacağı' pozisyonu yaratamadığında çıkardığı yalvarma sesiymiş meğer...
BABALAR MÜSAADE EDERSE
Amaaan anlayacağınız ne bölge savaşlarıyla, ne şiddete eğilimleriyle, ne uçkurlarına olan bu şuursuz düşkünlükleriyle, ne de kaba sabalıklarıyla; bizim cinsin erkeklerinden pek de farkları yok aslında!
Çileyi, kahrı çeken de hayvan olsun, insan olsun, hep dişiler!
Bu yüzden, ben bugün; kuyruklu, bıyıklı, dört ayaklı, kanatlı, solungaçlı tüm konuşan konuşamayanların ve de doğuran doğur( a)mayanların anneler gününü canı gönülden kutluyorum.
'Babalarrr' dünyasında dişi kişi olarak sağlam kalmak, var olmak, ayakta durmak öyle zor ki...
O yüzden, kutlamakla kalmıyor, bir de bunlarla uğraştığımız için hepimizi tebrik ediyorum!