Bu senenin en popüler etkinliği moda haftalarından daha çok Milano Design Week'ti. Moda dünyasından da pek çok kişi geçtiğimiz günlerde sona eren bu etkinlikte yer aldı. Sadece bu da değil. Özellikle son dönemde moda tasarımı dünyasıyla mimari ve dekorasyon dünyası sıklıkla yan yana yer alıyor. Hatta lüks modaevleri ve ünlü moda tasarımcıları inşaat projelerine imza atıyor. Yaz sezonuna adım atmadan önce arka arkaya moda ve mimari birleştiren konular medyada yer alınca. Bu işi biraz daha derinlemesine incelemek istedim. Tanıdığımız birçok lüks modaevinin ve markanın, tanıdığımız birçok moda tasarımcısının üniversitede mimari ve iç mimari eğitimini aldığını öğrendim.
Raf Simons'ın moda eğitimi yok; ama tasarıma girişi de zaten klasik bir moda okulundan olmadı. Belçikalı tasarımcı önce endüstriyel tasarım okudu. Bu önemli, çünkü endüstriyel tasarım ile mimarlık aynı düşünme biçimine yaslanır: nesneyi, oranı, yüzeyi, işlevi ve strüktürü birlikte ele alır. Simons mezun olduktan sonra bir süre mobilya ve iç mekân tasarımı alanında çalıştı. Hatta modaya geçişi de tam burada başladı. Genç tasarımcılarla, stilistlerle ve özellikle Belçika moda çevresiyle kurduğu temas, onu giderek giyim tarafına yaklaştırdı. Bir noktadan sonra nesne tasarlamaktan çok, beden için tasarlamakla ilgilendiğini fark etti ve yönünü tamamen modaya çevirdi.

Tom Ford denince akla ilk olarak seksapel, kontrol ve kusursuz gece silüeti gelir. Ama onunda çıkış noktası mimarlık. Parsons'ta iç mimarlık eğitimi aldı; hatta kendi anlattığına göre, bir noktada bina modellerinin içindeki küçük figürlerin ne giyeceğine, binanın kendisinden daha çok kafa yorduğunu fark etti. Onu modaya götüren kırılma da tam buydu. Gucci'de 1990'larda yarattığı o canlı çarpıcılık, kadrajı çok iyi kurulmuş bir iç mekan gibi çalışır.

Hem Diesel'in hem de Maison Margiela'nın kreatif direktörü olan Glenn Martens, modaya doğrudan moda eğitimiyle başlamadı. Belçikalı tasarımcı önce Sint-Lucas School of Architecture'ta interior design (iç mekan tasarımı) okudu. Kendi anlattığına göre, okul gezilerinden birinde Marie-José Van Hee'nin (Belçikalı mimar) Antwerp'teki Royal Academy of Fine Arts binasında yaptığı yenilemeyi görünce, Belçika'da bu kadar güçlü bir moda okulu olduğunu fark etti. O ana kadar moda onun asıl rotası değildi. İç tasarım okuyan, elinde sandalyeler, banyolar ve mutfak çizimlerinden oluşan bir portföyle yaşayan bir öğrenciydi. Sonra Antwerp Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi'nin giriş sınavına girdi; kabul edildi ve oradan sonra yönü tamamen değişti. Bu geçmişi onun tasarımlarında da çok net hissediliyor.

Virgil Abloh, moda dünyasında son dönemin en dikkat çekici isimlerinden biriydi. 2021 yılında hayatını kaybetti ancak onun sektöre yönelik bakış açısı hiç unutulmadı. Off White markasının kurucusu ve ölümüne kadar Louis Vuitton markasının erkek koleksiyonlarının tasarımcısı olan Abloh aslında Wisconsin- Madison Üniversitesi'nde inşaat mühendisliği eğitimi aldı. Ardından Illinois Institute of Technology'de mimarlık yüksek lisansı yaptı. Mimarlık okurken bir yandan tişört tasarlayan Abloh'un hayatı mezuniyetinin ardından Kanye West ile tanışıp çalışmaya başlamasıyla değişiyor.

GİYİM TRENDLERİNE YÖN VERDİLER
Moda dünyasının efsanevi isimlerinden Pierre Balmain'in hikayesi doğrudan mimarlıkla başlıyor. Paris'e École des Beaux-Arts'ta mimarlık eğitimi aldı. Balmain lüks modaevinin kurucusu Balmain, bu eğitimiyle tüm bir moda tasarımı sürecine yön veriyor. Balmain'in modasında "hareketin mimarisi" diyebileceğimiz bir fikir var.

Mimarlıkla modanın birbirine en doğrudan geçtiği isimlerden biri kuşkusuz Gianfranco Ferré. Ünlü moda tasarımcısı Milano Politeknik'te mimarlık okudu; mezuniyetinin ardından da bir süre bu alana yakın işlerle temas etti. Zaten ona yıllar boyunca 'modanın mimarı' dendi. Ferré'nin tasarımlarında beyaz gömlek bile yalnızca gömlek gibi durmaz; taşıyıcı bir yapı, kurulmuş bir cephe, neredeyse matematiksel bir denge gibi çalışır. Domus Academy ve Politecnico di Milano'nun kendi anlatıları da Ferré'nin çizgisini özellikle geometri, hacim ve yapısal netlik üzerinden okuyor.
Pierre Cardin, Paris'e taşındığında mimarlık eğitimi aldı; ardından Paquin, Schiaparelli ve Dior atölyelerinden geçen bambaşka bir kariyer başladı. Ama Cardin'i diğerlerinden ayıran şey, mimarlığı yalnızca oran ve yapı olarak değil, aynı zamanda gelecek düşüncesi olarak modaya taşımasıydı. Onun uzay çağına göz kırpan elbiseleri, dairesel kesimleri, küresel kaskları ve bedenden hafifçe kopuk duran formları yalnızca fantezi değildi; mimari ve endüstriyel düşüncenin modaya sızmış haliydi.

André Courrèges teknik olarak mimarlık değil, inşaat mühendisliği okudu. Ama onun modası zaten tam da bu teknik disiplini ele verir. 1940'ların ortasında mühendislik eğitiminin ardından Paris'e gitti, kısa süre sonra da Cristóbal Balenciaga'nın yanında çalışmaya başladı. On yıl boyunca kesim ve yapı öğrendi; sonra kendi moda evini kurdu. Bugün hâlâ Courrèges denince akla gelen o beyaz botlar, geometrik mini elbiseler, A-line formlar ve uzay çağı estetiği, romantik couture'den çok teknik tasarım zekâsına dayanıyor.
Thierry Mugler Strasbourg Dekoratif Sanatlar Okulu'nda iç mimarlık eğitimi aldı. Bu bilgi Mugler'nin tasarım dilini düşününce çok anlamlı hale geliyor. Çünkü onun modasında beden hiçbir zaman yalnızca giydirilmez; yeniden inşa edilir. Sert omuzlar, daralan beller, kabuk gibi saran korseler, keskin kıvrımlar ve neredeyse bina cephesi gibi yükselen silüetler. Mugler kadını süslemekten çok, biçimlendiriyor.
TÜRK MODACILAR ARASINDA BAŞARILI ÖRNEKLER VAR
Türk moda tarihinde mimarlık ya da iç mimarlık eğitimi alıp bunu doğrudan tasarım diline taşıyan en net isimlerden biri Nedret Taciroğlu. İstanbul'da doğan tasarımcı, Mimar Sinan Üniversitesi İç Mimarlık bölümünden mezun oldu. Taciroğlu'nun modaya girişi de doğrudan couture üzerinden olmadı. Mezuniyetin ardından önce 1976'da modellik yaptı; birkaç yıl sonra ise Nedo Leather'ı kurarak deri tasarımı, üretimi ve ihracatı üzerinden kendi çizgisini oluşturmaya başladı.

Türk moda tasarımında mimarlık eğitimi alıp bunu doğrudan tasarım diline taşıyan en net isimlerden biri de Niyazi Erdoğan. Tasarımcı, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde lisans eğitimini tamamladı; daha sonra aynı alanda, özellikle mimarlık tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Yani onun modaya gelişi, bambaşka bir disiplinden gelen yüzeysel bir yön değişikliği değil; yapıyı, tarihi ve oranı çok iyi bilen bir tasarımcının bedene yönelmesi gibi okunmalı. Erdoğan'ın kendi söyleşilerinde de bu geçişin altı çiziliyor: 1999'da mimarlık eğitimini bitirdikten sonra bir süre bu alanda çalıştı, ardından modaya daha güçlü biçimde yöneldi. 2003'te ITKIB yarışmasında finale kalması da bu geçişin ilk görünür eşiklerinden biri oldu.
Modaya başlamadan önce mimarlık eğitimi alan Türk tasarımcılardan biri de Rıfat Özbek. İstanbul doğumlu tasarımcı, 1970'lerin başında İngiltere'ye giderek Liverpool Üniversitesi'nde mimarlık okumaya başladı. Üniversitenin kendi arşivine göre bu eğitimi tamamladıktan sonra Londra'ya geçti ve Saint Martin's School of Art'ta moda eğitimi aldı. Yani Özbek'in hikayesi, modaya en baştan verilmiş düz bir rota değil; önce yapıyı, oranı ve mekânı öğrenip sonra bedene yönelen bir tasarımcının hikayesi. Britanya moda tarihinde iki kez Yılın Tasarımcısı seçilmesi de bu özgün dili ne kadar erken kabul ettirdiğini gösteriyor. Özbek'in kariyeri de bu geçişin ne kadar sağlam olduğunu kanıtlıyor.