İzharü'l-Hak kim tarafından yazılmıştır?

Müslümanlar tarafından Hıristiyanlığa yazılan reddiyeler arasında önemli bir yeri olan İẓhârü'l-ḥaḳ, İngilizler'in Hindistan'ı işgali döneminde misyonerlerle yapılan dinî tartışmalar neticesinde ortaya çıkmıştır. Rahmetullah, öğrenimini tamamladıktan sonra Hıristiyanlığa reddiye mahiyetinde çeşitli eserler yazmaya başlamış, ilk olarak Farsça İzâletü'l-evhâm'ı kaleme almıştır. Ardından, İslâm aleyhinde Mîzânü'l-ḥaḳ adıyla bir eser yazan misyoner Karl Gottlieb Pfander ile 1854'te bir ilmî tartışma yaparak ün kazanmıştır. Sipahi ayaklanmasındaki rolünden dolayı 1858'de İngilizler'in takibatına uğradığı için Mekke'ye giden Rahmetullah burada bir medrese kurmuş, bu arada Ahmed b. Zeynî Dahlân kendisinden, müslümanlarla hıristiyanlar arasında en çok tartışılan konularla ilgili olarak Urduca ve Farsça kaleme aldığı kitaplarındaki beş meseleyi Arapça'ya çevirmesini istemiştir (İẓhârü'l-ḥaḳ, s. 36, 47). Sultan Abdülaziz de 1864'te onu İstanbul'a davet etmiş ve aynı konudaki arzusunu dile getirmiştir. Böylece Rahmetullah el-Hindî, Mekke'de başladığı eserini 1864'te İstanbul'da tamamlamıştır.

Yazar, bir mukaddime ile altı bölümden meydana gelen kitabının mukaddimesinde daha çok Protestanlar'ın Kitâb-ı Mukaddes tercüme, tefsir ve tarihiyle ilgili eserlerinden nakiller yaptığını, zira Hindistan'da onların bulunduğunu ve onlarla tartıştığını belirtir. Ayrıca Protestanlar'ın kitaplarında çeşitli düzeltme ve ilâveler yaptıklarını söyler ve nakillerde bulunduğu eserlerin listesini verir (s. 48-49). Bazı yerlerde kullandığı sert ifadeler için mâzur görülmesini isteyen müellif, Hz. Îsâ'nın da Yazıcılar'a ve Ferîsîler'e karşı ağır ifadeler kullanmasını, Luther'in Katolikler'i tekfir etmesini, Zwingli'nin Luther'i tenkidini örnek olarak gösterir (s. 51-56). Bu arada Protestan misyonerlerinin, bazı yanlışları ön plana çıkararak kendi görüşlerine aykırı fikirler taşıyan eserleri tamamıyla hatalı gibi gösterdiklerini belirtir. Vahiy ve ilhama dayanmayan eserlerde hata bulunabileceğini, Luther'in Kitâb-ı Mukaddes tercümesinde de pek çok yanlışın bulunduğunu, bunun hıristiyanlarca da ortaya konduğunu ifade eder. Kendisi de Pfander'in Mîzânü'l-ḥaḳ adlı eserindeki çeşitli hataları eleştirir.

Eserin birinci bölümünde Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd'i teşkil eden kitapların isimleri ve sayıları hakkında bilgi veren Rahmetullah el-Hindî, bu kitaplardan bazılarının sıhhati konusunda hıristiyanlar arasındaki farklı görüşleri nakleder. Yahudi ve hıristiyanların, Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd'i oluşturan kitaplardan hiçbirinin nisbet edildikleri yazarlara ait olduğuna dair delillerinin bulunmadığını, ayrıca bu kitapların daha sonraki nesillere intikalini gösteren sened zincirine sahip olmadığını belirtir. Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd'de tesbit ettiği 124 çelişkiyle 110 hataya işaret ederek bunların ilham mahsulü olamayacağını ileri sürer. İkinci bölüm Tevrat ve İncil'in tahrifiyle ilgilidir. Tahrifin lafzî ve mânevî olmak üzere iki türlü olduğunu söyleyen Rahmetullah'a göre mânevî tahrifin mevcudiyetini hıristiyanlar da kabul eder. Yazar, lafzî tahrifin ya ibarelerin yerlerini değiştirme veya ilâveler yapma yahut da bazı ibareleri çıkarma şeklinde olduğunu belirterek Tevrat ve İncil'deki lafzî tahriflerden örnekler verir. Üçüncü bölümde nesih meselesi incelenmiştir. Ahd-i Atîk'teki bazı hususların mensuh, bazı hikâyelerin gerçek dışı olduğuna dikkat çeken müellif İncil'in Tevrat'ı neshettiğine dair Pavlus'un görüşünü nakleder; Mûsevî ve hıristiyan şeriatlarında neshin mevcut olduğunu örnekleriyle ortaya koyar. Dördüncü bölüm teslîs problemine ayrılmıştır. Burada önce aklî delillerle, daha sonra da bizzat Hz. Îsâ'nın sözleriyle teslîsin mümkün olamayacağı savunulur. Beşinci bölümde Kur'an'ın Allah kelâmı ve mûcize oluşu üzerinde durulur, papazların Kur'an ve hadislere yönelik tenkit ve şüpheleri reddedilir. Eserin altıncı bölümü, Hz. Muhammed'in peygamberliğiyle bu konuya dair Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd'de yer alan müjdelerle ilgilidir.

Rahmetullah el-Hindî'nin İẓhârü'l-ḥaḳḳ'ı klasik reddiyelerden oldukça farklıdır. Eserde, bizzat hıristiyanlarca kaleme alınan ve çeşitli farklılıklar ihtiva eden Kitâb-ı Mukaddes tercüme ve tefsirleri kaynak olarak kullanılmıştır. Diğer taraftan müellif Kitâb-ı Mukaddes apokriflerinden, Katolikler'le Protestanlar arasında, ayrıca bizzat Protestanlar'ın kendi içinde mevcut ihtilâflardan da haberdardır; ayrıca Kitâb-ı Mukaddes'in orijinalliği ve otantikliğiyle Hıristiyanlık inançlarına şüpheyle bakan düşünürler hakkında da bilgi sahibidir. Rahmetullah, bütün bu materyalleri kullandığı gibi kendisinden önce reddiye yazanların ortaya koydukları malzemeden de faydalanmıştır.

İẓhârü'l-ḥaḳ, sahasında önemli bir eser olup daha sonraki reddiyeler için de kaynak teşkil etmiştir. Harputlu İshak Efendi Ziyâü'l-kulûb'da, Abdurrahman Bâçecîzâde el-Fârıḳ beyne'l-maḫlûḳ ve'l-ḫâliḳ adlı eserinde, Muhammed Ebû Zehre Muḥâḍarât fi'n-Naṣrâniyye'de, Abdurrahman el-Cezîrî Edilletü'l-yaḳīn fi'r-red ʿalâ Kitâbi Mîzâni'l-ḥaḳ ve ġayrihî min meṭâʿini'l-mübeşşirîne'l-Mesîḥıyyîn fi'l-İslâm'da, Abdülvehhâb en-Neccâr Ḳaṣaṣü'l-enbiyâʾda, M. Reşîd Rızâ Tefsîrü'l-Menâr'da, Nebhânî Ḥüccetullāh ʿale'l-ʿâlemîn'de ondan iktibaslarda bulunmuşlardır. İẓhârü'l-ḥaḳ hıristiyanlar tarafından da üzerinde durulan bir kitap olmuş, bir grup Amerikalı misyoner esere el-Hidâye adıyla bir reddiye yazmıştır (Kahire 1902). İlk defa Arapça olarak İstanbul'da yayımlanan eserin (1281) daha sonra çeşitli baskıları yapılmıştır (İstanbul 1304, 1306; Kahire 1294, 1305, 1309, 1315, 1316, 1317, 1384, 1406; Karaçi 1992; nşr. Muhammed Ahmed Muhammed Abdülkādir, I-IV, Riyad 1414/1994).

İẓhârü'l-ḥaḳ, II. Abdülhamid'in isteği üzerine Nüzhet Efendi ve Ömer Fehmi tarafından İbrâzü'l-hak adıyla Türkçe'ye çevrilmiş (İstanbul 1293), bu çeviri daha sonra İzhârü'l-Hak Tercümesi adıyla sadeleştirilerek neşredilmiştir (İstanbul 1972). Eser ayrıca Fransızca'ya (Izhar ul-Haqq ou manifestation de la vérité d'El-Hage R. U de Delhi, Paris 1880) ve çeşitli Batı dillerine de çevrilmiş, bu arada Mevlânâ Şeyh Ekber Ali tarafından Urduca'ya, Şeyh Gulâm Muhammed er-Randîrî tarafından Gucerât diline tercüme edilmiştir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN