Özüne dönmek diye buna derim işte! Kuzine sözcüğü anane ve babane anılarında geçen bir kelimeydi benim için. Neye yaradığını bilirdim de, şeklini şemalini çıkaramazdım. İzmir'in bahar tadındaki kışlarında, kaloriferli evlerde pencere açık yaşamaya alışmıştım. Peki ya şimdi? Daha gelmeden "Öyle bir kış yaşayacağız ki popomuz donacak" manasına gelen açıklamalardan sonra beni aldı bir telaş. Malum artık ben bir kasabalıyım. Şehri bıraktım, Alaçatı'ya kaçtım. Peki şimdi ne olacak? 'Klimayla falan geçmez bu kış' dedim ve atalarımın mezarda kulaklarını çınlatmaya karar verdim. Çünkü benim de evime birkaç gün sonra bir kuzine kurulacak! Çıtır çıtır yanan odun sesi, üzerine atılmış kestaneyle karışık portakal kabuğu kokusu... Pek yakında bu sinemada. Bunu duyan arkadaşlarım "Kuzineni kur da gelip ilkokul kitaplarındaki kış evi manzarasını yaşayalım" diyorlar. İnsanoğlu medeniyet yolunda ilerledikçe, aslında ruhu buna inat gerilemek istiyor. İşte kanıtı: Bizim kuzine heyecanı. Yalnız dur sen, bu acemilik ve sakarlıkla bütün mahalleyi tutuşturmayayım da...